Sevgi

200 söz bulundu

"

Sevgilim!.. Sen gideli kaç saat oldu? Kaç gün geçti, kaç hafta..? Saymadım.. Bana yüzyıllar geçmiş gibi geliyor. Son anda sen giderken gözlerinin buğusunu bıraktın.. Şimdi sis içinde bütün dünya. Çiçekler gözyaşlarımı içti, sen onları kırağı sanırsın, çiy sanırsın.. Oysa hepsi benim gözyaşlarımla ıslak.. Sevgilim, özlüyorum seni.. Bir balta indirildi, içimden bir ağaç köküyle devrildi. Gözlerimden akan yaştan belli değil mi, içim kanıyor. Özlem bir bulut gibi sarıyor beni, kuşatıyor. Seni sevmek bir sonsuzluk gibi büyüyor içimde. Haftanın her gününe, geçen her saate senin adını verdim. Senin adınla başlıyor mevsimler, yıllar sen varsan içinde, geçerli… Özlem bir yağmur gibi yağıyor üstüme. Damlalar yüreğime vuruyor. Gecenin karanlığında bir başınayım. Uykularım bölük pörçük. Bütün rüyalarımda sen.. Gözlerim kapanır kapanmaz gözlerin yaklaşıyor. Sonra bir rüzgar alıp seni, benden uzaklara götürüyor. Geceler boyu sabahlayıp uğruna, boşluğa düştüğüm sevdiğim, bir tanem, göz bebeğim.. Yüreğimden mühürlendim sana.. Şiirler havalanıyor kuşlar gibi, şarkılar ağlıyor yokluğuna.. Sevgilim, hayatı sende buldum ben, tükenirsem sen tüketirsin beni. Yoksun, gittin, tek başına koydun… Bu nasıl bir özlemdir, kendi gövdem ateşten bir gömlek.. Yanıyorum.. Yetti artık, yetiş n’olur dayanamıyorum.

"

Sana baktığım zaman gözlerim kamaşıyor. İnce bir rüzgar esiyor saçlarının arasından, bütün denizler deviniyor. Binlerce güneş parlıyor gözbebeklerinde. Senin ışığın öyle parlak ki gökyüzündeki utancından eriyor. Sana dokunduğum zaman sudan geçer gibi ellerim, senin beyazlığınla arınıyor. Yüreğimin içinden ırmaklar akıyor. Sana dokunduğum zaman nefes alamıyorum, soluğum kesiliyor. Sana dokunduğum zaman boyut değiştiriyorum. Bütün renkler yenileniyor. Bir masanın başında oturuyorsun, elinde çay bardağı. Diyelim ki çay içiyorsun. Senin oturduğun masa birden anlam kazanıyor. Çay daha lezzetli, masa daha sevimli, bulunduğun oda huzur veriyor. Sen yürüdüğün zaman bastığın kuru toprakta çimen bitiyor, çevrende güller açıyor. Kuşlar havalanıyor sevinçle mavi gökyüzüne. Senin el sürdüğün yerden bereket fışkırıyor. Ah sevgilim... Yüreğimin ateşi, başımın dumanlı yüce dağı, dinim kadar imanım kadar güvendiğim ey güzel insan... Seni kimse benim gözlerimle görmüyor. Sana sıradan biriymişsin gibi, yüzüne bile bakmadan bir söz söylüyor, cevabındaki gizemi fark etmiyor. Seninle kurulan cennet umurlarında değil. Ama senin yüzüne bakıyorlar, onlara gülümsüyorsun, sana uzanıyorlar, ses etmiyorsun. Verdiğin nimetin farkında değiller. Ben sana niçin onlarla berabersin diye hesap sormuyorum. Ama onlar senin değerini bilmiyorlar. Bunun adı kıskançlıksa evet... Seni kıskanıyorum... Ama bu, sana layık olmayanların vurdumduymazlığından kaynaklanıyor. Kimse seni bulunduğun yerden bir santim aşağıda göremez, görmemeli... İşte o zaman çıldırıyorum. Sana uzanan elleri kırmak, sana bakan gözlere mil çekmek istiyorum. Sen burada, benim dünyamda, teksin, ulaşılmazsın. Sana ulaştığını sanan herkese lanet ediyorum. Çünkü onlar seni benim gözümle görmüyorlar.

"

Önümde duran boş beyaz bir kağıtla ne yapsam diye düşünüyorum. Kağıttan bir gemi yapıp denizleri mi fethetsem? Ya da masanın bir bacağı kısa, onun altına mı koysam? Yoksa sık sık seninle ilgili unuttuğum şeyleri yazıp duvarıma assam? Yok, en iyisi oturup sana bir mektup yazayım. Sana olan sevgimi yazıyorum; seni nasıl sevdiğimi anlaman için. Hayallerimi yazıyorum; senli yarınlarımız için. Sonra sana bakışımı yazıyorum; sonsuzluğu görmen için. Ve bir de yıldızları yazıyorum; oradan bana baktığında görmen için. Yanına gelmek istiyorum. Ellerini tutmak, gözlerine bakmak, tenini tenime deydirmek, saçlarını okşamak, yüreğini hissetmek, nefesini içime çekmek istiyorum. Ve sana şunu söylemek; hem de haykırırcasına “seni seviyorum” demek istiyorum  Eğer senin de önünde boş beyaz bir kağıt varsa, otur sen de bana bir mektup yaz. Unutma, burada senin gibi hisseden, senin gibi seven biri var. İşte mektubumun sonuna geldim. Sana gözyaşlarımla ıslanmış bir mektup yolluyorum çünkü sen benim binlerce gözyaşımdan oluşandın. Sakın sen ağlama, üzülme çünkü bana sen lazımsın...

