Kartal kurdu koyun zannederse, yukarıdan ancak yere çakılır.
Anne
200 söz bulundu
Annenin duası seccadeden arşa, arştan yüreğine düşer.
Babannem hep derdi acı iştahı açar diye harbiden de öyleymiş insan acı çektikçe daha çok istermiş.
DUYGUSAL SEVGİLİ Sabah uyandığında midesinde bir yanma hissetti. Yanmanın nedeni akşam yedikleri değil, uyanır uyanmaz bugün yapacaklarının aklına gelmesiydi. Bugün 2 yıldır götürmeye çalıştığı bir birlikteliği bitirecekti. Aslında bunu yapmakta geç bile kalmıştı. 'Bitmeli dedi içinden, her gün bu tatsız uyanış bitmeli.' Genç adam bunları düşünürken suratı şekilden şekle giriyordu. Süratle giyinerek dışarı çıktı. Bugüne kadar hiç bekletmemişti onu, şimdi de bekletmemeliydi. İstanbul, soğuk ve yağmurlu bir Nisan ayı yaşıyordu. Genç adam gökyüzüne bakarak iç geçirdi; 'Bulutlar bizim yaşayacaklarımızı biliyor. onlar bile ağlıyor halimize...' BULUŞMA VAKTİ Artık Kadıköy iskelesindeydi. Birkaç dakikalık beklemeden sonra karşıdan kız arkadaşının geldiğini gördü. Şimdi midesindeki ağrı daha da artmıştı. Beşiktaş'a geçtiler. Yolculuk sırasında hiç konuşmadılar. Genç kız, sevgilisinin bu durgunluğuna anlam verememişti. Nereden bilecekti bugün ayrılık çanlarının çalacağını... Beşiktaş'a geldiklerinde bir cafede oturdular. Genç kız anlamıştı sevgilisinin kendisine bir şey söylemek istediğini. 'Bana bir şey mi söylemek istiyorsun' diye sordu. Genç adam, gözlerini kaçırarak 'Evet' dedi. Genç kız heyecanlanmıştı, biraz da sinirlenerek 'Söylesene, ne diye bekliyorsun' dedi. Genç adam içini çektikten sonra 'Sence biz nereye kadar gideceğiz?' diye sordu. Genç kız, 'Bunu sorma gereğini niye duydun?' diye yanıt verdi. Genç adam söze başladı... ''Birkaç ay önce akşam 23:00 civarında sana telefon açıp senin için yazdığım şiiri okumak istemiştim. Sen bana 'Sırası mı şimdi canım yaa, işin gücün yok mu?' demiştin. Biliyor musun o an nakavt olan bir boksör gibi hissettim kendimi. Özür dileyip telefonu kapatmıştım. Daha sonra da bu şiiri benden hiç istememiştin. Geçenlerde hasta olup yataklara düştüğümde arkadaşlarımla birlikte sen de gelmiş, Meralin 'Sen şanslısın, sevgilin sana bakar' sözüne 'İşim yok da sana mı bakacağım, annen baksın' demiştin. Hatırladın mı?'' DUYGUSALLIĞI SEVMEM Genç kız, 'Biliyorsun ben duygusallığı sevmiyorum. Hem hasta bakıcı gibi göründüğümü de kimse söyleyemez' diye yanıtladı. Genç adam güldü, 'Evet canım haklısın. Zaten olmak istesen de bu kalbi taşıdığın sürece hasta bakıcı, hemşire falan olamazsın.' Genç adam devam etti... Bana şimdiye kadar kaç kere sabahın erken saatlerinde güzel sözcüklerden oluşan bir mesaj çektin? Hiç... Hatta günün hiçbir saatinde çekmedin. Duygusallığı sevmeyebilirsin. Ama sen seni seven insanları da mutlu etmeyi sevmiyorsun. Halbuki ben senin tam tersine kendimden çok insanları mutlu etmeyi seviyorum. Seni tanıdığımdan beri her sabah, her akşam, her gece yani seni andığım her saat tatlı bir mesajım vardı senin için biliyor musun? Seninle ben AKLA KARA gibiyiz.' Genç kız anlamıştı, 'Yani ne istiyorsun benden şair olmamı mı?' Genç adam tekrar gülümsedi içinden. Dün gece verdiği ayrılık kararının ne kadar doğru olduğunu düşündü. 'Hayır' dedi, 'Şair olmanı istemiyorum. Olamazsın da... BİZ AYRILMALIYIZ. Ayrılırsak ikimiz için de en hayırlısı olacak.' Genç kız şaşırmıştı, 'Neden ama? Ben seni seviyorum. Senin de beni sevdiğini sanıyordum.' Genç adam iç çekerek 'Hayır canım, sen beni sevdiğini sanıyorsun. Eğer beni sevseydin şimdi başka şeyler konuşuyor olurduk' dedi. Genç kızın gözleri yaşarmıştı. Genç adam cebinden çıkarttığı mendili uzattı, genç kız gözyaşlarını silerek 'Sen bilirsin, umarım beni bir başkası için bırakmıyorsundur...' dedi. Genç adam 'Nasıl böyle bir şey düşünürsün, senden başka kimse olmadı ve uzun zaman da olacağını sanmıyorum' yanıtını verdi. Genç adam ve genç kız iki sevgili olarak oturdukları masada artık iki yabancıydılar. Birkaç dakika sessizce oturduktan sonra Genç kız, 'Kalkalım istersen' dedi. Genç adam 'Ben biraz daha burada kalmak istiyorum, istersen sen kalkabilirsin' diye yanıtladı. Genç kız 'Tamam o zaman sana mutluluklar dilerim' diyerek elini uzattı. Genç kızın sesi ve eli titriyordu. Genç adam, 'Istersen arkadaş kalabiliriz' dedi ve birbirlerine son kez sarıldılar. "BEN DOĞRU YAPTIM..." Genç adam doğru yaptığına inanıyordu. Eve döndüğünde yürümekten bitap bir haldeydi. Odasına girdi. Gece bitmek bilmiyordu. Sabah erken kalkıp işe gidecekti, uyumalıydı. Birkaç saat sonra uykuya dalmayı başardı. Sabah 7'de saatin ziliyle uyandı. Evden çıkacağı zaman cep telefonuna baktı, mesaj ve 10 cevapsız arama vardı. Yorgun olduğu için duymamıştı telefonun sesini. Aramalar ve mesaj sevgilisindendi. Heyecanla mesajı açtı, şunlar yazıyordu: SADECE ONLARI SEVMEYİ SEVDİM, HEPSİNİ ONLARSIZ YAŞADIM DA, BİR SENİ SENSİZ YAŞAYAMIYORUM, BU AŞKI TEK KALPTE TAŞIYAMIYORUM, SANA YEMİN GÜZEL GÖZLÜM, BİR TEK SENİ SEVDİM, VE SENİ SEVEREK ÖLECEĞİM, ELVEDA BİRTANEM... Genç adam şaşırmıştı. Onu tanıdığı günden beri ilk defa şiir alıyordu ve üstelik sabahın beşinde yazmıştı. Heyecanla onu aradı, telefonu yabancı bir ses açtı. Genç adam ''Nalan'la görüşebilir miyim?'' dedi. Ama karşısındaki ağlıyordu, hıçkıra hıçkıra hem de... 'Ben onun annesiyim yavrum, kızım bu sabah intihar etti. Gece sabaha kadar birilerini arayıp durdu. Sabah odasının ışığını sönmemiş görünce girdim. Yavrum kendini asmıştı...' YIĞILIP KALDI Genç adam beyninden vurulmuşa döndü. Bir gün önceki mide ağrısının iki katını çekiyordu şimdi. Olduğu yerde yığılıp kaldı... Birkaç ay sonra iki doktor konuşuyordu hastanede. Doktarlardan biri diğerine karşıdaki hastanın durumunu soruyordu. Doktor yanıt verdi... Haaa o mu? Üç ay önce getirdiler. Kendisi yüzünden bir kız intihar etmiş. O günden sonra cep telefonunu elinden hiç bırakmamış. Devamlı bir şeyler yazıp birine yolluyor. Geçenlerde merak ettim. O uyurken gönderdiği numarayı aradım. Numara 3 ay önce iptal edilmiş. Gelen mesajlarda bir şiir var. Bu adam duygusal mı bilmem ama benim anladığım kadarıyla şiiri yazan çok duygusal biriymiş... "ÇEVRENİZDEKİ İNSANLARIN NE HİSSTTİĞİ YA DA NE DÜŞÜNDÜĞÜNDEN OKADAR EMIN OLMAYIN, BAZEN BİR KALBİN, İÇİNDE NELER SAKLADIĞINI ÖĞRENDİĞİNİZDE HERŞEY İÇİN ÇOK GEÇ OLABİLİR."
Daha henüz 18 yaşındaydı ama hayatının sonundaydı. Tedavisi mümkün olmayan ölümcül bir kansere yakalanmıştı. Kahır içinde eve kapatmıştı kendini. Sokağa çıkmıyordu. Annesi, bir de kendisi. O kadardı bütün hayatı. Bir gün fena halde sıkıldı, dayanamadı, attı kendini sokağa. Bir yığın vitrin önünden geçti, tam bir CD satan dükkânı da geride bırakmıştı ki, bir an durdu, geri döndü, kapıdan içeri, gözüne hayal meyal takılan genç kıza bir daha baktı. Kendi yaşlarında harika bir genç kızdı tezgâhtar. Hani, ilk bakışta aşk derler ya, öyle takılıp kalmıştı işte. İçeri girdi. Kız, gülümseyerek koştu ona; "Size nasıl yardım edebilirim?" diye. Nasıl bir gülümsemeydi o. Hemen oracıkta sarılıp öpmek istedi kızı. Kekeledi, geveledi, sonra "Evet!" diyebildi. Rastgele birini işaret ederek; "Evet, şu CD'yi bana sarar mısınız?" dedi. Kız CD'yi aldı, içeri gitti, az sonra paketle geri geldi. Genç kızdan aldı paketi, çıktı dükkândan, evine döndü. Paketi açmadan dolabına attı... Ertesi sabah gene gitti aynı dükkâna. Gene bir CD gösterdi kıza, sardırdı, aldı eve getirdi, attı paketi dolaba gene açmadan. Günler hep alınıp, sardırılan CD'lerle geçti. Kıza açılmaya bir türlü cesaret edemiyordu. Annesine açıldı sonunda. Annesi; "Git konuş oğlum, ne var bunda?" dedi. Ertesi sabah bütün cesaretini topladı, erkenden dükkâna gitti. Bir CD seçti. Kız gülerek aldı CD'yi, arkaya gitti paketlemeye. Kız içerdeyken bir kâğıda "Sizinle bir gece çıkabilir miyiz?" diye yazdı, altına telefon numarasını ekledi, notu kasanın yanına koydu gizlice. Sonra, paketini alıp kaçtı gene dükkândan. İki gün sonra evin telefonu çaldı. Anne açtı telefonu. Dükkândaki tezgâhtar kızdı arayan. Delikanlıyı istedi, notunu yeni bulmuştu da. Anne ağlıyordu. "Duymadınız mı?" dedi. "Dün kaybettik oğlumu." Cenazeden birkaç gün sonra anne, oğlunun odasına girebildi sonunda. Ortalığa çeki düzen vermeliydi. Dolabı açtı, oraya atılmış bir yığın açılmamış paket gördü. Paketleri aldı, oğlunun yatağına oturdu ve bir tanesini açtı. İçinde bir CD vardı, bir de minik not..."Merhaba, sizi öyle tatlı buldum ki, daha yakından tanımak istiyorum. Bir akşam birlikte çıkalım mı? Sevgiler... Jacelyn "Anne, bir paketi daha açtı, onda da bir CD ve bir not vardı: "Siz gerçekten çok tatlı birisiniz, hadi beni bu gece davet edin, artık. Sevgiler... Jacelyn " SEVDİĞİNİZİ BELLİ ETMEKTE VE SÖYLEMEKTE GEÇ KALMAYIN!
Bir hiçken annemle babamın birkaç dakikalık sevgisinden oluverdim.Derken 9 ayda dünyaya geldim.Anneme onun kokusuna, sütüne muhtaçtım. Aylar sonra yürümeye başladığımda bir koltuk kenarına muhtaçtım. Deken koşmaya başladım; koşarkende beni kollayan birine muhtaçtım. Yıllar geçti okul çağı geldi çattı ve öğrenmek içinbi öğretmene muhtaçtım.Derken ergenlik çatkapı misali geldi ve birden bebek oldum anneme muhtaç kaldım. Eee sürekli aynı seviyede okuyacak değiliz derken lise geldi. Büyüdük ya kimseye muhtaç değiliz olmayacağızda. Sevdim; çok sevdim ve şimdi yine birine muhtacım. Sevdiğime! Hayat işte eninde sonunda beni bir şeylere muhtaç etmeyi başardı. Artık tek muhtacım sen olduğun, bu lanet dünyada beni umut etmeye muhtaç etme.
Zannetme ki gözlerim sana baktıkça bıkacak, ölsem de ruhum seninle kalacak, kapanırsa gözlerim senden önce bu hayata, inan ki son sözüm seni seviyorum olacak.
Ağlamak istedim, ağlamanı istedim. Bu oyunda yenilen tek ben değilim, senin umutların, senin geleceğin, senin yüreğin. Bunun için ağladım, ağlamanı istedim. Ben seni Nazım Hikmet'in şiirlerinde buldum, sairlerin sevdiği gibi bende seni sevmek istedim, sen ise beni görülmeyen alevle, duyulmayan yalanla, beyine sığmayan zalimlikle, sana yakışmayan hareketlerinle yaktın beni. Geceleri ağlamadım, gittiğine üzülmedim, seni herkesten, her şeyden daha çok sevdim. Artık benim sana aşık olduğum kadar aşık olabilecek başka birisini hiç bir zaman bulamazsın. Sen ağlarsan ben gülerim diye düşünme. Seni düşünmek yok artık, sen artık benim için yabancı birisi. Sen diye kucağına koşmak, sen diye yastığımı bağrıma basmak, beklemek denilen kavram yok artık. Ah.. meleğim, geceleri seni hatırlamak; bir kere yasamak, bin kere ölmek. Seni özlemek yok artık. Bal gibi dudaklarını, pamuk ellerini, sıcak nefesini özlemek, Allah’ın en güzel eseri olan gözlerine bakmak, seninle bir olmak, birlikte olmak, seni gizlemek bitti artık. Kuşlardan, güllerden, arkadaşlarımdan seni kıskanmak, deli gibi seni herkesten gizlemek ve öyle bütün hayati yasamak, en sonunda seni kaybetmek, bulduğumdan sonra bile seni kaybetmek, yanılmak. Beni yakan, beni solduran bu iste. Bağırırsam da duyamasın ki beni.. Tanıyamıyorum artık seni, gösterdin maskenin altındaki gerçek yüzünü. Git artık gideceğin gerçek ise, arkana bakma olup-bitenler için. Sadece basari, sadece mutluluk, sadece eğlence değil, bu hayatta MUTSUZLUKTA insanlar için. Git artık gideceğin gerçek ise. Pişman etme anlamsız sevginin sonunu. Sensizde devam ederim hayatıma, düşmanım olsa da ellerinde bir kere bile bakmam yüzüne. Zannetme her zaman ağlar gezerim diye, yenilen yüreğim olsa bile, yenen yine ben kendim. Geçmişini unutma geleceğin için, bu hayatta MUTSUZLUKTA insanlar için. Ağlamak istedim, ağlamanı istedim.