"

Geceyi sessizce bitirmeye hazırlanırken çalan kapının sesiyle irkildi. Nicedir kimse gelmemişti kapısına. Kimseyi de istemiyordu zaten. İçindeki maviler donmuştu. Bir sevdayı tek başına yasamayı seçmişti. Yalnızlığının sorumluluğunu taşıyacak kadar yürekliydi. Geceler bir sancı olup içine islerdi; ama yüreğinin en güzel yerine oturttuğu o sevdayı düşündükçe içine yayılan sıcaklık alıp götürürdü tüm sancılarını. Ne kadar zamandır böyleydi, ne kadar zamandır en yakın dostu özlem olmuştu, hatırlamıyordu. Evet özlüyordu. Çünkü özlemin içinde o deli sevdasını buluyordu. Gidenlerin arkasından ağıt yakmamayı çoktan öğrenmişti; ama bu başkaydı. Kimseyi onun kadar sevmemişti. Birine anlatmaya kalksa sözcükler yetmiyor, acizleşiyordu. Neye benzetse, bir yeri eksik kalıyordu. Hep ona dokunmak, hep onu hissetmek ve hep onu yasamak istiyordu. Bu yüzden onun olmamasını bile umursamıyordu artık. Sevdasını, sevgilisi olmadan yaşıyordu. O gittiğinden beri hayatına girip çıkan kimseyi kabullenememişti yüreği. Başka bedenlerle; ama onunla sevişmişti. Sonra da utanmıştı kendinden... Her sevişmesi üçlü bir ihanetle sonuçlanmıştı. Kendini, bitmeyen sevdasını ve o yabancı bedeni aldatmıştı hep. Kapıyı açmak için yerinden kalktığında masada duran deli sevdasının yazdığı bir yazıya ilişti gözü... "Gözlerini almalıydım karşıma, aldım. Her yerime aldım seni... Günler geçtikçe her dokun isliyor bir yerlerime. Masmavi bir yere götürdün beni, kendimi göreyim diye.. Ellerimi tuttun benim, kanım daha hızlı aksin diye.. Dudaklarımı öptün benim, kafamı yastığa koyduğumda seni düşleyeyim diye.. Çünkü sen bunları yaparken aslında beni hayata döndürdüğünün farkında değildin. Paylaştığımız her şey çok güzel; ama korkuyorum.. Günün birinde sensiz bırakılmaktan, sensiz kalırsam bir hiçlikte yok olmaktan korkuyorum. Bu yüzden benliğimi kaplayışını durdurmak istiyorum; ama yapamıyorum. Ben hep seninle bir dakika öncesinden daha çok şeyi bütünleştirmek istiyorum. Bilmem kaçıncı bin kez okuduğu yazıyı bir kez daha okurken kapının ısrarla çalındığını fark etti. Mektubu bıraktı, kapıya doğru yürüdü ve açtı. Deli sevdası kapıdaydı. "Hoş geldin" dedi, sessizliği tükendi, hüzün tükendi, özlem tükendi.. Artık aşkın vaktiydi ve tükenmemesi gereken tek şey aşktı.

"