Bir gün dilenci gibi geleceğim kapına ürkerek basacağım zile, "anne bir dilenci" diyeceksin para vermek isteyeceksin "param var" diyeceğim bir dilim ekmek uzatacaksın "karnım tok" diyeceğim "öyleyse ne istiyorsun" diyeceksin "yıllar önce çaldığın kalbimi geri ver" diyeceğim.
Küçükken bir gün annem kalbim çok yorgun benim demişti o zamanlar annemin ne demek istediğini anlayamamıştım. Ama çok merak etmiştim annemin kalbinin neden her gün yorulduğunu bilmek istedim... Biraz yürüyünce ayaklarımız yorulabilirdi yada çok okuyunca kafamız yorulabilirdi ama insanın her gün gönlü nasıl yorulabilirdi? GÖNLÜM ÇOK YORGUN BENİM Annem bu lafı dedikçe bir köşeye çekilir annemin acısı ağrısı var sanıp ağlardım. Bir şey yapamadığım için de üzülürdüm. Gönül neydi annemin neresindeydi neden acıyordu ve yorgundu? Okulda bir gün yine derse dalmış öğretmeninin anlattıklarını dinlerken sanki koluma iğne batırılmış gibi birden sıçradım yerimde doğruldum ve gözlerimi de kulaklarımı da dört açarak öğretmenimin anlattıklarını gözlerimi kırpmadan dinlemeye başladım. Öğretmen dolaptan boynundan beline değin ön bölümü açık bir insan maketi çıkarmış masasının üstüne koymuştu. Makete bakıldığında bir insanın boyun bölgesiyle bel bölgesi arasındaki tüm iç organları açık bir biçimde görülüyordu. Öğretmen tüm organları tek tek tanıtıyor ve tanıttığı organın insan bedenindeki işlevini anlatıyordu. Önce yemek ve soluk borusundan başladı sonra akciğerlere kalbe geçti. Onu anlattıktan sonra mideyi bağırsakları karaciğeri dalağı en sonra da kaburgaları tanıttı ve anlattı. Merakla ve heyecanla sıranın gönüle ne zaman geleceğini bekliyordum. Öğretmen gönül ün hangi organımız olduğunu da anlattıktan sonra o da annemi sürekli üzen bu organı hem görecek hem de onun insan bedeninin neresinde olduğunu öğrenecektim. Öğretmen tüm organları anlattı ama bir türlü gönülden bahsetmiyordu merak ve heyecanımı daha fazla önleyemedim parmağını kaldırıp öğretmenine sordu: Öğretmenim gönül hangi organımızdır ve bedenimizin neresindedir? dedim. Tüm arkadaşlarım bu soru karsısında sasırdılar ve kimileri Gerçekten gönlümüz nerededir? diye kimileri Gönlümüz nasıl bir organdır? diye birbirlerine sormaya başladılar. Öğretmenimiz hem sınıftaki öğrencilerin hem de benim bu sorum karsısında dayanamadı gülmeye başladı. Sonra bana döndü ve sorumu yanıtladı: Gönül diye bir organımız yoktur evladım dedi. O gün derste üç şeyi anlayamamıştım. Önce Gönül organımız neremizdedir? sorusuna öğretmenimin neden güldüğünü anlayamamıştım. Sonra onun gönül diye bir organımız yoktur yanıtını anlayamamıştım. Son olarak da olmayan bir organının yorulduğunu hemen her gün söyleyen annemin bunu neden söylediğini anlayamamıştım. O gün eve gelince okulda öğretmenime sorduğum soruyu ve öğretmenimin bana verdiği yanıtı anlattığımda annemin neden güldüğünü de anlayamamıştım. Gönül ün ne olduğunu ve nerede olduğunu galiba ancak büyüdüğüm de anlayabilecektim... Ve işte büyüdüm ve ne yazık ki gönlüm çok yorgun benim.
Anne; dünyadaki cennetin yer adıdır.
Anne olmak, kalbi bedeninin dışında taşımaktır.
Bir annenin duası, kapıları açan en güzel anahtardır.
Anne kokusu, hiçbir yerde olmayan huzurdur.
Anne kelimesi, en güzel duadır.
Bir anneye ‘teşekkürler’ az gelir.
Anne sevgisi, ödeyemediğimiz en büyük borçtur.
Anne; sustuğunda bile söyleyendir.
Bir annenin gülümsemesi, dünyanın en güzel manzarasıdır.
Annem dünyanın en güzel sözüdür; en güzel duasıdır.
Evlat; anne babanın yüreğinde atan ikinci kalptir.
Anne babanın duası, evladın yolunu açar.
Evlatların huzuru, anne babanın cennetidir.
Anne; yüreğin attığı yerdir.
Bir annenin gülüşü, dünyayı değiştirir.
Anneler günü değil, anneler ömrü kutlanmalı.
Anne; en güzel söz, en güzel dua.
Her gün annemin günü, ama bugün özellikle.
Annem; benim ilk sevgim, son sığınağım.
Bir annenin duası, dünyayı taşır.
Anneler ölmez, sadece çocuklarının kalbinde dönüşür.
Bütün anneler kahraman, benimki süper.
Anneme; iyi ki var, iyi ki annem.
Bir annenin duası, dünyaları açar.
Cennet annelerin ayakları altındadır.
Şehidin annesi ağlamaz, anılır.
Beni başkasıyla görmeye dayanabilecek misin? Artık o benim değil, başkasının diyebilecek misin? Sana düğün davetiyemi getirdiğimde gelebilecek misin? Beni beyaz gelinlikle gördüğünde dayanabilecek misin? Ve yıllar sonra çocuklarım seni gördüğünde - Amca... senin resmin annemin odasında var. Dediklerinde gözyaşlarını tutabilecek misin?
Merhaba, Senin için çok ağladım, çok üzüldüm, kızdım, bağırdım, güldüm. Her şeyi yaptım aklıma gelen... Sadece unutmak için. Ama öyle içindesin ki, söküp atamıyorum seni... Her gece sana anlatıyorum bütün günümü... Önemli bir karar verirken senin ne diyeceğini tahmin ediyorum. Başkalarının yanında mutlu olduğumuz günlerden kısa anılar anlatıyorum sana dair. Sanki çok uzak bir geçmişe bakar gibi. Sanki sen beni evde bekliyormuşsun gibi. Bazen diyorum bu kadar sevilebilmen için senin de sevmen gerekirdi beni. Seviyor deyip, inanıyorum. Sonra şunu ekliyorum usulca, yeteri kadar değil. Beraber yaptığımız planları hatırlıyorum. Gideceğimiz yerleri, hayatımızın nasıl olacağını... Ve aynı düşünceyle bitiriyorum her düşü... Keşke buraya gelmeseydik. Sahi, farklı olur muydu sevgili? Hala beraber mi olurduk, başkalarının etkisi miydi bu ayrılık? Bu kadar dayanıksız mıydı aramızdaki bağ? Veya bu kadar büyük bir uçurum mu vardı aramızda, herkesin aramıza girebileceği? Sorun neydi, kimdeydi? Gerçekten bilmiyorum, ama hala düşünüyorum, sanki çözümü bulsam bir şeyler değişecek gibi... Ben bu kadar değersiz miydim hayatında, sana bütün benliğimi vermişken? Başka ne istedin? Bulduğum en büyük sorun buydu, biliyor musun? Sana her şeyimi vermem. Kendimi tüketerek seni mutlu etmeye çalışmam... Öğrendim ki mutsuz insan, karşısındakini mutlu edemiyor. Seveceksen de ölçülü seveceksin. Ben her şeyi senin üzerine kurarak nasıl abarttıysam durumu, Sen de hep ikinci plana atarak, hep görmezden gelerek bitirdin bizi? Şimdi kötü günleri düşününce en çok "Git" deyişin geliyor gözümün önüne... Ben böyleyim, işine gelmiyorsa kapı orada demen... Sonra diyorum işte sana tekrar güvenemeyecek olmamın sebebi bu... Nasıl bir garantisi olabilir ki mutluluğun... Senin ısrar edemeyişin de bundan aslında... Biliyorsun beraber mutlu olamayacağımızı... Mutluluk kavramlarımızın birbirine çok uzak olduğunu... Benim mutluluğum çok sakin, çok huzurlu... Sen ben kızımızın olduğu bir dünya... Seninse mutluluğun, çevrenin ne düşündüğü, dışarıda mutlu olmak, milletin bizi mutlu görmesi... Sen benim sevgime karşılık veremeyeceğini biliyorsun, ne kadar istesen de... Seni benim kocam ve kızımın babası olmak mutlu etmeyecek... Sen annenin, babanın okumuş tek oğlusun... Her düşündüğün onların ne düşüneceğine bağlı... Beraber aldığımız şeyler, bizim ortak anılarımız değil, senin sahip olup ne kadar iyi bir evlat olduğunu gösterme şeklin... Olmayacak biliyorum, sen asla tüm gemileri yıkacak cesareti bulamazsın... Oysa gözümde öyle güçlüydün, o kadar doğruydun ki, gerçekten sadece senin doğrularınla hareket ettiğin günleri özlüyorum. O günleri düşününce engel olamıyorum gözyaşlarıma... Internette gördüğüm kedi, köpek bile olsa; aile olan fotoğrafları görünce içim cız ediyor... Küçük bir bebek görünce biliyorum ki benim bir bebeğim daha olmayacak asla... Bazen çok üzülünce kardeşimi arıyorum, sadece ağlıyorum, bir kısmını anlıyor. Sonra kızımı düşünüyorum, o ileride ağlamak isteyince kimi arayacak? Bana geçenlerde marketten kardeş almayı önerdi. Gerçekten akıllı, "Anne, kardeş alıp senin karnına koysak" dedi. "Karnım şimdi çok küçük" dedim, "Sığmaz ki..." Arkadaşlarının, kuzenlerinin babaları gelince uzaktan bakıyor onlara, utanarak... Hiç açıklama istemedi, sormadı açıkça... Ama biliyor, yanlış bir şeyler olduğunu... Bunları sana neden mi anlatıyorum? Kötü bir gün geçirdim. Bir günüm, bir günümü tutmuyor. Yokluğuna alışamıyorum, ama sanki sen hiç var olamayacaksın bir daha diye düşünüyorum. Senden vazgeçtim, ama seni özlemeyi bırakamıyorum. Sadece dua ediyorum, bıkmadan, usanmadan her gün... Hayırlısını sen bilirsin allah'ım... Hakkımızda ne hayırlıysa o olsun diye... Bir de o gün gelene kadar dayanma gücü istiyorum... Hoşçakal HAYATIM... BEN SENİ HALA SEVİYORUM, UMUTSUZCA...
Güven Aslan burcu için çok önemli. Aslan burcunun güvenini kazanmadan içindeki sıcaklığı elde edeceğini zannedenler sadece salaklardır.
Kendisini vazgeçilmez zannedenleri çok iyi yanıltır Akrep. O bir anda sevdiği gibi bir anda vazgeçebilir. Bu yüzden şayet bir Akrep’le beraberseniz onu her gün hak etmek için çabalamalısınız.
Onlar sevdikleri zaman öyle bir sahiplenir ki. Sadece O’nun için yaratıldığınızı zannedersiniz. Balık’lar hem ait hep sahip olurlar.
Bu güne sana sahip olmak kadar güzel bir hediye veremem.
Öyle bir anda girdin ki hayatıma tam her şey karardı derken ışığım oldun, öyle çok sevdim ki seni tam hayatın uçurumuna geldim derken tek dayanağım sen oldun. Sevgilim seni çok seviyorum seni herşeyden ve herkesten çok seviyorum ve artık hayatımın geri kalanını seninle geçirmek istiyorum şimdi sana soruyorum gökyüzündeki ebedi yıldızım BENİMLE EVLENİR MİSİN?
Herkes gitse ben kalırdım. Sen bana çok haksızlık ettin.
Güneşin buz tuttuğu yerde bir alev görürsen o bil ki yalnız ve yalnız senin için yanan kalbimdir.
Zirvelerde hava koşulları zorludur. Her insan katlanamaz.
Yaralarıma merham olmanı isterken zehir oldun. Başkalarına ilaç olup bana yara oldun. Herkese yetiştinde bir bende yoruldun.
Tanrım bana bir sandalyenin sabrını verki, tüm götlere rağmen ayakta durabileyim.
Evleniriz belki bir gün, Çocuklarımız olur; Bana benzer şair olur, Sana benzer şiir olur.
Sen hayata ne verirsen hayat sana senin verdiğini geri verir ben hayata ne verdim bilmiyorum ama hayat bana ummadığım kadar değerli olan birşey verdi, seni.