Dönme Cam Batar Ayaklarına Eskiden ucuz tükenmez kalemler vardı, Tükeneceği bilinen, bitmeden haber veren, Ucunu nefesle ısıtınca hiç olmazsa birkaç cümle daha götüren! Sevgilim, eski sevgilim!... Bittiği anda biten bir tek seni tanıdım... Yaşamak küçük insanların büyük izler bıraktığı bir oyuna benzer bazen. Bittiği zaman eve dönemediğimiz, kaldığı yerden devam eden; insanların ya birbirleri için hayatta kaldığı, ya da birbirleri için hayattan kaçtığı bir oyun... İki yarım kalmış öykünün kaçak aşıklarının buluştuğu, buluşanların gözyaşı bölüştüğü ve her sevişenin gün gelip mutlaka dövüştüğü hayatın, yarısı uğurlamak sanki… Doğaçlama acıların en çok yakıştığı yer, aşk… Aşkın sokağı çıkmaz sokak! Sokakları yıkayan gözyaşlarının nedeni belliydi. Herkes hayatta birileri ile karşılaşır ve artık azalmaya başlar. Seni tanıdığımda anlamıştım bunu. Kışta kar'ın öncesi nasıl güneşse, sende de aşkın arkası öyle savaştı....Söz aşktan açıldığında göz her şeye kolayca kapanıyordu seninleyken. Aşk da aklımı kullanamıyordum ben, sadece sevmeyi becerebiliyordum... Ateş açtığın, kanattığın ve sonunda dönüp bakmadığın yaralarımı kendim öpüp okşuyor, sabahları öyle başlıyordum yeni güne. Yaralı olduğumu biliyordum, bir tek ne kadar döküldüysem ortalığa, o kadar çalındığımı, kalanları toplasam yeniden bir ben daha etmeyeceğimi… O yüzden parçalarımı yapıştırmayı denemiyordum, iyileşmek diye bir şey varmaydı onu da bilmiyorum. En güzel yalanları kendime söylemeyi öğrenmiştim. Sihirli bir lambaydın sen ama ne senden cin çıkıyordu ne bende aşk bitiyordu. 'Gittiği yere gidiyordu bu aşk, sadece gittiği yere gidiyordu...' Hayatıma taşınan ve zamanla aşınan her şeyin tersine sen durmadan çoğalıyordun.... Gün geçtikçe yaram azdı, camdaki kelebeğin kanadını kıran çocuk, aşktaki geleneğin canını yakacağını bildiğinden yaramazdı. Böyle durumlarda bir şeyler düşünmek hiç işe yaramazdı diye söylenip duruyordum... Sever, gelir, gider, anlar…. Her yönüyle duygulanan birinin hiç ağlamamış biriyle ilgili geniş zamanlı cümleleri sevmesi komikti biliyordum ama ben gülemiyor yalnızca ağlıyordum. Sevmek bazı insanlarda tek başına işe yaramıyordu. İyi kalbi keşfedilmemiş ve umudunu kelimelerdeki ecek - acak eklerine bağlamış insanlara tokat atmaktı sevap. Kendi yanağımı kendim kızartmıştım. Boşunaydı dersler, sınavlar, testler… Notlar hep sıfırdı… ''Aşk en çok yukarıdakilerden hangisi dedim , A şıkkıydı her zaman aşk!! Boş bıraktığın soruydu. ''Aşk en çok aşağıdakilerden hangisidir diye sordum, D hepsiydi cevap seçemedin doğruyu… Sınıfta kalmalıydın sen… Ben unutsam sen gitsen unuttum gitti diyecektim herkese, böyle kolayca yalan söyleyecektim her sorana. Ama bana kim doğruları söyleyebilirdi ki kendimden başka? İçimden bir ses yaralıyordu hep beni: senin sevgin onun yüreğinde büyüsün, o senin kollarında başka rüyalara uyusun, ayıp sana yaptığı! Ayıptı bana yaptığın… İçime akacaktı zehir, dışına taşmıştı çünkü ayrıntıları unutacak kadar kaçmak istiyordum senden... Vurgunluk halinde durgunlaşan yüreğim, her şeyi duygulara feda edebilecek kadar saftı hala... Üstelik tüm biriktirdiğimi sende harcamış, tüm benliğimle teslim olmuştum sana. Ben seni tanıdıktan sonra aşkta el değiştirme mevsimi gelmesin diye dua ederken, senin gömlek değiştirme mevsimin bana denk gelmişti. Buydu en acı olan... Aşk'ın eşittir olarak kullandığı işlemlerde neden sonuç hep kesirli çıkar öğrenmiştim. Yaptığım tek doğru şey, en büyük yanlışımdı benim. Çünkü yanlış birini doğru bir aşkla sevmiştim. Yanlışlar doğruları da alıp götürdü hep… Kendime söyleyecek çok lafım var, sana söyleyecekse sadece birkaç satırım... Benden uzak yeni yerlerde, orada doğmuşçasına tanıdık dur artık’ her gördüğüne selam ver, yanına her gelene çocukluk arkadaşınmış gibi hemen alış, dök içini iyi tanıdığın yabancılara, imren gördüğün en uyumsuz aşklara! Yeter ki bana kalbimi kırdığın yoldan geri dönme cam batar ayaklarına!.. Bir yerlerde bitiyor ağızda söz, hayatta umut, yürekte aşk.. Elinde kalemle baş başa kalıyor insan ; hani o bitmeden haber veren, ucunu nefesle ısıtınca hiç olmazsa birkaç cümle daha götüren… anladım ki sevgilim, seninle bitek cümleyi dahi tamamlayamamışım ben! Giderken en sevdiğin şarkıyı söyle bana, benim en sevdiğim şarkı olmasın ama.

"

DUYGUSAL SEVGİLİ Sabah uyandığında midesinde bir yanma hissetti. Yanmanın nedeni akşam yedikleri değil, uyanır uyanmaz bugün yapacaklarının aklına gelmesiydi. Bugün 2 yıldır götürmeye çalıştığı bir birlikteliği bitirecekti. Aslında bunu yapmakta geç bile kalmıştı. 'Bitmeli dedi içinden, her gün bu tatsız uyanış bitmeli.' Genç adam bunları düşünürken suratı şekilden şekle giriyordu. Süratle giyinerek dışarı çıktı. Bugüne kadar hiç bekletmemişti onu, şimdi de bekletmemeliydi. İstanbul, soğuk ve yağmurlu bir Nisan ayı yaşıyordu. Genç adam gökyüzüne bakarak iç geçirdi; 'Bulutlar bizim yaşayacaklarımızı biliyor. onlar bile ağlıyor halimize...' BULUŞMA VAKTİ Artık Kadıköy iskelesindeydi. Birkaç dakikalık beklemeden sonra karşıdan kız arkadaşının geldiğini gördü. Şimdi midesindeki ağrı daha da artmıştı. Beşiktaş'a geçtiler. Yolculuk sırasında hiç konuşmadılar. Genç kız, sevgilisinin bu durgunluğuna anlam verememişti. Nereden bilecekti bugün ayrılık çanlarının çalacağını... Beşiktaş'a geldiklerinde bir cafede oturdular. Genç kız anlamıştı sevgilisinin kendisine bir şey söylemek istediğini. 'Bana bir şey mi söylemek istiyorsun' diye sordu. Genç adam, gözlerini kaçırarak 'Evet' dedi. Genç kız heyecanlanmıştı, biraz da sinirlenerek 'Söylesene, ne diye bekliyorsun' dedi. Genç adam içini çektikten sonra 'Sence biz nereye kadar gideceğiz?' diye sordu. Genç kız, 'Bunu sorma gereğini niye duydun?' diye yanıt verdi. Genç adam söze başladı... ''Birkaç ay önce akşam 23:00 civarında sana telefon açıp senin için yazdığım şiiri okumak istemiştim. Sen bana 'Sırası mı şimdi canım yaa, işin gücün yok mu?' demiştin. Biliyor musun o an nakavt olan bir boksör gibi hissettim kendimi. Özür dileyip telefonu kapatmıştım. Daha sonra da bu şiiri benden hiç istememiştin. Geçenlerde hasta olup yataklara düştüğümde arkadaşlarımla birlikte sen de gelmiş, Meralin 'Sen şanslısın, sevgilin sana bakar' sözüne 'İşim yok da sana mı bakacağım, annen baksın' demiştin. Hatırladın mı?'' DUYGUSALLIĞI SEVMEM Genç kız, 'Biliyorsun ben duygusallığı sevmiyorum. Hem hasta bakıcı gibi göründüğümü de kimse söyleyemez' diye yanıtladı. Genç adam güldü, 'Evet canım haklısın. Zaten olmak istesen de bu kalbi taşıdığın sürece hasta bakıcı, hemşire falan olamazsın.' Genç adam devam etti... Bana şimdiye kadar kaç kere sabahın erken saatlerinde güzel sözcüklerden oluşan bir mesaj çektin? Hiç... Hatta günün hiçbir saatinde çekmedin. Duygusallığı sevmeyebilirsin. Ama sen seni seven insanları da mutlu etmeyi sevmiyorsun. Halbuki ben senin tam tersine kendimden çok insanları mutlu etmeyi seviyorum. Seni tanıdığımdan beri her sabah, her akşam, her gece yani seni andığım her saat tatlı bir mesajım vardı senin için biliyor musun? Seninle ben AKLA KARA gibiyiz.' Genç kız anlamıştı, 'Yani ne istiyorsun benden şair olmamı mı?' Genç adam tekrar gülümsedi içinden. Dün gece verdiği ayrılık kararının ne kadar doğru olduğunu düşündü. 'Hayır' dedi, 'Şair olmanı istemiyorum. Olamazsın da... BİZ AYRILMALIYIZ. Ayrılırsak ikimiz için de en hayırlısı olacak.' Genç kız şaşırmıştı, 'Neden ama? Ben seni seviyorum. Senin de beni sevdiğini sanıyordum.' Genç adam iç çekerek 'Hayır canım, sen beni sevdiğini sanıyorsun. Eğer beni sevseydin şimdi başka şeyler konuşuyor olurduk' dedi. Genç kızın gözleri yaşarmıştı. Genç adam cebinden çıkarttığı mendili uzattı, genç kız gözyaşlarını silerek 'Sen bilirsin, umarım beni bir başkası için bırakmıyorsundur...' dedi. Genç adam 'Nasıl böyle bir şey düşünürsün, senden başka kimse olmadı ve uzun zaman da olacağını sanmıyorum' yanıtını verdi. Genç adam ve genç kız iki sevgili olarak oturdukları masada artık iki yabancıydılar. Birkaç dakika sessizce oturduktan sonra Genç kız, 'Kalkalım istersen' dedi. Genç adam 'Ben biraz daha burada kalmak istiyorum, istersen sen kalkabilirsin' diye yanıtladı. Genç kız 'Tamam o zaman sana mutluluklar dilerim' diyerek elini uzattı. Genç kızın sesi ve eli titriyordu. Genç adam, 'Istersen arkadaş kalabiliriz' dedi ve birbirlerine son kez sarıldılar. "BEN DOĞRU YAPTIM..." Genç adam doğru yaptığına inanıyordu. Eve döndüğünde yürümekten bitap bir haldeydi. Odasına girdi. Gece bitmek bilmiyordu. Sabah erken kalkıp işe gidecekti, uyumalıydı. Birkaç saat sonra uykuya dalmayı başardı. Sabah 7'de saatin ziliyle uyandı. Evden çıkacağı zaman cep telefonuna baktı, mesaj ve 10 cevapsız arama vardı. Yorgun olduğu için duymamıştı telefonun sesini. Aramalar ve mesaj sevgilisindendi. Heyecanla mesajı açtı, şunlar yazıyordu:   SADECE ONLARI SEVMEYİ SEVDİM, HEPSİNİ ONLARSIZ YAŞADIM DA, BİR SENİ SENSİZ YAŞAYAMIYORUM, BU AŞKI TEK KALPTE TAŞIYAMIYORUM, SANA YEMİN GÜZEL GÖZLÜM, BİR TEK SENİ SEVDİM, VE SENİ SEVEREK ÖLECEĞİM, ELVEDA BİRTANEM...   Genç adam şaşırmıştı. Onu tanıdığı günden beri ilk defa şiir alıyordu ve üstelik sabahın beşinde yazmıştı. Heyecanla onu aradı, telefonu yabancı bir ses açtı. Genç adam ''Nalan'la görüşebilir miyim?'' dedi. Ama karşısındaki ağlıyordu, hıçkıra hıçkıra hem de... 'Ben onun annesiyim yavrum, kızım bu sabah intihar etti. Gece sabaha kadar birilerini arayıp durdu. Sabah odasının ışığını sönmemiş görünce girdim. Yavrum kendini asmıştı...' YIĞILIP KALDI Genç adam beyninden vurulmuşa döndü. Bir gün önceki mide ağrısının iki katını çekiyordu şimdi. Olduğu yerde yığılıp kaldı... Birkaç ay sonra iki doktor konuşuyordu hastanede. Doktarlardan biri diğerine karşıdaki hastanın durumunu soruyordu. Doktor yanıt verdi... Haaa o mu? Üç ay önce getirdiler. Kendisi yüzünden bir kız intihar etmiş. O günden sonra cep telefonunu elinden hiç bırakmamış. Devamlı bir şeyler yazıp birine yolluyor. Geçenlerde merak ettim. O uyurken gönderdiği numarayı aradım. Numara 3 ay önce iptal edilmiş. Gelen mesajlarda bir şiir var. Bu adam duygusal mı bilmem ama benim anladığım kadarıyla şiiri yazan çok duygusal biriymiş... "ÇEVRENİZDEKİ İNSANLARIN NE HİSSTTİĞİ YA DA NE DÜŞÜNDÜĞÜNDEN OKADAR EMIN OLMAYIN, BAZEN BİR KALBİN, İÇİNDE NELER SAKLADIĞINI ÖĞRENDİĞİNİZDE HERŞEY İÇİN ÇOK GEÇ OLABİLİR."