Sevgilim!.. Sen gideli kaç saat oldu? Kaç gün geçti, kaç hafta..? Saymadım.. Bana yüzyıllar geçmiş gibi geliyor. Son anda sen giderken gözlerinin buğusunu bıraktın.. Şimdi sis içinde bütün dünya. Çiçekler gözyaşlarımı içti, sen onları kırağı sanırsın, çiy sanırsın.. Oysa hepsi benim gözyaşlarımla ıslak.. Sevgilim, özlüyorum seni.. Bir balta indirildi, içimden bir ağaç köküyle devrildi. Gözlerimden akan yaştan belli değil mi, içim kanıyor. Özlem bir bulut gibi sarıyor beni, kuşatıyor. Seni sevmek bir sonsuzluk gibi büyüyor içimde. Haftanın her gününe, geçen her saate senin adını verdim. Senin adınla başlıyor mevsimler, yıllar sen varsan içinde, geçerli… Özlem bir yağmur gibi yağıyor üstüme. Damlalar yüreğime vuruyor. Gecenin karanlığında bir başınayım. Uykularım bölük pörçük. Bütün rüyalarımda sen.. Gözlerim kapanır kapanmaz gözlerin yaklaşıyor. Sonra bir rüzgar alıp seni, benden uzaklara götürüyor. Geceler boyu sabahlayıp uğruna, boşluğa düştüğüm sevdiğim, bir tanem, göz bebeğim.. Yüreğimden mühürlendim sana.. Şiirler havalanıyor kuşlar gibi, şarkılar ağlıyor yokluğuna.. Sevgilim, hayatı sende buldum ben, tükenirsem sen tüketirsin beni. Yoksun, gittin, tek başına koydun… Bu nasıl bir özlemdir, kendi gövdem ateşten bir gömlek.. Yanıyorum.. Yetti artık, yetiş n’olur dayanamıyorum.
Sahip olamadığını kıskanan, hiçbir zaman sahip olamaz.
Sakın üzmesin seni karşılıksız sevgiler. Yüreğine sus dersin, belki sözünü dinler. Giden gitsin aldırma, yangınlarda söner. Sakın bakma arkana, krallar önde gider.
Seni seviyorum, inan bana.. Beni sevdiğine dair kanıt göster. Kanıt inancı öldürür. Eğer kanıt gösterirsem seni sevdiğimi bilirsin. Ben “seni sevdiğimi bilmeni” değil, “seni sevdiğime inanmanı” istiyorum.. Neden ? “Çünkü bilmek, beyinle inanmak kalple yapılan iştir. Ve ben, kalbini beynine tercih ederim”
Bilirmisin bende paylaşmak nedir? Nefesin kesilirse al canım senindir. Yolun sonu uçurumsa sen geri dön ilk adım benimdir. Yüreğin yanarsa sakın ağlama ilk gözyaşı benimdir. Eğer birgün çok mutlu olursan o gün ben yokum. ÇÜNKÜ MUTLULUK SADECE ===SENİNDİR===
Elini tutsam, dünyanın öbür ucuna benimle birlikte gelir misin? Bekle desem, dünyanın bir ucunda beni bekler misin? Denizimde fırtınalar çıktığında limanım olur musun? Karanlık bastırdığında deniz fenerim, Hava açınca yıldızlarım olur musun; Bulutlar göğü kapladığında pusulam? Mihengim, turnusol kağıdım olur musun? Yüreğimin suyu bulandıkça onu durultacak iksirim? Kapılar kapandığında kapım, yollar aşındığı vakit yolum, Saklanmak istesem duvarım olur musun? Özgürlüğüm ve mapusanem? Üşürsem evim olur musun? Yorganım, ana kucağım? Çölümde vaha olur musun? Vahamda hurma ağacım? Dağın tavşanı, çölün ceylanı, gecenin hayalleri bağrına bastığı gibi beni bağrına basar mısın? Sak sak yarılsa bile gökten umudunu kesmeyen kıraç tarlalar gibi umut bağlar mısın bana? Gitmek istersem kanatlarım olur musun? Kalmak istersem ayağımda prangam? Hurilerim olur musun? Kudret helvam ve bıldırcınım? Soganda sarımsakta gözüm yok, tih çölü sürgününde gözüm yok. Ateş almaya gidersem, kırk vakit sonra dönsem bile aynı yerde beni bekliyor olur musun? Kavmim beni terk ederse ve ben kavmimden kaçarsam, bir kez arkana bakmadan arkamdan gelir misin? Ot bitmeyen bir vadide yalnızca Allah’a emanet edip gidersem, sen de beni kınamaksızın O’na güvenir ve sa’y eder misin? Ümidimi kaybettiğim anda ümidim, neşemi kaybettiğim zamanlarda coşkum, kalbim işgale uğrarsa halaskarım ve rehberim olur musun? Arkadaşım, yoldaşım, sırdaşım, enîsim, huzurum, sürurum, nurum, zinetim, nimetim, Cennetim olur musun?
Elinde hep bir papatyan vardır. Ama sen hep bir gülün olsun istemişsindir. Gülünü bulmak için papatyandan vazgeçersin; gün gelir de gülünü bulamayınca papatyana geri dönmek istersin ama senin değerini bilmediğin papatya başkasının gülü olmuştur.
Sana ‘seni seviyorum’ demek bile az; her nefes seninle başlasın isterim.
Üşüyorsan sırtını bana yasla. İnsanın insandan başka örtüsü mü olur?
Ben sana mecburum sen yoksun.
Sevdiğim insanlardan birinin yokluğu bana tüm dünyayı boş gösteriyor.
Kalbim sana ait, ama ben başkasıyım artık.
Rabbim, sana sığınıyorum; senin rahmetin geniştir.
Bu şehirde kim sana boyun eğip olur çekerse ondan korkacaksın. Çünkü bil ki o adamın kafası aşağıda gözü yukarıdadır.
Kazanan sadece Allah'tır. Menfaatçi kul alçaktır. Kuldan çekinen korkaktır.
Dünya malına düşenden kardeş, yalana düşenden sırdaş, nefsine düşenden yoldaş olmaz.
Allah'ım ben her halimi sana bıraktım. Sen beni kullarının eline bırakma.
Çeşmenin başı kalabalık. Herkes suyunu doldurana kadar çok samimi.
Korkak gibi kaçanlar değil cesurca savaşanlar kazanacak.
Kimseye ikinci şansı vermeyin. Çakal kana insan kahpeliğe doymaz.
Bir gün sana bütün hikayemi anlatacağım ama inan bana yüzümdeki gülümsemeyi nasıl koruduğumu soracaksın.
Hatam varsa yine yaparım. Yanlış insana doğru yapılmaz.
Bir süre daha tedavi edilmezsem tenha bir yerdeki ağaçta sallanan tek şey dallar olmayabilir.
Düşmanın düşmana yapmayacağı şeyleri ben sevdiklerimdem gördüm.
Eğer bir gün olur da birine aşık oluranız ona şu soruyu sorun; Bana yalnızlıktan daha iyi mi geleceksin? Yoksa bana yalnızlığın güzelliğini mi hatırlatacaksın.
Diliniz bizden yana uzarsa; kul kader yazabilir.
Sana olan derin sevgimi kelimelerle ifade etmek imkânsız... İyi ki hayatımdasın, sevgilim.
Ben bütün mücadeleyi tek başıma verip çok büyük savaşlardan tek başıma çıktım. Sonrada birileri utanmadan gelip "ben köşede davul çaldım, ben sana selam verdim" diye zaferime ortak olacak öyle mi? Yok öyle bir dünya.
Hayat sana cüret ettiğin kadar cömert davranır.
Size gelmesin diye topladığım taşları siz bana fırlattınız. Gönlünüz dara yolunuz bana düşmesin.
Gayesi olana kuyu zindan olmaz. Kuyuya talip olmadan Mısıra sultan olunmaz.
Bollukta şımarmadık, yoklukta kıskançlık yapmadık. Şeref insana bir kere verilir.
Canımı yakmaya cesareti olanın intikam aldığımda dayanacak gücü olmalı.
Kelebeklerin çocuklardan daha uzun yaşadığı bu Dünyada sana hangi şiiri yazayım?
Her yara yeni bir şey öğretiyor insana. Ayakta kalmayı öğrenmiş insanlar için kaybetmek büyük bir mesele değil.
Kapattım ben o defteri ve artık kimsenin bana hatırlatmasını istemiyorum.
Bir insana ihtiyacınız bittiği halde değer vermek, kıymet bilmek ve vefa göstermek ruhtaki asaletin ve karakterin ortaya dökülüş biçimidir. Bu kimseye sonradan öğretilmez. Ruhunda ya vardır yada yoktur. Önce şeref sonra hayat.
Eşşeği bile boyayıp bana zebra diye yutturabilirsin ama artık sen hangi kılığa girersen gir beni adam olduğuna inandıramazsın.
Siz parası olana dostum dersiniz, biz adam olana.
Yağmur bitince şemsiye yük olurmuş insana. Tıpkı menfaati bitince sohbeti kesen insanlar gibi.
Bana sonradan pişman olacağınız şeyler yapmayın. Çünkü ben artık kimseyi affedecek kadar iyi biri değilim.
Sana olan sevgim, okyanusun derinliği gibi sınırsız ve gökyüzünün genişliği kadar engin.
Geceydi seni bana taşıyan. Sen geceye yakındın bende sana. Ağır aksak işleyen zamanın düşürdüğü tuzaklardan kurtulup geldin, hoş geldin. Korkularınla, sırlarınla ve sadece gözlerine derin bakanların görebileceği acılarınla geldin, iyi ki geldin. Bekleyişlerimin içime hapsettiğim özlemlerim vardı. Nicedir kimseyle paylaşamadığım hüzünlerim, soramadığım sorularım. Hatırladığımda yüreğimde yaratacağı korkunç sızıyı duymaktan korktuğum için beynimin bir köşesine fırlatıp attığım bir daha hiç dokunmadığım anılarım vardı. Şimdi özgür bıraktım özlemi. Şimdi hüzün de sevinç de doyasıya yaşanıyor bende. Sorular cevabını buluyor, anılar canlanıyor; çünkü sen geldin. Susmak ne çok akıllandırmış beni. Ne çok biriktirmişim kelimelerimi. Bir bir dökülürken dilimden sevda sözcükleri senin o tedirgin duruşun bile durduramıyor beni. “Seni soluyan bir rüzgara kapılmış gidiyorum” yüreğimi bir yelken gibi açtım, seninle dolduruyorum. Seninle olmanın, seninle yaşamanın ve zamanı sadece seninle paylaşmanın eşsiz hazzını duyumsuyorum, ne iyi ettin de geldin. Bir büyüysen bozulma! Bir hayali yaşıyorsak kaybolma! Hep biz çözecek değiliz ya gerçeğin düğümlerini, bırak kendi halinde kalsın. Ruhuna talibim ben, asıl gerçek bu. Kaçışlardan bıkmış, hep yarım kalmış ruhumda bir tek seninle doyuma ulaşacak, kendini bulacak. Dedim ya, sen geldin. Birde mavi var öyle ya; nereye saklamıştım maviyi, kimlerden saklamıştım da yok sansınlar istemiştim? Bak, güneş bile mavi mavi parlıyor görüyor musun? Yavaş yavaş yok oluyor yüreğimin gri katmanları. Maviyle anılıyor görebildiğim her şey. En çok maviye tutkunum ben, bu yüzden mavi sen oluyorsun, çocuk gibi seviniyorum. Sen maviyle geldin. Sahi, çocuk olmayı ne kadar çok özlemişim ben. Senin içindeki çocukla oynayacak bendeki çocuk. Yalansız ve saf olacak, kumdan kaleler yapacak, seni içine koyacak. Kaleyi yıkacak, seni kurtaracak, kahraman olacak. Çığlıklar atacak, yorulmayacak, sensiz hiçbir oyunda ebe olmayacak. Korkma, içindeki o çocuk hep yaşayacak, kimsenin zarar vermesine izin vermeyeceğim. Çünkü sen o çocukla varsın, o çocukla geldin. Yoktum ben, senden önce yoktum sanki. Sen geldin; varlığını bildim. Sen geldin; bir dokunuşun, bir öpüşün nasıl da büyük bir hazza dönüştüğünü gördüm. Sen geldin; ben oldum, aşk oldum. Sen geldin... Ama ne güzel geldin...
Sana baktığım zaman gözlerim kamaşıyor. İnce bir rüzgar esiyor saçlarının arasından, bütün denizler deviniyor. Binlerce güneş parlıyor gözbebeklerinde. Senin ışığın öyle parlak ki gökyüzündeki utancından eriyor. Sana dokunduğum zaman sudan geçer gibi ellerim, senin beyazlığınla arınıyor. Yüreğimin içinden ırmaklar akıyor. Sana dokunduğum zaman nefes alamıyorum, soluğum kesiliyor. Sana dokunduğum zaman boyut değiştiriyorum. Bütün renkler yenileniyor. Bir masanın başında oturuyorsun, elinde çay bardağı. Diyelim ki çay içiyorsun. Senin oturduğun masa birden anlam kazanıyor. Çay daha lezzetli, masa daha sevimli, bulunduğun oda huzur veriyor. Sen yürüdüğün zaman bastığın kuru toprakta çimen bitiyor, çevrende güller açıyor. Kuşlar havalanıyor sevinçle mavi gökyüzüne. Senin el sürdüğün yerden bereket fışkırıyor. Ah sevgilim... Yüreğimin ateşi, başımın dumanlı yüce dağı, dinim kadar imanım kadar güvendiğim ey güzel insan... Seni kimse benim gözlerimle görmüyor. Sana sıradan biriymişsin gibi, yüzüne bile bakmadan bir söz söylüyor, cevabındaki gizemi fark etmiyor. Seninle kurulan cennet umurlarında değil. Ama senin yüzüne bakıyorlar, onlara gülümsüyorsun, sana uzanıyorlar, ses etmiyorsun. Verdiğin nimetin farkında değiller. Ben sana niçin onlarla berabersin diye hesap sormuyorum. Ama onlar senin değerini bilmiyorlar. Bunun adı kıskançlıksa evet... Seni kıskanıyorum... Ama bu, sana layık olmayanların vurdumduymazlığından kaynaklanıyor. Kimse seni bulunduğun yerden bir santim aşağıda göremez, görmemeli... İşte o zaman çıldırıyorum. Sana uzanan elleri kırmak, sana bakan gözlere mil çekmek istiyorum. Sen burada, benim dünyamda, teksin, ulaşılmazsın. Sana ulaştığını sanan herkese lanet ediyorum. Çünkü onlar seni benim gözümle görmüyorlar.
Özledim. Sesini, gülüşünü, sözlerini, inatçılığını, bana bağırmanı, sinirlendiğin o anları. Bana kızmanı bile özledim.
Gitmek kolay ya sonrası ? Silebilir misin sende kalan dudaklarımın nemini? Atamazsın biliyorum, sende solan yüreğimi. Ver bana, düşlerini ver bana, eski gülüşlerini.
Nasıl mı seviyorum seni? Kimi zaman nefes almayı unutuyorum. Yanındayken bile özlüyorum seni. Sen öyle bir büyüyorsun ki içimde gün geçtikçe ben giderek sen oluyorum. Nasıl mı seviyorum seni? İyi dinle bak. Delicesine nefret edersin. İçinden bildiğin bütün küfürleri sıralamaya başlarsın. Daha sonra gözlerinin içine bir bakar ki eriyip bitersin. Sanki daha önce küfür eden sen değilmişsin gibi bildiğin bütün küfürler yok olur bir anda. Geriye sadece tek bir şey kalır. Sonra özlemeye başlarsın deli gibi. Her baktığın yerde onu görmek istersin. Dünya daha bir güzel gözükmeye başlar. Yasak olduğunu bile bile sevmeye devam edersin. Yeri gelir adını anmaya korkarsın. Biri ya duyarsa ya o da severse onu diye. Oysa bilirsin ki kimse senin gibi dokunmadan uzaktan uzağa sevemez özleyemez. Sana ait olmayan bir şeyi hiç kimse kaybetmekten senin kadar korkamaz. Günleri dakikaları hatta saniyeleri saymaya başlarsın bir süre sonra. O yanında yokken adı kalbini daha çok attırmaya yarar. Delice beklersin onu göreceğin anı ve sadece uzaktan uzağa görebilirsin. En kötüsü de kocaman bir kahkahanın ortasında çıkar ya karşına yarım kalır gülüşün dudaklarında. Çünkü gözlerinin daldığı tek yer gözleri olmuştur çoktan... Bak işte ben seni böyle sevdim...
Son sözü söylemenin sözüm ona keyfini yaşarken. Filmlerdeki gibi 'arkama bile bakmadım' repliğini eşe dosta böbürlene böbürlene anlatırken bir daha dönmeyeceğine emin misin? Büyük bir gürültüyle içerdekinin yüzüne çarptığın kapıyı, bir süre sonra nazik nazik tıklamayacağından hiç şüphe duymuyor musun? Yataktan kalkarken, aylarca mesajımla uyanırken aklında; istediğin her an yanında olabileceğimi bilirken. Uzaktan evet belki idare ederken ama yanımdayken bir kez daha dokunmak istemeyeceğine emin misin? Sildiğin telefon numaramı tekrar yazmayacağına dair ettiğin yemini tutabilecek misin? ‘Beni bir daha arama' derken ‘Beni bir daha aramayacak’ kadar kendine güveniyor musun? Aynı ismi taşıdığımız arkadaşına seslenirken aklına gelme olasılığım seni rahatsız etmiyor mu? Bir süre sonra ortak arkadaşlarımıza ‘ne yapıyor, iyi mi’ diye sormayacağından. Başka biriyle gördüğünde üzülüp, sinirlenmeyeceğinden. O akşam evdekilere etrafa aldırmadan neden bağırıp durduğunu, yatağında ağladığını eşe dosta izah edecek mazeretlerin hazır mı? Bazı şarkılarda gözünden akan suyun yaş olmadığını inandırabilecek misin yanındakini? ‘Gitmesen, bitmese' derkenki halimi, yaşlı gözlerinle ‘Ne olur, hata yaptım’ derken yaşamayacağından. Dağıtarak bıraktığın bana dağılmış halde dönmem için yalvarmayacağından. Perişan bırakırken, perişan dönmeyeceğinden, emin misin? Defolup giderken, dönmeyeceğine söz verir misin?
Önümde duran boş beyaz bir kağıtla ne yapsam diye düşünüyorum. Kağıttan bir gemi yapıp denizleri mi fethetsem? Ya da masanın bir bacağı kısa, onun altına mı koysam? Yoksa sık sık seninle ilgili unuttuğum şeyleri yazıp duvarıma assam? Yok, en iyisi oturup sana bir mektup yazayım. Sana olan sevgimi yazıyorum; seni nasıl sevdiğimi anlaman için. Hayallerimi yazıyorum; senli yarınlarımız için. Sonra sana bakışımı yazıyorum; sonsuzluğu görmen için. Ve bir de yıldızları yazıyorum; oradan bana baktığında görmen için. Yanına gelmek istiyorum. Ellerini tutmak, gözlerine bakmak, tenini tenime deydirmek, saçlarını okşamak, yüreğini hissetmek, nefesini içime çekmek istiyorum. Ve sana şunu söylemek; hem de haykırırcasına “seni seviyorum” demek istiyorum Eğer senin de önünde boş beyaz bir kağıt varsa, otur sen de bana bir mektup yaz. Unutma, burada senin gibi hisseden, senin gibi seven biri var. İşte mektubumun sonuna geldim. Sana gözyaşlarımla ıslanmış bir mektup yolluyorum çünkü sen benim binlerce gözyaşımdan oluşandın. Sakın sen ağlama, üzülme çünkü bana sen lazımsın...
Seni asil insanların basit sevgileriyle değil, basit insanların asil sevgileriyle sevdim. Bu güzel aşkımıza nokta koyma, sana kucak dolusu virgül getirdim?
Bir yağmur damlası seni seviyorum anlamı taşısaydı ve sen bana seni ne kadar sevdiğimi soracak olsaydın, inan ki birtanem her gün yağmur yağardı.
Seni bulmaktan çok aramak isterim! Seni sevmeden önce anlamak isterim! Seni bir ömür boyu bitirmek değil de sana hep yeniden başlamak isterim.
Henüz layik degilken tomurcuk kadar aşka, sana gül bahcesini kim acar benden başka ?
Sana yüklediğim anlamları senmişsin gibi düşünme, Aldanırsın! O anlamlarla sadece bende varsın. “Ben seviyorsam sen bahanesin.”
Dönme Cam Batar Ayaklarına Eskiden ucuz tükenmez kalemler vardı, Tükeneceği bilinen, bitmeden haber veren, Ucunu nefesle ısıtınca hiç olmazsa birkaç cümle daha götüren! Sevgilim, eski sevgilim!... Bittiği anda biten bir tek seni tanıdım... Yaşamak küçük insanların büyük izler bıraktığı bir oyuna benzer bazen. Bittiği zaman eve dönemediğimiz, kaldığı yerden devam eden; insanların ya birbirleri için hayatta kaldığı, ya da birbirleri için hayattan kaçtığı bir oyun... İki yarım kalmış öykünün kaçak aşıklarının buluştuğu, buluşanların gözyaşı bölüştüğü ve her sevişenin gün gelip mutlaka dövüştüğü hayatın, yarısı uğurlamak sanki Doğaçlama acıların en çok yakıştığı yer, aşk Aşkın sokağı çıkmaz sokak! Sokakları yıkayan gözyaşlarının nedeni belliydi. Herkes hayatta birileri ile karşılaşır ve artık azalmaya başlar. Seni tanıdığımda anlamıştım bunu. Kışta kar'ın öncesi nasıl güneşse, sende de aşkın arkası öyle savaştı....Söz aşktan açıldığında göz her şeye kolayca kapanıyordu seninleyken. Aşk da aklımı kullanamıyordum ben, sadece sevmeyi becerebiliyordum... Ateş açtığın, kanattığın ve sonunda dönüp bakmadığın yaralarımı kendim öpüp okşuyor, sabahları öyle başlıyordum yeni güne. Yaralı olduğumu biliyordum, bir tek ne kadar döküldüysem ortalığa, o kadar çalındığımı, kalanları toplasam yeniden bir ben daha etmeyeceğimi O yüzden parçalarımı yapıştırmayı denemiyordum, iyileşmek diye bir şey varmaydı onu da bilmiyorum. En güzel yalanları kendime söylemeyi öğrenmiştim. Sihirli bir lambaydın sen ama ne senden cin çıkıyordu ne bende aşk bitiyordu. 'Gittiği yere gidiyordu bu aşk, sadece gittiği yere gidiyordu...' Hayatıma taşınan ve zamanla aşınan her şeyin tersine sen durmadan çoğalıyordun.... Gün geçtikçe yaram azdı, camdaki kelebeğin kanadını kıran çocuk, aşktaki geleneğin canını yakacağını bildiğinden yaramazdı. Böyle durumlarda bir şeyler düşünmek hiç işe yaramazdı diye söylenip duruyordum... Sever, gelir, gider, anlar . Her yönüyle duygulanan birinin hiç ağlamamış biriyle ilgili geniş zamanlı cümleleri sevmesi komikti biliyordum ama ben gülemiyor yalnızca ağlıyordum. Sevmek bazı insanlarda tek başına işe yaramıyordu. İyi kalbi keşfedilmemiş ve umudunu kelimelerdeki ecek - acak eklerine bağlamış insanlara tokat atmaktı sevap. Kendi yanağımı kendim kızartmıştım. Boşunaydı dersler, sınavlar, testler Notlar hep sıfırdı ''Aşk en çok yukarıdakilerden hangisi dedim , A şıkkıydı her zaman aşk!! Boş bıraktığın soruydu. ''Aşk en çok aşağıdakilerden hangisidir diye sordum, D hepsiydi cevap seçemedin doğruyu Sınıfta kalmalıydın sen Ben unutsam sen gitsen unuttum gitti diyecektim herkese, böyle kolayca yalan söyleyecektim her sorana. Ama bana kim doğruları söyleyebilirdi ki kendimden başka? İçimden bir ses yaralıyordu hep beni: senin sevgin onun yüreğinde büyüsün, o senin kollarında başka rüyalara uyusun, ayıp sana yaptığı! Ayıptı bana yaptığın İçime akacaktı zehir, dışına taşmıştı çünkü ayrıntıları unutacak kadar kaçmak istiyordum senden... Vurgunluk halinde durgunlaşan yüreğim, her şeyi duygulara feda edebilecek kadar saftı hala... Üstelik tüm biriktirdiğimi sende harcamış, tüm benliğimle teslim olmuştum sana. Ben seni tanıdıktan sonra aşkta el değiştirme mevsimi gelmesin diye dua ederken, senin gömlek değiştirme mevsimin bana denk gelmişti. Buydu en acı olan... Aşk'ın eşittir olarak kullandığı işlemlerde neden sonuç hep kesirli çıkar öğrenmiştim. Yaptığım tek doğru şey, en büyük yanlışımdı benim. Çünkü yanlış birini doğru bir aşkla sevmiştim. Yanlışlar doğruları da alıp götürdü hep Kendime söyleyecek çok lafım var, sana söyleyecekse sadece birkaç satırım... Benden uzak yeni yerlerde, orada doğmuşçasına tanıdık dur artık her gördüğüne selam ver, yanına her gelene çocukluk arkadaşınmış gibi hemen alış, dök içini iyi tanıdığın yabancılara, imren gördüğün en uyumsuz aşklara! Yeter ki bana kalbimi kırdığın yoldan geri dönme cam batar ayaklarına!.. Bir yerlerde bitiyor ağızda söz, hayatta umut, yürekte aşk.. Elinde kalemle baş başa kalıyor insan ; hani o bitmeden haber veren, ucunu nefesle ısıtınca hiç olmazsa birkaç cümle daha götüren anladım ki sevgilim, seninle bitek cümleyi dahi tamamlayamamışım ben! Giderken en sevdiğin şarkıyı söyle bana, benim en sevdiğim şarkı olmasın ama.
Nedense hep karanlık çöktüğünde benimlesin . Her sigara içişimde, sigara değil sen yakıyorsun yüreğimi. İmkânsızlığın değil yokluğun kesiyor nefesimi. Kaptırmışım kendimi kelimelere göz yaslarım bile ağlıyor halime. Kapanıyor perdeler güneşte bakmıyor yüzüme .Tüm hayallerimi kaldırdım tozlu raflara, isyanlarımı haykırıyorum küskün duvarlara, dudağımda kitlenen ismini yazıyorum sonsuz yollara, rüyalarımı da verdim dilenci çocuklara… Nedense güneş battığında geliyorsun aklıma, gözyaşlarım değil yokluğun dokunuyor canıma, gün doğmuyor karanlığıma dökülüyor yavaş yavaş umutlarım, bedenimi satılık bıraktım can pazarında, Her şeyimi kaybettim zaten varsın yokluğunda yazılsın alnıma... Nedense mutlu bir çift gördüğümde düşüyorsun gözlerime, Önümdeki beyaz sayfaya o kadar güzel şeyler yazmak istiyorum ki, ama yoksun yazdığım her şey siyah, mutluyum kelimesini çoktan unuttum anlamını bile bilmiyorum artık, dert etme senin yerine ask mahkemesinde de ben olurum sanık, gelsen de gelmesen de faydası yok, Ben Sana Değil Yokluğuna Asığım Artık ...
Gözyaşım Düştü Ateşe, Düştü ışığa, düştü yangınına... Sönmedi alevler; çoğaldıkça çoğaldı.. Pervane Bende, ışık Bende, Sen, Bende... büyüdü! Ah! Esrik Sevdalardan Geçemedim! Bir kibritle aşkı yakıp kül etmeye çabalarken, çoğalttım! Yangının sardı yine içimi, ve aydınlattı Senle Dolan Gecemi ~Sensiz~. Bir Sokak aradım; Sığınacağım, Yangınımla üşümeyeceğim... Ama çıkmadı hiçbir Sokak Sevdasıyla Yananlara! Sokaklar, bu Sevdayla tutuşmaktan, Yanmaktan korktu. Yangınımı kim taşıyacak o zaman, Kim Paylaşacak ~Senden Başka~ Sensizliğimi Bensizliğinle? Üşüyen Yalnızlığım, Üşüyen Yangınım, Üşüyen Ben(d)im... Öyle sensin ki içimde... Hiç bu kadar üşümemiştim Güneş bana Yakınken.