"

Daha henüz 18 yaşındaydı ama hayatının sonundaydı. Tedavisi mümkün olmayan ölümcül bir kansere yakalanmıştı. Kahır içinde eve kapatmıştı kendini. Sokağa çıkmıyordu. Annesi, bir de kendisi. O kadardı bütün hayatı. Bir gün fena halde sıkıldı, dayanamadı, attı kendini sokağa. Bir yığın vitrin önünden geçti, tam bir CD satan dükkânı da geride bırakmıştı ki, bir an durdu, geri döndü, kapıdan içeri, gözüne hayal meyal takılan genç kıza bir daha baktı. Kendi yaşlarında harika bir genç kızdı tezgâhtar. Hani, ilk bakışta aşk derler ya, öyle takılıp kalmıştı işte. İçeri girdi. Kız, gülümseyerek koştu ona; "Size nasıl yardım edebilirim?" diye. Nasıl bir gülümsemeydi o. Hemen oracıkta sarılıp öpmek istedi kızı. Kekeledi, geveledi, sonra "Evet!" diyebildi. Rastgele birini işaret ederek; "Evet, şu CD'yi bana sarar mısınız?" dedi. Kız CD'yi aldı, içeri gitti, az sonra paketle geri geldi. Genç kızdan aldı paketi, çıktı dükkândan, evine döndü. Paketi açmadan dolabına attı... Ertesi sabah gene gitti aynı dükkâna. Gene bir CD gösterdi kıza, sardırdı, aldı eve getirdi, attı paketi dolaba gene açmadan. Günler hep alınıp, sardırılan CD'lerle geçti. Kıza açılmaya bir türlü cesaret edemiyordu. Annesine açıldı sonunda. Annesi; "Git konuş oğlum, ne var bunda?" dedi. Ertesi sabah bütün cesaretini topladı, erkenden dükkâna gitti. Bir CD seçti. Kız gülerek aldı CD'yi, arkaya gitti paketlemeye. Kız içerdeyken bir kâğıda "Sizinle bir gece çıkabilir miyiz?" diye yazdı, altına telefon numarasını ekledi, notu kasanın yanına koydu gizlice. Sonra, paketini alıp kaçtı gene dükkândan. İki gün sonra evin telefonu çaldı. Anne açtı telefonu. Dükkândaki tezgâhtar kızdı arayan. Delikanlıyı istedi, notunu yeni bulmuştu da. Anne ağlıyordu. "Duymadınız mı?" dedi. "Dün kaybettik oğlumu." Cenazeden birkaç gün sonra anne, oğlunun odasına girebildi sonunda. Ortalığa çeki düzen vermeliydi. Dolabı açtı, oraya atılmış bir yığın açılmamış paket gördü. Paketleri aldı, oğlunun yatağına oturdu ve bir tanesini açtı. İçinde bir CD vardı, bir de minik not..."Merhaba, sizi öyle tatlı buldum ki, daha yakından tanımak istiyorum. Bir akşam birlikte çıkalım mı? Sevgiler... Jacelyn "Anne, bir paketi daha açtı, onda da bir CD ve bir not vardı: "Siz gerçekten çok tatlı birisiniz, hadi beni bu gece davet edin, artık. Sevgiler... Jacelyn " SEVDİĞİNİZİ BELLİ ETMEKTE VE SÖYLEMEKTE GEÇ KALMAYIN!

"