İçime doğdun birden... Yüreğime düştün... Damladın yüreğinden yüreğime. Az önce... Az önceydi... Aslında hep korkardım; Bir gün, bir yıldız kayarken, ya ben ona yetişemezsem veya dileğimi unutursam, ya da dileyecek bir düşüm yokken, bir yıldız kayarsa diye... Ama senken dileğim, seni dilemişken, Bir yıldız tuttum, bir dilek kaydı... Bir kumsal düşledim o an ve bir aşk çizdim... Aşkın, ebruli yürek kumsalı... Sular, zülaliyle habire vuruyor kıyıya... Her vuruşta da, bir parça yontup götürüyor kayalardan... Kayalar eksiliyor... Yüreğimizin kayaları eksilen... aşınan... Direngenleştirmek için, ne acılar, ne sevinçler kattığımız yürek kayalarımız, aşınmakta olan... Korunaksız kalıyoruz adeta... Ama, kumsala vuran her dalga, yığınlarla da, kum tanesi getiriyor beraberinde... Çoğalıyoruz... Yüreğimizin kayalarından ufalanan parçaların taneleri belki de, geri dönenlerden bazıları... Belki de, onarmak için, bu geri geliş... Ebruli kumsalda, ışıltılı, sedefli kum parçacıklarının kristalinde bir onarış... Doğanın yıkıp yapıcılığı sanki bu... Ve yüreğin sularının sarışı, sevdiklerini... eksiltmelerden çok, çoğaltmalar için, yürek kumsalını... Suyu kumdan, kumu kumsaldan, kumsalı sudan ayırabilmek mümkün mü zaten...?? Seviyorum o halde seni... Sonra, bir yürek düşündüm ve bir çadır örüldü düşlerimin önünde, gördüm... Bir koza gibi örüldü... Yüreğin çadırı... Kumsalın tam ortasında... İçinde, sakınıp saklanılan sevgiler, düşler, umutlar, sevgililer... Aşk bir kumsalsa diye düşündüm, yürek onun çadırı olsa gerek... Yüreğin çadırına girdi mi insan, en güvenli ve en güzel yerindedir evrenin ve o evrendeki kendisinin... Çünkü ne kadar kendimizsek, ne kadar yüreğimizceysek ve ne kadar yüreğimizdensek, mutlu olur ve mutlu ederiz... Kendinden uzağa düştü mü insan, arar durur, yollara düşer, kendinin izini sürer... İz ize eklenir, ama bitmez yol, varılmaz menzile bir türlü... Oysa insan, yüreğinin çadırında olsa hep... olabilse... Kavlar dolusu mutluluk meyleri sunacaktır sakiler... Aşk şiir olduğunda, kelimeleri bahar olacaktır çadırın... Bir yaprak titreyişinde, keman notaları gibi, aşka esecektir yürek... Bilinmez bir iklimde, bir beşinci mevsim valsinde uzanacaktır eller birbirine, yürek yüreğe... Camdan deniz kabuklarının, yüreğime batışının acısıyla irkildim bir anda... Özlem, kömür parçaları arasındaki bir cam kırığıdır ya sanki, parlar durur kara tozlar arasında... O parladıkça, acır canımız, acıdıkça canımız, daha çok severiz. Acıttığı kadar, değerlidir bir şeyler bence... Bir şeyleri değerli kılan, anlamlı kılan acısallığının yoğunluğudur, bizi mutlu eden şeylere pek değer vermiyoruz sanki... Ve aşk, bu sebeple bunca değerli ve tatlı geliyor olmalı... Aşkı tatlı yapan da, bu acı yanının çokluğudur aslında... Aşkın çoğu acıdır zaten... Canım acıdıkça ve cam kırıkları özlemini kanattıkça, özlüyorum seni... Sözler gönlün ortasında oturur, aşk sözün ortasında... Mutluluk uçuruma ses atmaktır... ve yürek o sesi tutar... Ben, aşkın sesini, attım uçuruma ve yüreğin, yüreğimin ortasında tuttu o sesi... Ses bizim artık, gönlümüzün ortasında... Peki ya bir gün gelir de, özlemezsem seni, özlemezsen beni, biterse aşkın yüreğimdeki acıtmaları...? O zaman, bir uçurtmadan inip, bir gemiye mi bineceğiz dersin...? Usul usul ilerleyen bir gemi. Ve bir limana mı varacağız...? Limanın dingin ve güvenli sularına mı sığınacak aşkın sevgi çocuğu...? Aşk uçurtmada mı kalacak...? Aşk bir kumsalsa, yürek çadırıdır onun... Martılar elleri... Deniz fenerleri gözleridir... Ebruli, rengidir sularının... Sular sözleridir, yıldızlara yansıdıkça... Deniz kabukları özlemidir... Kumlarsa düşleridir aşkın... Aşk ebrulidir... Bu mektup, masalımızın sokaklarından ebruli bir uçurtmadır, sana uçurduğum, seninle uçurduğum... İpsiz bir uçurtma... Seni seviyorum demek için, daima... Yeniden ve yine Merhaba...
Üç kuruşluk insana beş kuruşluk değer verirsen kendini on kuruşluk hissedermiş. Simdi aynaya bak ve o üç kuruşluk suratına tükür...
Sebepsiz gözyaşı dökmek istedi gözlerim. Neden diye soramadım. Görmek isteyip de göremediğine ağlıyor gözlerim. Yeter artık diyemedim. Belli ki çok özlemiş, belli ki ağlamak istemiş. İsyan mı bu yoksa bir haykırış mı, anlam veremedim. Yüreğimi dinliyor artık gözlerim ve anladım ki ağlayan onlar değil, sana hasret kalan yüreğimmiş.
Mahkumdur insan yaşamaya... Her şeyin ilacı zaman derler ya... Benim hiç zamanım olmadı aslında, zamansız tanıdım, zamansız sevdim, zamansız terkedildim, zaman zaman hep sorun oldu hayatımda. Senin için şiirler yazdım karanlık odamda... Yine zamanım yoktu aslında... Uykumdan çaldığım zamanlarda sen döküldün dilimden o anda... Yine zamansız olacak ya... Duymak istediğin iki kelimeyi söylüyorum sana: SENİ ÖZLÜYORUM... Zamansız olsa da...!
Bana okulda 1 saatin 60 dakika olduğunu öğrettiler, 1 dakikanın da 60 saniye olduğunu öğrettiler ama, sensiz bir dakikanın sonsuza dek sürdüğünü öğretmediler. Şimdi Daha Çok Özlüyorum Seni.
Sen yalnızlığa inat bir geceyi sevdiğinin düşüyle geçirebilir misin? Gelmeyeceğini bile bile gözünü kırpmadan sabaha kadar bekleyebilir misin? Söyle yar tutsak bedenim özgür yüreğim sen gerçekten aşık olabilir misin? Unuturum diyorsun unutabilecek misin? Ben senden bir parçayım atabilecek misin? Hadi kopart parmağını kıyabilecek misin? Ben senin koparttığın parmağından akacak kan değil geriye kalan acıyım dayanabilecek misin?
Birgün bir köşede ölüp kalırsam eller tanımasada beni sen tanır mısın? Sorsalar sana kim bu zavallı diye, bakıpta yaptığından utanır mısın?
Ben seni unutmak için sevseydim sana olan tutkunluğumu kalbime değil günesin çıktığı zaman kaybolan buğulu camlara yazardım.
Sen benim hayatımda olduğun sürece, ne sen kimseye rakip ne de kimse sana rakipti. Çünkü sen benim için daima tektin.
Sana bahçeden gül değil güneşten atom koparıp getirmek istiyorum ama kalbim gibi ellerin de yanar diye korkuyorum. Sevgililer günün kutlu olsun sevgilim.
Bugün her zamankinden farklı bir şey yapayım dedim olmadı yine sana defalarca aşık olup seni düşündüm. Sevgililer günün kutlu olsun sevgilim.
Sana eşinle birlikte huzur ve mutluluk dolu bir yaşam diliyorum. Her ikinizi de tebrik eder, mutluluklar dilerim.
Aralıksız batan sözcüklerinin, an ve an yüzünü ölüme çevirdiği yerden yazıyorum sana. Dinleme. Ne bundan önce söylediklerimi ne de bundan sonra söyleyeceklerimi. Bu defa dinleme! Attığım her adımda bir parça daha yıkılan duvarların altında kalmaktan, ayıramadığın dakikaların geceler boyunca sinirini taşımaktan yoruldu ruhum. Ben çabuk yoruldum. Hiç bir masalın kahramanı olamayacak kadar uykum var. Sesinden esirgediğin yüreğin gibisin. Varlığının bir anlamı olsun derken, sen en çok da anlamsızlığa yakıştın nedense. Oysa bu değildi sana dair başlattığım yolculuğun sonu. Böyle olmamalıydı. Adresimi de sil adımlarından; sanırım bundan böyle evde olmayacağım. Nefesimle çoğalacakken, nefesimi tıkadın sen! Geçen her günde, soyunurken tüm kelimelerim yavaş yavaş sana, sen, dur durak tanımadan yeni bir kıyafetle çıktın karşıma. Parmak uçlarımda kaybediyorum sıcaklığını. Yazdıkça uzaklaşıyorum sesinden, teninden ve bakışlarından Seni unutmak istiyor kalbim çok acıyor. Susuyorum ağlamıyorum sensizliğe alışıyorum artık kan yaşları akıtıyorum. Hava kararmaya başlayınca, daha çok arıyorum sanki seni. soğuktan mı korkum, karanlıktan mı, sensizlikten mi, yalnızlıktan mı, nöbetlerimden mi, çaresizliğimden mi... Bil(m)iyorum... Kahırdan. Artık hissetmiyorum. Unutmaya başladım; kokunu, sevdiğin şeyleri, söylediğin şarkayı, bana bakışını, sevişini, sarılışını. Yaşadık mı sahi seninle? Gülüyordum galiba. Sen yüzüme çok yakıştığını söylüyordun gülmenin. Ben gülünce sen gülüyordun. Sen gülünce denizler duruluyordu gözlerinde. Şimdi fırtına var. Gülmek bana yakışmıyor (mu) Edebiyatı seviyor(d)um. Sana olan aşkımı yüreğimden sonra en iyi o anlatıyordu. Ben de hep yazıyordum. Bak yine yazıyorum. Küstüm, gel(me) artık. aşk acı çekmekse sev(me) artık. kara gecelerde ben bulurum yoldaş kendime, kork(ma) çekmem fişini hayatın! yoruldum, kuramıyorum artık. nolur, gel(me)! Bunların yalan olduğunu kimseye söyleme. Herkes ben gelmeni istemiyorum bilsin. Sen ne olur gel be!!!
Sen (s)eni düşün kimseyi düşünme. Sen (s)ana güven kimseye güvenme. Sen (s)eni sev kimseyi sevme. Parantez içindeki (S)'leri (B) yap kimseye söyleme.
Attığın kazıkları saklıyorum. Saklıyorum ki; gün gelip bana döndüğünde seni oturtacak yerim olsun.
Bana diyorsun ki "sıfırsın" gücün yoktur. Ama dikkat et "sıfırın" kaybedecek birşeyide yoktur.
Hani öylesine bir ihtiyaç duyarsın uykuda, yüreğin yanar, uyuyamazsın. İçin yanar, bir yudum su bulamazsın. İşte böyle bir duygudur seni özlemek...
Bir ömür boyu seninleyim desen de istemem artık. Çünkü sen rüzgârın coşturduğu bir toz bulutusun, bugün bana esersin, yarin ele.
Şimdiye kadar kazanmış olduklarını, bundan sonra kazanabileceklerini, vazgeçemeyeceklerini, yıllarca koruduklarını, daha yıllarca muhafaza etmek istediklerini. Arkada bıraktığın şeyleri düşünme! Herkesin yaşamak istediği bir kişisel hayatı vardır ve onu yaşayabilmesi için arkada bıraktığı şeyleri düşünmemesi gerekir. Bilmelidir ki o birçok şeyi istediği zaman bütün evren ona yardımcı olur. Herkes yüreğinin sesini dinlemeyi ve yüreğinin diliyle konuşmasını öğrenmek zorundadır. Arkada bıraktığın şeyleri düşünme! Bulduğun ve arkada bıraktığın için seni tedirgin eden aşk önünü kesmesin. Kişisel hayatını gerçekleştirmeni engellemesin. Yeter ki bulduğun ve arkada bıraktığın aşk ''saf madde''den yapılmış olsun. Üzerinden bin yıl geçmiş bile olsa, orada, o biçimde, senin bıraktığın haliyle duruyor olacaktır. Çürümeden, bozulmadan. Ve sen, nasılsa günün birinde oraya döneceksin. Arkada bıraktığın şeyleri düşünme! Korkularını, tedirginliklerini, kafa karışıklıklarını, beni seviyorumlarını, ben onu seviyorumlarını, onunla yaşayabilir miyimlerini. Arkada bıraktığın şeyleri düşünme! İhanet senin beklemediğin bir darbedir. Ama sen, yüreğini tanıyacak olursan, sana baskın yapmayı hiçbir zaman başaramayacaktır. Çünkü onun düşlerini ve arzularını tanıyacaksın ve onları hesaba katacaksın. Hiç kimse kendi yüreğinden kaçamaz. Bu nedenle, en iyisi onun söylediklerini dinlemek. Böylece kendisinden beklemediğin bir darbe indiremeyecektir kesinlikle, sana. Arkada bıraktığın şeyleri düşünme! Kendi yolunda yürü. Başını dik tut. Kendini yenilmiş hissetme. Kişisel hayatını yaşa. Kahramanı, baş rol oyuncusu sensin. Bu senin öykün. Sen sadece yaşa. Yüreğinin sesini dinleyerek, yüreğinin diliyle konuşarak yaşa!