İçime doğdun birden... Yüreğime düştün... Damladın yüreğinden yüreğime. Az önce... Az önceydi... Aslında hep korkardım; Bir gün, bir yıldız kayarken, ya ben ona yetişemezsem veya dileğimi unutursam, ya da dileyecek bir düşüm yokken, bir yıldız kayarsa diye... Ama senken dileğim, seni dilemişken, Bir yıldız tuttum, bir dilek kaydı... Bir kumsal düşledim o an ve bir aşk çizdim... Aşkın, ebruli yürek kumsalı... Sular, zülaliyle habire vuruyor kıyıya... Her vuruşta da, bir parça yontup götürüyor kayalardan... Kayalar eksiliyor... Yüreğimizin kayaları eksilen... aşınan... Direngenleştirmek için, ne acılar, ne sevinçler kattığımız yürek kayalarımız, aşınmakta olan... Korunaksız kalıyoruz adeta... Ama, kumsala vuran her dalga, yığınlarla da, kum tanesi getiriyor beraberinde... Çoğalıyoruz... Yüreğimizin kayalarından ufalanan parçaların taneleri belki de, geri dönenlerden bazıları... Belki de, onarmak için, bu geri geliş... Ebruli kumsalda, ışıltılı, sedefli kum parçacıklarının kristalinde bir onarış... Doğanın yıkıp yapıcılığı sanki bu... Ve yüreğin sularının sarışı, sevdiklerini... eksiltmelerden çok, çoğaltmalar için, yürek kumsalını... Suyu kumdan, kumu kumsaldan, kumsalı sudan ayırabilmek mümkün mü zaten...?? Seviyorum o halde seni... Sonra, bir yürek düşündüm ve bir çadır örüldü düşlerimin önünde, gördüm... Bir koza gibi örüldü... Yüreğin çadırı... Kumsalın tam ortasında... İçinde, sakınıp saklanılan sevgiler, düşler, umutlar, sevgililer... Aşk bir kumsalsa diye düşündüm, yürek onun çadırı olsa gerek... Yüreğin çadırına girdi mi insan, en güvenli ve en güzel yerindedir evrenin ve o evrendeki kendisinin... Çünkü ne kadar kendimizsek, ne kadar yüreğimizceysek ve ne kadar yüreğimizdensek, mutlu olur ve mutlu ederiz... Kendinden uzağa düştü mü insan, arar durur, yollara düşer, kendinin izini sürer... İz ize eklenir, ama bitmez yol, varılmaz menzile bir türlü... Oysa insan, yüreğinin çadırında olsa hep... olabilse... Kavlar dolusu mutluluk meyleri sunacaktır sakiler... Aşk şiir olduğunda, kelimeleri bahar olacaktır çadırın... Bir yaprak titreyişinde, keman notaları gibi, aşka esecektir yürek... Bilinmez bir iklimde, bir beşinci mevsim valsinde uzanacaktır eller birbirine, yürek yüreğe... Camdan deniz kabuklarının, yüreğime batışının acısıyla irkildim bir anda... Özlem, kömür parçaları arasındaki bir cam kırığıdır ya sanki, parlar durur kara tozlar arasında... O parladıkça, acır canımız, acıdıkça canımız, daha çok severiz. Acıttığı kadar, değerlidir bir şeyler bence... Bir şeyleri değerli kılan, anlamlı kılan acısallığının yoğunluğudur, bizi mutlu eden şeylere pek değer vermiyoruz sanki... Ve aşk, bu sebeple bunca değerli ve tatlı geliyor olmalı... Aşkı tatlı yapan da, bu acı yanının çokluğudur aslında... Aşkın çoğu acıdır zaten... Canım acıdıkça ve cam kırıkları özlemini kanattıkça, özlüyorum seni... Sözler gönlün ortasında oturur, aşk sözün ortasında... Mutluluk uçuruma ses atmaktır... ve yürek o sesi tutar... Ben, aşkın sesini, attım uçuruma ve yüreğin, yüreğimin ortasında tuttu o sesi... Ses bizim artık, gönlümüzün ortasında... Peki ya bir gün gelir de, özlemezsem seni, özlemezsen beni, biterse aşkın yüreğimdeki acıtmaları...? O zaman, bir uçurtmadan inip, bir gemiye mi bineceğiz dersin...? Usul usul ilerleyen bir gemi. Ve bir limana mı varacağız...? Limanın dingin ve güvenli sularına mı sığınacak aşkın sevgi çocuğu...? Aşk uçurtmada mı kalacak...? Aşk bir kumsalsa, yürek çadırıdır onun... Martılar elleri... Deniz fenerleri gözleridir... Ebruli, rengidir sularının... Sular sözleridir, yıldızlara yansıdıkça... Deniz kabukları özlemidir... Kumlarsa düşleridir aşkın... Aşk ebrulidir... Bu mektup, masalımızın sokaklarından ebruli bir uçurtmadır, sana uçurduğum, seninle uçurduğum... İpsiz bir uçurtma... Seni seviyorum demek için, daima... Yeniden ve yine Merhaba...

"

Gözleri görmeyen bir genç kız ve bir erkek birbirlerine deli gibi aşıklarmış. Erkek sormuş: Gözlerin görseydi benimle evlenir miydin? Kızda: Tabi senden başka kimim var ki demiş. Aradan aylar geçmiş ve bir hayır sever gözlerini kıza bağışlamış ve kız o zorlu ameliyatı geçirmiş. Kız ilk defa sevdiği kişiyi göreceği için çok heyecanlıymış. Bide görsün ki sevgilisinin gözleri yok. Erkek yine sormuş: Sevgilim ne zaman evleneceğiz? Kız: Senin gözlerin yok deyip, çekip gitmiş. Erkek arkasından bağırarak şu iki cümleyi söylemiş: "GÖZLERİME İYİ BAK OLUR MU?"

"

Kadın 32 yaşında güzel bir bayandı ve eşi oldukça yakışıklı bir deniz subayı idi. Bundan bir kaç ay önce yanlış bir teşhis sonucu gerçekleştirilen ameliyatla gözlerini kaybetmişti genç kadın ve asla göremeyecekti. Kocası ameliyattan sonra acı gerçeği öğrenince yıkılmış ve kendi kendine bir söz vermişti. Günler geçiyordu. Kadın her geçen gün kendini daha kötü hissediyor, çok sevdiği kocasına yük olduğunu düşünüyordu. Eşinin bu içine kapanık, karamsar hali kocayı çok üzüyordu. Birden aklına eşinin eski işi geldi. Geri dönmesini isteyecekti. Ama bunu ona nasıl söyleyecekti, çünkü artık çok kırılgan ve neşesizdi. Bütün cesaretini toplayarak akşam karısına konuyu açtı. Karısı dehşetle gözlerini açtı, ben bunu nasıl yaparım ben körüm, diye bağırdı. Kocası ona destek olacağını, her sabah kendisinin işe bırakacağını ve akşamları da iş çıkışında alacağını ve ona çok güvendiğini söyledi. Çünkü eşini tanıyordu ve bunu başarabileceğini biliyordu. Kadın büyük bir umutsuzlukla kabul etti çünkü eşini çok seviyordu ve onu kırmak istemiyordu. Her sabah eşini işine bırakıyor ve akşamları da alıyordu fedakar koca. Günler böyle ilerledi, karısı eskisinden biraz daha iyiydi. Fakat kocası daha fazlasını istiyordu, kendisine söz vermişti sonuna kadar gidecekti. Aksam karısına: Artık işe kendin gidip gelmelisin, dedi. Kadın şaşırmıştı. Bunu asla yapamayacağını söyledi. Kocası ısrar edince onu yine kıramadı ve bütün cesaretini topladı. Bunu kendisi de istiyordu ama o kadar güveni yoktu. Sabahları kadın artık otobüs durağına kendisi gidiyor, otobüsüne biniyor ve otobüsten inerek işine gidebiliyordu. Günler günleri kovaladı, hiç bir problem yoktu. Yine bir gün otobüse binerken, şoför: Sizi kıskanıyorum, hanımefendi dedi. Kadın kendisine söylenip söylenmediğini anlayamadan, neden diye sordu. Şoför: Çünkü her sabah sizin arkanızdan bir deniz subayı genç adam otobüse biniyor ve bütün yol boyunca sevgi ile size bakıyor, otobüsten indikten sonra yeşil ışıkta yolun karşısına geçmenizi bekliyor siz binaya girdikten sonra arkanızdan öpücük yollayıp size her gün sevgiyle el sallıyor, dedi. HERKESİN BU KADAR SEVMESİ VE SEVİLMESİ, HEPSİNDEN DE ÖNEMLİSİ BÖYLE BİR SEVGİYİ HAK EDECEK İNSANI BULMASI DİLEĞİYLE.

"

2 yıl oldu, belki daha fazla. Sen çıktın hayatımdan. Sesin çıktı, ellerin çıktı, kalbin çıktı ama gözlerin çıkmadı gözlerimden, gülüşlerin gözümün önünde. Neden diyorum, neden Allah'ım? Neden hala aklımda o? Neden hala ona benzeyen birini görünce onu görmüş gibi mutlu oluyorum? Hamile bir kadın görünce ondan bir çocuğum olabilirdi diyorum. Neden hala rüyalarımda? Neden unutamıyorum? Bendeki bu takıntı değil. Yemin ederim değil. Öyle olsa başkasına aşık olmak istemezdim. Unutmak istiyorum seni, ismini, cismini, gözlerini... Bir yanağındaki gamzeni. Güldüğünde içi gülen gözlerini. Olmamalı. Biliyorum boş bir hayalin peşindeyim ama neden beynim bunu algılamıyor? Neden hala içimde bir umut var? Çok istedim bitsin. O kadar yoruldum ki seni rüyalarımda da görmekten. Tam unuttum diyorum. Tamam, artık onu sevdiğini söyleme sakın diyorum, sonra pat bir şey oluyor, sil baştan başlıyorum. Kurduğumuz hayaller, konuştuklarımız an an aklıma geliyor. Çıkarmaya çalışıyorum ama olmuyor. Kime bakarsam bakayım, hayır diyorum, keşke o olsaydı. Otobüste yanıma biri oturuyor, keşke şu an o olsaydı. Keşke ayrı şehirlerde değil de aynı şehirlerde olsaydık. Keşke hayalinle yaşamak zorunda olmasaydım. Ya da aklıma geldiğinde gözlerim dolmasaydı. Bunlar neyse de benim sana çok ihtiyacım var be. Sesini duymaya, gözlerini görmeye ihtiyacım var. Doğmamış kızımızı yetim bırakma, sevdiğim. Gel de çocukluk hayalini gerçekleştirelim. Kaderimizdeki kişi belli olmasaydı çok dua ederdim Rabbim bizi birbirimize hayırlı kıl diye ama bilmiyorum sen kimin hayırlısısın. Bilmiyorum o gözlerin kime aşkla bakacak. Bilmiyorum balkonunda kiminle çay içeceksin. Kim için işinin bitip erkenden eve gitmek için can atacaksın. Can attığın kişi ben olmalıydım. Eve geldiğinde aşkla seni ben karşılamalıydım. Akşamı iple çekmeli, sabahın olmasını hiç istememeliydim. Başımı göğsüne dayadığımda tüm sıkıntılarım gitmeliydi. Gözlerine baktığımda tüm dünyayı karşıma alabilecek güçte hissetmeliydim kendimi. Onları beraber yapmalıydık, beraber yaşamalıydık. Kızımız olsaydı, gözlerini ve gülüşünü senden almalıydı. Bana benzememeliydi. Tüm her şeyini senden almalıydı. Bir zamanlar ömrümken şimdi bir yabancısın. Hayallerimin kahramanısın. Sana söylemiştim, sen hayatımda olmasan da ben seni hep seveceğim diye. Evet, öyle oldu. Sen yoksun ama gözlerin var, gülüşün var. Ben bu dünyadaki aşık olma hakkımı kaybettim. Dilerim mutlu olursun sevgili. Ne olursa olsun mutlu ol. Bu dünyada babamdan sonra gördüğüm en iyi yürekli adam sensin. Lütfen sevdiklerinizin kıymetini bilin, gereksiz kıskançlıklarla, triplerle aşkınızı bitirmeyin çünkü gerçekten aşk kolay bulunmuyor. Düzgün insan hiç bulunmuyor. Dilerim herkes mutlu olur. Ben daha fazla içimde tutmak istemedim.

"

Bir hiçken annemle babamın birkaç dakikalık sevgisinden oluverdim.Derken 9 ayda dünyaya geldim.Anneme onun kokusuna, sütüne muhtaçtım. Aylar sonra yürümeye başladığımda bir koltuk kenarına muhtaçtım. Deken koşmaya başladım; koşarkende beni kollayan birine muhtaçtım. Yıllar geçti okul çağı geldi çattı ve öğrenmek içinbi öğretmene muhtaçtım.Derken ergenlik çatkapı misali geldi ve birden bebek oldum anneme muhtaç kaldım. Eee sürekli aynı seviyede okuyacak değiliz derken lise geldi. Büyüdük ya kimseye muhtaç değiliz olmayacağızda. Sevdim; çok sevdim ve şimdi yine birine muhtacım. Sevdiğime! Hayat işte eninde sonunda beni bir şeylere muhtaç etmeyi başardı. Artık tek muhtacım sen olduğun, bu lanet dünyada beni umut etmeye muhtaç etme.