2 yıl oldu, belki daha fazla. Sen çıktın hayatımdan. Sesin çıktı, ellerin çıktı, kalbin çıktı ama gözlerin çıkmadı gözlerimden, gülüşlerin gözümün önünde. Neden diyorum, neden Allah'ım? Neden hala aklımda o? Neden hala ona benzeyen birini görünce onu görmüş gibi mutlu oluyorum? Hamile bir kadın görünce ondan bir çocuğum olabilirdi diyorum. Neden hala rüyalarımda? Neden unutamıyorum? Bendeki bu takıntı değil. Yemin ederim değil. Öyle olsa başkasına aşık olmak istemezdim. Unutmak istiyorum seni, ismini, cismini, gözlerini... Bir yanağındaki gamzeni. Güldüğünde içi gülen gözlerini. Olmamalı. Biliyorum boş bir hayalin peşindeyim ama neden beynim bunu algılamıyor? Neden hala içimde bir umut var? Çok istedim bitsin. O kadar yoruldum ki seni rüyalarımda da görmekten. Tam unuttum diyorum. Tamam, artık onu sevdiğini söyleme sakın diyorum, sonra pat bir şey oluyor, sil baştan başlıyorum. Kurduğumuz hayaller, konuştuklarımız an an aklıma geliyor. Çıkarmaya çalışıyorum ama olmuyor. Kime bakarsam bakayım, hayır diyorum, keşke o olsaydı. Otobüste yanıma biri oturuyor, keşke şu an o olsaydı. Keşke ayrı şehirlerde değil de aynı şehirlerde olsaydık. Keşke hayalinle yaşamak zorunda olmasaydım. Ya da aklıma geldiğinde gözlerim dolmasaydı. Bunlar neyse de benim sana çok ihtiyacım var be. Sesini duymaya, gözlerini görmeye ihtiyacım var. Doğmamış kızımızı yetim bırakma, sevdiğim. Gel de çocukluk hayalini gerçekleştirelim. Kaderimizdeki kişi belli olmasaydı çok dua ederdim Rabbim bizi birbirimize hayırlı kıl diye ama bilmiyorum sen kimin hayırlısısın. Bilmiyorum o gözlerin kime aşkla bakacak. Bilmiyorum balkonunda kiminle çay içeceksin. Kim için işinin bitip erkenden eve gitmek için can atacaksın. Can attığın kişi ben olmalıydım. Eve geldiğinde aşkla seni ben karşılamalıydım. Akşamı iple çekmeli, sabahın olmasını hiç istememeliydim. Başımı göğsüne dayadığımda tüm sıkıntılarım gitmeliydi. Gözlerine baktığımda tüm dünyayı karşıma alabilecek güçte hissetmeliydim kendimi. Onları beraber yapmalıydık, beraber yaşamalıydık. Kızımız olsaydı, gözlerini ve gülüşünü senden almalıydı. Bana benzememeliydi. Tüm her şeyini senden almalıydı. Bir zamanlar ömrümken şimdi bir yabancısın. Hayallerimin kahramanısın. Sana söylemiştim, sen hayatımda olmasan da ben seni hep seveceğim diye. Evet, öyle oldu. Sen yoksun ama gözlerin var, gülüşün var. Ben bu dünyadaki aşık olma hakkımı kaybettim. Dilerim mutlu olursun sevgili. Ne olursa olsun mutlu ol. Bu dünyada babamdan sonra gördüğüm en iyi yürekli adam sensin. Lütfen sevdiklerinizin kıymetini bilin, gereksiz kıskançlıklarla, triplerle aşkınızı bitirmeyin çünkü gerçekten aşk kolay bulunmuyor. Düzgün insan hiç bulunmuyor. Dilerim herkes mutlu olur. Ben daha fazla içimde tutmak istemedim.
Bir özlenen birde özleyen varmış. Özlenen hiç gelmezken özleyen gün geçtikçe kahroluyormuş. Yıllar geçmiş hala özlenenden haber çıkmamış. Bu hasrete dayanamıyorum. Özleyen çaresizmiş ve birgün özleyen ölmüş. Hala özlenenden haber yokmuş. Meğer özlenen özleyenden ayrıldığı gün ölmüş.
Bunlar doğru değil diye bağırmak, hatta karşısındaki adamı parçalamak istedi, hem de tek tek her zerresine ayırarak. Olmazdı ama yapamazdı ki. Salon etrafında döndü, döndü, döndü... Başka biri vardı demek, bunca yıllık emek başka tenin çekiciliğine kurban edilmişti demek. Ya benim sevgim, ya benim aldanmışlığım... Çok güvendiği adam ne kadar kolay unutmuştu demek tüm yaşanmışlığı. Hiçbir şey söylemedi, söyleyemedi, boğulduğunu hissetti. Afallamıştı, şaşkındı çok; bağırarak ağlamak, isyan etmek geliyordu içinden ama bir yumruk gelip oturmuştu işte boğazına, yapamadı. Kalktı usulca, farkında olmadan balkona çıktı, beyaz taşların üzerine oturdu, kolları iki yanda başını kaldırdı yıldızlara baktı uzun uzun... Orda olmak istedi, o kadar uzakta, olamadı... Gece ne zaman şafağa söktü, serinlemiş hava da... Kalktı yatağına gitti, hiçbir şey olmamış gibi uyuyan adamın yüzüne bir tokat almak geldi içinden ama yine kendini tuttu. Gitti kanepeye uzandı, yumdu gözlerini, uyumak istedi, uyanınca her şey bir rüyaymış çok şükür demek istedi, bunu tüm hücreleriyle istedi... Uyandı, her şey aynıydı. Sıkı sıkı yumdu gözlerini, tekrar açtı... Yok, kahretsin değişen hiçbir şey yok! Yok oluştuysa o günler, ilk günü başlamıştı işte... Sorunu olan kadınlar ilk iş kuaföre gider, demişti biri geçen gün. Aniden fırladı bir yere yetişircesine koşar adımlarla kuaförüne gitti... Saçımı değiştir kes, boya... Yap bir şeyler ama kalktığımda bu ben olmayayım dedi. Saçları kesildi, boyandı, fönlendi. Güzel oldum dedi içinden. Ama ya gözlerim, bu hüzün kaç saç bakımında silinir ki...Eve gitti alışık adımlarla.. Kapıya anahtarı soktu, açıldı kapı, yüzüne başka tenlerin kokusu vurdu, midesi bulandı. Tuvalete koştu çıkardı içindekileri tüm yaşanmışlığı temizleyecekmiş gibi...Ah aptal kadın! En kötüsü belirsizlikmiş, dedi, ne yapacağını bilmiyordu. Filmlerdeki onurlu kadın tavrıyla kapıyı çarpıp gitmek istiyordu, adamın yine filmlerdeki gibi pişmanca yalvaracağını umarak... Ama gidemiyordu çok emek verilmiş bu sevgiye bir şans tanımak istiyordu. Ondan şans isteyen bile yokken üstelik. Beynindeki yanılsamalar işte tam da bu an başladı. Kocası bir çeşit hastaydı, yanında olmalıydı ona yardım etmeliydi, bir şeyler yapmalıydı. Yoksa kadınca bir kaybetme korkusuyla istem dışı bir mücadele miydi , anlamadı hiç bunu. Şaşılası bir hızla tüm tavırlarını hiçbir şey olmamışa çevirdi, mutfağa gitti yemek yapmaya başladı, özenerek, tek tek severek her sebzeyi... Lanet olsun neden lezzetli olmuyor ki bu! Elimdeki mutluluk gitti ondan mı diye düşündü , düşünmesiyle de hemen hep yaptığı gibi bilinçaltına itti bunu da. Yok canım domatesler sera domatesi , hiç benzer mi bahçe domatesine. Hah, kokusu bile yok ki tadı olsun... Unuttu tencereyi ocakta, salona gitti... Kokusuz domatesler, soğanlar da karardı kaldı ocakta, tıpkı içi gibi... Olağanüstü bir enerjiyle koltukların yerini değiştirdi tam üç kez, sırtından terler akıyordu, kolları ağrıdı...Ağrıdıkça unuttu, ağrıdıkça daha büyük bir gayretle çalıştı. Koskoca halıyı sildi büyük bir hırsla defalarca...Camları ovaladı, parlattı, vitrinin örtülerini değiştirdi, içindekileri tek tek okşarcasına sildi. Çok güzel olmuştu, işte bu benim yuvam, dedi, gururla. Kapının eşiğine oturup eserini keyifli gözlerle izlemeye başladı, bir de sigara yaktı, uzattı ayaklarını.... Vitrindeki çiziğe takıldı gözü, ilk evimizi yerleştirirken olmuştu, kapıya sürtünmüştü taşırken, nasıl üzülmüşlerdi, daha taksitleri bile bitmedi diye. Üzülme demişti, kocası, üzülme... Bizim mutluluğumuz minicik bir çiziği görmeyecek bu evde...Hep mutlu olacağız hep!!! Şu küçük hurda televizyonu da atmaya kıyamadılar hiç, oysa şimdi kocaman ekranlı bir tane varken. Ama onu ikinci el eşya satan bir dükkandan alıp koymamışlar mıydı başköşeye, atmaya kıyamadılar anıların hatırına ... En güzel örtülerle süsledi onu hep, üstünde de mutlu fotoğrafları... Hayvasın diye haykırdı, hayvansın, nasıl yaptın, nasıl unuttun? Böğürerek ağladığının ayırdına vardığında kendini durdurması imkansızdı. Günlerdir biriken ne varsa kusuyordu, sefilce ağlıyordu, evin salonunda mutfağında yankılandı ağlaması, hıçkırıkları,.. Duvarlar sustu, vitrin sustu, televizyon sustu... Hepsi dinlediler...Sonra sesi yavaş yavaş küçük iç çekişlere kaldı. Kendini sürükleyerek banyoya attı, suyun altına girdi, hiç kıpırdamadan gözlerinden sicim gibi yaşlar inerek ne kadar kaldı suyun altında farkına bile varmadı. Uyumak istiyordu, uyumak... Uyandığında tüm belirsizliğin dağıldığını görmek, hayat onu uykudayken nereye bırakmışsa, kalkıp oradan devam etmek istiyordu. Birileri bir şeyler yapsa, uyutsalar onu... Zaman neyi çözmemiş ki, hangi acı sonsuza kadar sürmüş ki? Sonraki günler, içinde büyük bir sessizlikle, büyük bir kurulukla geçti, sadece nefes alıyordu, çok sevdiği kahvenin bile tadı, kokusu eskisi gibi değildi... Ağlamak bile zor geliyordu ona, parmağını dahi kıpırdatmadan içine gömülü günler, aylar geçirdi. Ve bir gün diğer kadından gelen mesajı gördü telefonda, sadece git dedi adama, hak etmiyorsun hiçbir şeyi, git... Adam gitti. Kapıyı kapattı ardından, mekanik adımlarla mutfağa gitti, içecek bir şeyler hazırladı, televizyonu, ama büyük ekran olanı, açtı. Kendini de şaşırtan bir ilgiyle izledi filmi, film çok acıklı geldi ona nedense, gözyaşlarıyla oyuncuların gerçekliğini kutladı. Sonra sildi gözlerini, ertesi gün giyeceği kıyafetleri çıkardı dolaptan tek tek... Yattı, uyudu... Her geçen gün aşk sandığı duyguyla hesaplaşmasını sürdürdü. Meğer ne çok dibe saklamış kendini yıllarca, dehşetle fark etti. Sanki kendi kendine bir evlilik masalı yaratmıştı da onunla mutlu oluyormuş, adamla paylaşamadığı ne çok şey varmış içinde kalan. Şaşırdı, afalladı...Şaşırdıkça netleşti her şey...Beyni sanki bilinçaltına ittiği ne varsa dışarı kusuyordu tek tek. Bu adam mıydı sevdiği, kendine inanamadı, hayatındaki en önemli tutkularını bile paylaşamadığı bu adam mıydı hayatını bu hale getiren. Buna nasıl izin verdiğine inanamadı, bu kadar acıyı çekmesine anlam veremedi. Acımı çektim bitti artık, ben bunları hak etmiyorum dedi tüm inancıyla. Aynanın karşısına geçti. Düzelecek her şey eskisinden güzel bir hayatın olacak, az güven, az cesaret, az onur, az kendinin farkında ol, silkelen bitsin artık.... Balkona çıktı, yağmur yağmış! Yıkanmış çamlarla karışık toprak kokusunu ciğerlerine çekti keyifle. Orta şekerli bir türk kahvesi yaptı sonra kendine. Kahve yudumunu ağzında ! 15 gün sonra adama bir mahkeme celbi ulaştı. Hak edemediği hayattan çıkarılışını bildiren celbi okurken onun da aklına geldi vitrindeki çizik.
Sana bir şey söylemek istiyorum ama onları söylerken öbür şeyleri unutuyorum. Aklım başımda değil zaten dilim dönmüyor kusura bakma ama galiba SENİ SEVİYORUM.
Kendimi bilmediğim bir sona hazırlıyorum. Tüm uğraşlar çabalar bunun için. Korkuyorum neyden korktuğumu bilemeden, ürküyorum. Hasret çekiyorum neye hasretim bilemeden, özlüyorum. Ve yaşıyorum ne için yaşadığımı bilemeden!! Öylesine bir hayat işte benimki.. tek başına tüm umutlardan mutluluklardan uzak. Sürekli bir şeylerden kaçıyor hissetmediğim duygular adına çaba veriyorum. Herkesi her şeyi geride bırakarak arkamı dönüp uzaklaşmak istiyorum yalnız çaresiz yıldım artık kendime mücadelemden. Pes ettim!! Sensiz geçen yıllarım vardı ya hani, hiçbir şey acıtamamıştı beni bu denli. Yine yalnız yine umutsuz ve yine çaresizdim ben. Eksiktin ama kimdin ki sen. Umursamıyordum bile. Kim olduğunu bilmediğim halde kaçıyordum senden. Yasamadan anlamak öyle zormuş ki meğer.. ve sen karşıma çıktın yeniden. İlk günlerde mutluydum bende. Mutluyum diyordum her önüme gelene onca yıldan sonra bende mutluyum. Herkese her şeye tüm yaşanmışlara rağmen mutluydum. Yavaş yavaş anladım senin için hiçbir şey ifade etmediğimi. Ve başlamalıydı artık mücadelem. Ne kadar zor olsa da senden vazgeçmeliydim. Gecelerce günlerce ağladım ama başaramadım senden bir adım dahi uzaklaşamadım. Ve hep bir gün senin baskasına aşık olacağından korkarak yaşadım. Hep bu sondan kaçındım. Ve gördüm işte. Sen başkasına aşıktın. Ben sana sen ona.. hayat değil mi işte? bu aşamadan sonra bitmeliydin benim için uzaklaşmalıydım senden çıkmalıydın hayatımdan. Gözlerine baktıkça daha çok acıyordu içim. Senden nefret ediyorum diye haykırmak istiyordum gözlerine bakarak.. sonra da saatlerce omzunda hıçkıra hıçkıra ağlamak. Sürekli düşündüm beni sana çeken ne diye. Hiç bir şey bulamadım belki de bu yüzden bu kadar çok seviyordum seni. Ve gözyaşlarımla süslediğim bu yazım senin içindi. Artık başardım sen bittin benim için bittin.! Elveda yaşam sebebim.
Sana birtanem diyorum; çünkü eşini bulamıyorum. Hayatım diyorum; çünkü sensiz bir hayat düşünemiyorum. Bunları niçin mi diyorum; çünkü "SENİ SEVİYORUM".
Sana güneşimsin desem akşam olur görünmezsin. Sana yıldızımsın desem sabah olur gizlenirsin. Sana rüzgarımsın desem biran esip geçersin. Sana nefesimsin diyorum bittiğinde benide bitiresin diye.
Öyle senden çok uzaklarda değilim, görmesini bilen gözlerin bakışındayım, belki sana senden daha yakın bir yerde, çarpan kalbinin her atışındayım.
Özlem yakarsa yüreğini ve acı çekersen hasretten beni an! Çünkü ben içimde yüzbinlerce özlemimle her gün seni yaşıyorum, seni delicesine özlüyorum, sana doyamıyorum.
Sen beni öyle bir hale getirdin ki dostarım bile bana güldü. Ama ben seni öyle bir hale getireceğim ki, düşmanların bile senin için ağlayacak.
Seninle olan her şeyi çok ama çok seviyorum sevgilim. En çok seninle ağlamayı seviyorum. Gülmekten o kadar farklı ki seninle ağlamak. O kadar kendimiz oluyoruz ki... Hiçbir maske olmadan en saf halimizle ağlıyoruz. ''Ağlama...'' diye diye... Daha sonra sımsıkı sarılıyoruz. Konuşmadan ağlıyoruz... Sadece yanında olduğumu hissediyorsun. Ya da hissediyorum. O hissi hiçbir şeye değişmem sevgilim... Ağlarken ne kadar tatlı olduğunu sen değil ben biliyorum. Sen olmadan önce yastığıma sımsıkı sarılırdım. Gözyaşlarımı ve acımı bir tek yastığım hissederdi. Şimdi sana sarılıyorum. Sen hissediyorsun gözyaşlarımı ve acımı... Sebebini bilmesem de sormadan ağlıyorum. Bunaltmıyorsun beni. Zaten ağlamamız bittiğinde hemen anlatıyoruz. Bu sefer teselli veriyorsun. Sonra ben çok huzurlu oluyorum. Senin gibi birine sahibim diye... Huzur ve mutluluk bizden eksik olmuyor. Ağlarken senin yanımda bana sarılıyor ben sevdiğini hissettiriyor olman acımı azaltıyor... Ağlarken de huzur doluyoruz... Yanımda sen olmadan ağladığımda canım acıyor sevgilim. Ne olur hiç yalnız bırakma beni. Seninle hep ağlasak bile birbirimize zarar vermeden sevdiğimizi hissettirerek ağlayalım... Seninle en çok ağlamayı seviyorum sevgilim. Bir tek senin yanında maske kullanmıyorum. Kendim oluyorum. Seni çok seviyorum sevgilim...
Önce duvarımdaki sonra kalbimdeki kirli isimleri sildim. Ardından güzel bir gökyüzü çizdim. Yağmur sonrası gökkuşağım bile var. Kendimi avutmak yerine gerçeklerle yasamayı öğrendim. Unutmayı değil de hatırladıklarımdan ve bana yapılanlardan ders almaya karar verdim. Aslında ben bugün kendim olmayı öğrendim!
Kutup yıldızına bakınca sen gelirsin aklıma eşi, benzeri yoktur bu dünyada dokunmak isterim ulaşamam ona sende öylesin benim için eşsiz ve çok uzaksın bana.
Aşka adanan mevsimleri kalbinde sûr eyleyen zemheri bir çığlıktı senin adın. Yağmurlar taşırdın gök mavisi umutların terk ettiği şehirlere. Her şehir adına adanan bir destanın ayak sesiydi. Geceleri bu yüzden sen kokardı her şehir. Ve ben tüm şehirlere inat şehirsizliği seçtim seni sevmenin şehrinde. Ey menekşe kurusu hayallerini suya vuran aksinde yitiren sevdam! Ey aşk iklimini kalbindeki hüzün mevsimine kurban eyleyen kavgam! Gökyüzü bilmişken ben seni. Toprağa düşen ne kadar yağmur tanesi varsa hepsini sana râm eylemenin niyazıdır bu ağıt. Her ağıt kendi sesleminde taşır sürûrunu. Ve ben sükûnete muteber kıldım sana mecz eylediğim ne kadar harfim saklıysa gecenin rahlesinde. Bu ağıt ellerimde büyüttüğüm yıldızlarla ismine şerhettiğim bir parantez ol diyedir sevda şerhime. Bir sözdür bu sana ilelebet göğsümde muskalanan. Söz ki Nûn'a değer Elif olmaya meylederken kalbim. Anlasana sevdegâhım. Sende cüzlensin istiyorum yüzünün ayetlerinde huzur sûrelerine mâtuf olan aşk. Veyl ve aşk adına Zeyl ve kan adına Gece ve düş adına Ateş ve kül adına Huruf makamının esrârına mahkum kalıyor işte dil-i efgânım. Oysa sana seslenmek isterdim zemheri aylarında. Sen ol diye haykırmak isterdim; güneşin ellerime değen parıltısının üstündeki hülya. Sen ki; mesrûr gecelerin mahremiyetine musâddık eylediğim rüyaların menekşelerce yorumlanan nağmesisin içimde. Bir kelebek kanadında sakladığım hayatın; yusufçuk kuşlarının rehberliği eşliğinde kalbime vehmettiğim tercümesisin. Ayaz ve kar adına Duman ve is adına Hazan ve yas adına Allah ve ins adına Kör gecelerin esaretiydi beni sana kalbeyleyen. Yusuf'un düştüğü kuyuydu belki de lâmekan gönlümün sende bulduğu. Her Züleyha yırttığı gömlekte taşır aşkının değerini bilirim. Ben bu yüzden yağmurdan bir libas giyindim üzerime. Ki gözyaşlarınla yırtasın diye haya perdemi. Ferhat ve Şirin adına Kerem ve Aslı adına Leyla ve Mecnun adına Muhammed ve Hatice adına Ey çöl yalımı saçlarında hüznün şarkısını mırıldanan kulbe-i âhzân'ım! Ey karanfil yanığı gözlerinde aşkın cilbâbını kuşanan sûret-i efkârım! Aşk Sadece Sende Mecnun Eyledi Beni!
Kaderde varsa sensizliği yaşamak kadere isyan ederim, Kendimemi kızayım yoksa beni buraya mahkum eden kaderime mi? Bilmiyorum yalan söylemekle ömür geçer mi? Seni yaşat bana yalnızlığı değil, sana uyuyorum sana uyanıyorum. Bekliyorum seni binbir ümitle ve ben her şeye inat sadece Seni Seviyorum...
Yanılgılar yalnız yaşanırdı ve sen her zamankinden daha çok yoktun. Sensizliğin hiçbir türüne alışamadığımı bilirdin ama yoktun. Her zamankinden daha çok yoktun ve benim sana vurulduğumda kesilmemiş cezalara karşı nasıl savunmasız olduğumu bilirdin. ... Kaç kez gittim senden. Yine sana döndüm, her defasında sana döndüm; zemherilerde yere düşürülmüş bir çiçek kadar çaresizdim; üşüyordum ellerin olmayınca tenimde. Yenilgiler yalnız yaşanırdı ve sen her zamankinden daha çok yoktun. ... Kaç kez gittim senden. Kendimden gittim. Tanımlanmamış yenilgilerimde tek bedeli sensizlikti de ben sensiz yapamazdım; yaşayamazdım iflasını gözlerimde. İşte bu yüzden, yalnızca bu yüzden kaç kez yine sana döndüm. Kendimle döndüm, sen olmadın. Her yeni buluşmada biraz daha benimdin ve sen her zamankinden daha çok yoktun. Kim bilir hangi mevsimlerde unutulmuş bir şarkıydı dudaklarını kanatan. Yanlış basan notalarda ben hiç olmadım, saklama sakın. ... Kaç kez gittim senden. Kendimden gittim sonunda. Tanımlanmamış yenilgilerdi. Bedeli sensizlikti de ben sensiz yapamazdım; yaşayamazdım iflasını gözlerimde. Sen uzaklıklarda kendini arardın; benim yakınlıklarımsa yalnızca sanaydı. Yanlış kurulmuş denklemlerde çözüm aramak yakışmazdı sana. Olmazdı, sevdiğim. Her sözün ayrılık üzere fermanlandı ve sen her zamankinden daha çok yoktun. ... Kaç kez gittim senden. Yine sana döndüm, her defasında sana döndüm. Ellerimi eski sıcaklığınla tutman yeterliydi, bilirdin ama sen her zamankinden daha çok yoktun. Kaç kez gittim senden. Kaç kez yine sana döndüm. … Anlatmak yetmez, sevdiğim; anlamak yetmez. Bir gün sensizliği sana bırakıp düşersem toprağa, korkuyla uyanacaksın gecenin bilinmez bir yerinde. Gözlerinde çiğ tanesi ıslaklıklar. Buz kesecek elin ayağın. Sarsılacaksın! Bir anı seçeceksin kendine; bu kez hayal olma sırası bana gelecek. Dudaklarında çok sevdiğimi bildiğin o şarkı: Seni Seviyorum...
Aramızda alevden bir deniz olsa, banada mumdan bir kayık verseler. Hiç düşünmeden ölümü, o mumdan kayığa biner gelirim sana.
Ne doğan gün ne gökyüzündeki ay artık hiçbiri bana ışık vermiyor anladım var olmamamın nedenini bu sahnede yalnızlık rolü bana düşüyor.
Bir şiir yaz bana içinde alabildiğince mutluluk olsun ayın gölgesinde unutulan sevgi tohumlarıyla yeşere dursun veya bir şarkı söyle özlemimdeki sevgiliyi anlatsın yağan yağmurlarla ıslanan bedenimi parlayan gözleriyle kurulasın.
Özlediğim ne sensin ne de bir başkası. Özlediğim gerçekten hissetmeden bana "seni seviyorum" demeyecek birisi...
Senin gözyaşlarından çamur akıyor.! Artık bana gelip ağlama sevgili. Çünkü gözyaşların üstümü kirletiyor.!
Kime anlatsam seni unutursun dediler. Kime söylesem derdimi üzülme geçer dediler. Söylesene bitanem nasıl geçer bu acı. O sıcak ellerini, o güzel gülüşünü. Bana aşkla bakan gözlerini unutabilir miyim? Belki sen unutursun ama ben asla. Çünkü sevdiğim ilk(son) aşklar asla unutulmaz.
Durup sebepsiz yere ağladığın oluyor mu? Sonra özlemin alevler gibi fışkırıyor mu her yerinden? Akşama yakın saatlerde bir efkar basıyor mu içini? Onu çiçeklerden kuşlardan bile kıskanıyor musun? Yokluğunda dünya sana zindan oluyor mu? Seviyorsun o zaman.
Gecemidir insanı düşündüren yoksa insanmıdır hüzünlenmek için geceyi bekleyen, gecemidir seni bana düşündüren yoksa benmiyim seni düşünmek için geceyi bekleyen.
Eğer bir gün beni unutmayı denersen öyle biriyle unut ki sana sıkacağım kurşunların önüne geçecek kadar cesur o gün seninle ölecek kadar seni seviyor olsun.
Sadece bunu söyleyip susmak isterdim... Ebediyen susmak. Çünkü canım acıyor... Konuştukça arzuladıkça özledikçe en kötüsü yaşadıkça canım acıyor." Ruhumu yaktıktan sonra şimdi de damarlarımda dolaşan sensizliğin etimi yakan acısını mı? O acıyı uyutsun diye sığındığıma sevgini orada da hep ama hep kaybettiğim soğuk rüyalarımı mı? Odamın tavanındaki yoksulluğumu ve kimsesizliğimi harç yapıp içine doldurduğum o derin o sonsuz çatlakların altında sen diye her gece koynuna girdiğim o zamansız ölümlerimi mi? Şimdi burada değilsin. Ama beni duyabiliyorsun biliyorum. Kapat gözlerini benim için ve dinle n'olur. Çünkü bunu sana ancak bir kez söylemeye cesaretim var. Seni ait olduğun çevre için değil bana ait olman için değil karşılığında beni sevmeniz için değil. Sadece sen olduğun için sevdiğimi söyleyebilseydim... Ne zaman sevgine acıksam kendi kalbimi yedim. Kendi etimi...Aşkımı...Ruhumu yedim. "YÜREĞİMİN EN SAKLI YERİNDE YALNIZCA SENİN ELİN DOLAŞMIŞTI" Seni yollarca şehirlerce uzağından sevdim. Seni kelimelerce şiirlerce yakınından sevdim. Seni dünya üzerinde sanki ilk kez benim için kalemi eline alıp yazdığın mektuplarca sevdim. Seni umutsuzca beklentisizce hayallerce sevdim uzağından. Zamanla kırgınlık kimlik değiştirdi ve vazgeçiş oldu benim için. Unutmanın en ağırı unutamadan unutmaktır. Seni sonsuza kadar kaybetmek kimlik değiştirdi ve unutmak oldu benim için... Anlamadın mı artık varlığım sana acı vermek için değil sadece seni sevebilmek için yaşadım ben... Hala seninle geçireceğim anların telaşıyla tüketir gibi yaşıyorum sensiz geçen günlerimi... Seninle geçen zaman bir daha tekrarı mümkün olmayan doğaçlama bir melodi gibi benim için. Sanki birlikte yazılmış kaderimizin sayılı dakikalarından an çalıyorum. Öyle birikmişsin ki içimde... Seni yaşamakla tüketmem seni sıradanlaştırmam mümkün değil. İçime çektikçe çoğalıyorsun sevgili... "Sevgilim beni bensiz bırakma olur mu? Çünkü sen nereye gidersen git ben oradayım. Benim başka gidecek bir yerim yok. Benim senden başka gerçeğim yok. Sende yaşıyorum ben sadece.
Bakışlar vardır insanı ömür boyu ağlatan. Yollar vardır aşılması güç olan. Kalpler vardır acılarla parçalanan. Ve insanlar vardır hiç unutulmayan. Sanma beni sevipte bırakanlardan. Benim sevgim mezara kadar olandan.
Yıldızlarla sana yüreğimi yolladım, hasretini gömdüm içime, senin için ağladım aradım çaresini aradım bulamadım. Nerdesin ciğer parem gözlerine susadım.
Benimle uğraşıp gücünüzü ölçme gibi bir niyetiniz varsa ben hazırım ama sadece sizinle yetinmem, kol kanat gerenlerinizi de sizin üstünüze koyarım.
Yüzün güneşe bakardı. Günebakanlar kıskanırdı. Zaten sen bakmazsan güneş parlamazdı. Ben senin yüzüne hayranlıkla bakarken gözlerin bir sevdayı anlatırdı. Ben o sevdanın tutkunuydum ve bir sevda ancak böyle tutkulu yaşanırdı. Hüznün karanlığına teslim gecelere, senin varlığınla direnirdim. Varlığın beni çoğaltırdı. Ne kadar çoğalırsam aşkım o kadar büyürdü ve aşk sadece senin adınla vardı. Elimdeki bir kaç umut kırıntısı her gün ama her gün yeniden besteleyip bitmeyen bir aşk senfonisine dönüştürürdüm. Her notası seni anlatırdı. Sen duymazdın ama dinleyen herkes seni anlattığımı anlardı. Günler solar, mevsimler değişir, zaman delice akardı. Yalnızlık bir kılıç olup yüreğime saplanırdı sensizliğe günce yazıp kimsenin bulamayacağı yerlere saklardım. Sensiz olduğum bilinsin istemezdim. Çünkü bu yürek sadece seninle atardı. Ağlardım, kimse görmezdi. Gözyaşlarım içime akardı. Seni özlemek bir fırtınayı andırırdı. Fırtınalar içimdeki sevda ağaçlarını kökünden kopartırcasına sallardı. Her seferinde bir yolunu bulup ağaçlarımı kurtarırdım. Bu yüzden benim sevdam yıkılmazdı. Aşkın yarını yoktu ama bizim beklediğimiz hep yarındı. Bugün hiç yaşanmadı. Bu ne sana ne de bana uyardı ama çaresizlik elimizi, kolumuzu bağlardı. Hayata isyan ederdim, isyan tek arkadaşımdı. Bu sevdayı yaşamak, ayakta tutmak kolay değildi, yorardı. Yine de şikâyet etmezdim, çünkü senin için her şey göze alınırdı. Hain değildim ben, seni aldatmadım. Beynimde yüreğimde seninleyken bir başkası bana yabancıydı. Ben yabancılara teslim etmedim kendimi, kimsede teslim alamadı beni. Mükemmel değildim ben, hatalarım vardı. Ama hatalarımı fark edip düzeltmeyi bilirdim. En ufak hata seni biraz incitse beni yıkardı. Şimdi 'gittim' diyorsun öyle mi? Hiç kalmadın ki benimle gidesin Benimle kalan hep yalnızlıktı. Olmayışının hiçbir önemi yok. Bir tarafında hep sen olsan da benim aşkım bağımsızdı. Hayatta hep tatlı anlar yoktur ya, nasıl yaşadıysam seni, acıyı da yaşamayı bilirim ben. Aslında çokta üzülecek bir şey yok. Çünkü bu aşk baştan sona imkansızdı. Güzel gözlüm.
Seni kıskanmak ve sakınmaktan ibaret benim hayatım. Her şeyden ama her şeyden kıskanabilirim seni. Kolundaki saatten, oturduğun sandalyeden yahut kokladığın bir çiçekten… Canlı veya cansız olması fark etmez. Sana benden yakınsa, seni kıskanmam için yeteri kadar mazeretim var demektir.Şimdi gece örneğin ve sen çok uzaklarımda bir kentte bensiz bir akşamı, hiç tanımadığım insanlar arasında geçiriyorsun. Onlarla konuşuyor, onlarla gülüyor, onlarla ağlıyorsun. Ben ise, sensizliğin akşamla çöktüğü ve yokluğunun deli fırtınalar estirdiği odamda seni düşünüyorum. Şimdi diyorum yanımda olmalıydı, gözleri yalnız bana bakmalı, sözleri yalnız benim kulaklarımda çınlamalıydı. Ama yoksun işte, bana sana dair hayaller kurmak kalıyor sadece ve zamana isyanlar savurmak alabildiğine.Ben seni hep böyle bekleyecek miyim? Sahi hiç vuslata dair bir umut yok mu? Sakın bana hayır deme… Bunu duymak istemiyorum. Gereken beklemekse, beklerim seni. Sonunda geleceğini ve benim olacağını bildikten sonra beklemekte nedir ki? Canıma minnet, ömrüme berekettir beklemek seni.Düşünsene o vuslatı. Canın canla buluştuğu ve sana biriktiğim çığlıkların sukün bulduğu, o anı bir düşünsene. Bak hayali bile telaşlandırıyor beni.Belki sana uzağım, hatta belki yasak. Ama hiçbirisi umurumda değil. Ben bir seni biliyorum sevilmeye değer ve sana adadım düşlerimi. İstersen mesafeleri ve yasakları kaldırırız aramızdan benim ya da girdabında korkuların gerçeklere teslim olursun.Ama sonu ne olursa olsun bilesin ki sevgilim, bu deli sevdalı sevmekten ve kıskanmaktan bıkmayacak hiçbir zaman. Aşkını gönlüme, hayalini gözlerime hapsettiğinden beri seninle atan kalbim, her daim seninle atacak… Bir gün buluşmak üzere…
Gözlerini kapat, bir dilek dile içinden benide geçirerek, farzetki elinde papatya denilen çiçek, başla yapraklarını koparmaya seviyor sevmiyor diyerek, seviyor çıkanları kendine sakla sevmiyor çıkanları bana gönder, gönderki anlatayım onlara seni ne kadar çok sevdiğimi.
Ağlayanı güldürmek, ağlayanla ağlamaktan daha değerlidir. Bir insanı herhangi biri kırabilir ama bir tek en çok sevdiği acıtabilir. Yalan söylememek değil, gerçekleri gizlememektir marifet. 'Sana ihtiyacım var, gel!' diyebilmektir güçlü olmak. Biri sana 'Git' dediğinde 'Kalmak istiyorum' diyebilmektir sevmek. 'Özür dilemek' değil, 'Affet beni' diye haykırmaktır pişman olmak ve gurur kaybeden acizlerin maskesidir. Sevgi dolu yüreklerin gururu olmaz.
Sensizlik öyle acı veriyor ki bana Dalıp dalıp gidiyorum bak uzaklara Kalbim derinden sızlıyor ağrıyor işte Küsüyorum işte ben bu yalnızlığıma Perişan olsam da yaşadığım bu hayatta Mutlu olacağım belki öbür dünyada Senden önce yaşamadım ki ben sevdayı Sen öğrettin bana sevmeyi ve de aşkı Bense kıymetini bilemedim belki de Bilmelisin sen varsın sadece hayatımda Sensizlikten ötesi nedir ki zaten bana Ben bir kere sevdim bunu anlasana Başkasına nasıl veririm kalbimi bir daha. Onun sadece sende olduğunu anlasana Beni sevecek bir başkası olamaz hayatımda. Sensizlik çok acı veriyor inan ki bana. Bir kez daha benim yanımda olsana.
Sana çiçek bahçesi vaad edemem ama köyde tahta var.
Bir çocuk babasız büyür ama anasız büyüyemez. Bizim bir tane anamız var o da vatan!
Pencereniz kiriydi, gördüğünüz her insana çamur attınız.
Biliyorum sana giden yollar kapalı. Üstelik sen de hiçbir zaman sevmedin beni.
Lafları ile büyük olduklarını sananlar, yaptıklarıyla ne kadar küçük olduklarını kanıtladılar.
Bana benzemeye çalışma, bir yerde tıkanır kalırsın.
Önce yaptığına laf ederler, sonra sana özenirler.
Sayın kendini vazgeçilmez sananlar. Vazgeçtiklerim referansımdır.
Tartışmalardan uzak kalmak istediğim bir yaştayım. Bana bir filin uçabileceğini söylesen "kesinlikle haklısın" derim.
Mücadele ettiğin herkes düşmanın, sana yardım eden herkeste dostun değildir.
Ayaktayım işte herkese inat. Kralı da gelse bozulmaz bu saltanat. Hakan da benim kanun da!
Yürüdüğün yolda kimseyi bekleme, işi düşünce o sana yetişir.
Bana kötülediği insanla can ciğer olan insandan, her kahpeliği beklerim.
Ayağa kalk Allah seninleyken pes etmek sana yakışmaz.!
Şeytan'ın sana karşı kullanabileceği silahların en güçlüsü, insanlardır.
Hz. Ömer Kimdir? Hz. Ömer bin Hattab, İslam tarihinin en önemli şahsiyetlerinden biri olup, ikinci İslam halifesi olarak büyük bir rol oynamıştır. Miladi 584 yılında Mekke'de doğan Hz. Ömer, güçlü karakteri, adaleti ve İslam'a olan sadakatiyle tanınır. İslamiyet’i kabul etmeden önce Mekke'nin önde gelen ailelerinden birinin mensubu olarak, güçlü ve nüfuzlu bir kişilikti. Ancak, Hz. Muhammed'in (sav) peygamberliğini kabul etmesiyle birlikte, hayatı ve karakteri köklü bir değişim geçirdi. İslam'ı Kabulü ve Erken Dönem Hz. Ömer, İslam'ı kabul etmeden önce, Müslümanlara karşı sert bir tutum sergileyen biriydi. Ancak, İslam'ı kabul etme süreci onun karakterindeki adalet ve doğruluğa olan eğilimini daha da belirginleştirdi. İslamiyet’i kabul edişiyle ilgili rivayetlerden biri, kız kardeşi Fatıma ve eniştesi Said'in Müslüman olduğunu öğrenmesi üzerine, onların Kur’an okuduğunu duyması ve bu olayın kalbinde bir yumuşamaya neden olmasıdır. Hz. Ömer, İslam'a geçtikten sonra, Müslümanların toplu halde Kâbe’de ibadet etmesini sağlayan cesur bir lider olarak tanınmıştır. Halifelik Dönemi Hz. Ömer, Hz. Ebubekir'in (ra) vefatından sonra İslam'ın ikinci halifesi olarak 634 yılında göreve başlamıştır. Halifelik dönemi, İslam tarihinin en parlak ve en düzenli dönemlerinden biri olarak kabul edilir. Onun döneminde İslam, Arap Yarımadası dışına çıkmış, Bizans ve Sasani İmparatorlukları'na karşı büyük fetihler gerçekleştirilmiştir. Bu fetihler sonucunda, İslam Devleti hızla genişlemiş ve bugünkü İran, Irak, Suriye, Mısır ve Anadolu’nun büyük bir kısmı İslam topraklarına katılmıştır. Hz. Ömer'in yönetim anlayışı, adaletin her şeyin üzerinde olduğu bir sistem üzerine kuruluydu. İdari reformları, mali düzenlemeleri ve hukuk alanındaki uygulamaları, İslam Devleti'nin güçlü bir temele oturmasına katkıda bulunmuştur. Onun döneminde, kadılık (yargı sistemi) kurumsallaştırılmış ve yerel yönetimler daha etkili bir şekilde organize edilmiştir. Hz. Ömer, halkın yönetime katılımını önemseyen bir liderdi ve "Adalet mülkün temelidir" sözü onun yönetim anlayışının en iyi özetidir. Adalet ve Yöneticilik Hz. Ömer'in en bilinen yönü, adalete olan bağlılığıdır. Onun adalet anlayışı, sadece Müslümanlar arasında değil, İslam topraklarında yaşayan tüm insanların haklarını korumayı amaçlayan bir yapıya sahipti. Bu nedenle, Müslüman olmayanlar da onun adaletli yönetiminden memnuniyet duymuşlardır. Hz. Ömer, yöneticilikte sadelik ve dürüstlüğü esas almış, lüks ve israfı reddetmiştir. Halifeliği döneminde, bizzat devlet işlerini takip etmiş, halkın sorunlarına doğrudan müdahil olmuştur. Onun bu yöneticilik tarzı, İslam dünyasında örnek alınmış ve sonraki dönemlerde de büyük bir saygıyla anılmıştır. Vefatı ve Mirası Hz. Ömer, 644 yılında Medine'de, bir suikast sonucu yaralanarak şehit edilmiştir. Vefatı, İslam dünyasında büyük bir üzüntüyle karşılanmış ve onun ardından gelen halifeler de onun yönetim anlayışını sürdürmeye çalışmıştır. Hz. Ömer’in mirası, sadece fethedilen topraklar veya kurulan devlet yapıları ile sınırlı kalmamış, aynı zamanda İslam’ın temel ahlakî ve adalet prensiplerinin toplumda kökleşmesine de öncülük etmiştir. Onun adı, İslam tarihinde daima adaletle, doğrulukla ve hikmetle anılmaktadır. Hz. Ömer, hem İslam dünyasında hem de dünya tarihinde adil bir lider olarak hatırlanmakta, onun sözleri ve uygulamaları bugün bile yöneticiler ve halk tarafından örnek alınmaktadır. Onun yaşamı, Müslümanlar için bir rehber niteliğindedir ve İslam’ın barış, adalet ve ahlakî değerler üzerine kurulu olduğunun en güzel kanıtlarından biridir. Hz. Ömer Sözleri
Aklım koca bir mezarlık, gömülen gömülene, unutulan unutulana, kayıplara karışan karışana. Hatırladıklarım, unuttuklarımdan az, geçmiş zaman karanlık, yarınlar beyaz.
Sevdiğim, sen bana güzel; ben sana sahip olmaktan çekinirim.
Hatıralar, kalbe yaslanan eski dostlardır.
Hayat sana ne verirse versin, sen ne yaptığınla anılacaksın.
Yaşamı kabul ettiğin anda, yaşam sana açılır.
Geçen zaman geri gelmez, harcanan zaman geri alınamaz.
Gerçek, anlatılan değil; yaşanandır.
Sevdiğini söyleyen değil, sevdiği gibi davranandır gerçek olan.
Mum gibi yanan dostluk, etrafa hep ışık olur.
Kardeş; dünyanın sana verdiği ilk dostluktur.
Sırtını dağa veren değil, sözüne dayanandır kabadayı.
Deli derler bana, sebebi sevdamdır.
Hayatın kuralları bana göre değil.
Çalışmayan, şanstan da yararlanamaz.
Hedefin yoksa, her rüzgâr sana yön gösterir.
Cesur ol; hayat cesurlardan yanadır.
Sana güzel bir yıl, sana güzel bir hayat dilerim.
Doğduğun günden bu yana dünya biraz daha güzel.
Babacığım; her şeyim sana borçlu.
Bugün; sana bir kez daha ‘seni seviyorum’ demek için bahane.
Hocam; bana hayatı öğrettiğin için minnettarım.
Geçen yılı unut, yenisi sana güzellikler getirsin.
Mutlu yıllar; sana ve sevdiklerine.
Az olana şükret, çok olana yetinmeyi öğren.