"

Bunlar doğru değil diye bağırmak, hatta karşısındaki adamı parçalamak istedi, hem de tek tek her zerresine ayırarak. Olmazdı ama yapamazdı ki. Salon etrafında döndü, döndü, döndü... Başka biri vardı demek, bunca yıllık emek başka tenin çekiciliğine kurban edilmişti demek. Ya benim sevgim, ya benim aldanmışlığım... Çok güvendiği adam ne kadar kolay unutmuştu demek tüm yaşanmışlığı. Hiçbir şey söylemedi, söyleyemedi, boğulduğunu hissetti. Afallamıştı, şaşkındı çok; bağırarak ağlamak, isyan etmek geliyordu içinden ama bir yumruk gelip oturmuştu işte boğazına, yapamadı. Kalktı usulca, farkında olmadan balkona çıktı, beyaz taşların üzerine oturdu, kolları iki yanda başını kaldırdı yıldızlara baktı uzun uzun... Orda olmak istedi, o kadar uzakta, olamadı... Gece ne zaman şafağa söktü, serinlemiş hava da... Kalktı yatağına gitti, hiçbir şey olmamış gibi uyuyan adamın yüzüne bir tokat almak geldi içinden ama yine kendini tuttu. Gitti kanepeye uzandı, yumdu gözlerini, uyumak istedi, uyanınca her şey bir rüyaymış çok şükür demek istedi, bunu tüm hücreleriyle istedi... Uyandı, her şey aynıydı. Sıkı sıkı yumdu gözlerini, tekrar açtı... Yok, kahretsin değişen hiçbir şey yok! Yok oluştuysa o günler, ilk günü başlamıştı işte... Sorunu olan kadınlar ilk iş kuaföre gider, demişti biri geçen gün. Aniden fırladı bir yere yetişircesine koşar adımlarla kuaförüne gitti... Saçımı değiştir kes, boya... Yap bir şeyler ama kalktığımda bu ben olmayayım dedi. Saçları kesildi, boyandı, fönlendi. Güzel oldum dedi içinden. Ama ya gözlerim, bu hüzün kaç saç bakımında silinir ki...Eve gitti alışık adımlarla.. Kapıya anahtarı soktu, açıldı kapı, yüzüne başka tenlerin kokusu vurdu, midesi bulandı. Tuvalete koştu çıkardı içindekileri tüm yaşanmışlığı temizleyecekmiş gibi...Ah aptal kadın! En kötüsü belirsizlikmiş, dedi, ne yapacağını bilmiyordu. Filmlerdeki onurlu kadın tavrıyla kapıyı çarpıp gitmek istiyordu, adamın yine filmlerdeki gibi pişmanca yalvaracağını umarak... Ama gidemiyordu çok emek verilmiş bu sevgiye bir şans tanımak istiyordu. Ondan şans isteyen bile yokken üstelik. Beynindeki yanılsamalar işte tam da bu an başladı. Kocası bir çeşit hastaydı, yanında olmalıydı ona yardım etmeliydi, bir şeyler yapmalıydı. Yoksa kadınca bir kaybetme korkusuyla istem dışı bir mücadele miydi , anlamadı hiç bunu. Şaşılası bir hızla tüm tavırlarını hiçbir şey olmamışa çevirdi, mutfağa gitti yemek yapmaya başladı, özenerek, tek tek severek her sebzeyi... Lanet olsun neden lezzetli olmuyor ki bu! Elimdeki mutluluk gitti ondan mı diye düşündü , düşünmesiyle de hemen hep yaptığı gibi bilinçaltına itti bunu da. Yok canım domatesler sera domatesi , hiç benzer mi bahçe domatesine. Hah, kokusu bile yok ki tadı olsun... Unuttu tencereyi ocakta, salona gitti... Kokusuz domatesler, soğanlar da karardı kaldı ocakta, tıpkı içi gibi... Olağanüstü bir enerjiyle koltukların yerini değiştirdi tam üç kez, sırtından terler akıyordu, kolları ağrıdı...Ağrıdıkça unuttu, ağrıdıkça daha büyük bir gayretle çalıştı. Koskoca halıyı sildi büyük bir hırsla defalarca...Camları ovaladı, parlattı, vitrinin örtülerini değiştirdi, içindekileri tek tek okşarcasına sildi. Çok güzel olmuştu, işte bu benim yuvam, dedi, gururla. Kapının eşiğine oturup eserini keyifli gözlerle izlemeye başladı, bir de sigara yaktı, uzattı ayaklarını.... Vitrindeki çiziğe takıldı gözü, ilk evimizi yerleştirirken olmuştu, kapıya sürtünmüştü taşırken, nasıl üzülmüşlerdi, daha taksitleri bile bitmedi diye. Üzülme demişti, kocası, üzülme... Bizim mutluluğumuz minicik bir çiziği görmeyecek bu evde...Hep mutlu olacağız hep!!! Şu küçük hurda televizyonu da atmaya kıyamadılar hiç, oysa şimdi kocaman ekranlı bir tane varken. Ama onu ikinci el eşya satan bir dükkandan alıp koymamışlar mıydı başköşeye, atmaya kıyamadılar anıların hatırına ... En güzel örtülerle süsledi onu hep, üstünde de mutlu fotoğrafları... Hayvasın diye haykırdı, hayvansın, nasıl yaptın, nasıl unuttun? Böğürerek ağladığının ayırdına vardığında kendini durdurması imkansızdı. Günlerdir biriken ne varsa kusuyordu, sefilce ağlıyordu, evin salonunda mutfağında yankılandı ağlaması, hıçkırıkları,.. Duvarlar sustu, vitrin sustu, televizyon sustu... Hepsi dinlediler...Sonra sesi yavaş yavaş küçük iç çekişlere kaldı. Kendini sürükleyerek banyoya attı, suyun altına girdi, hiç kıpırdamadan gözlerinden sicim gibi yaşlar inerek ne kadar kaldı suyun altında farkına bile varmadı. Uyumak istiyordu, uyumak... Uyandığında tüm belirsizliğin dağıldığını görmek, hayat onu uykudayken nereye bırakmışsa, kalkıp oradan devam etmek istiyordu. Birileri bir şeyler yapsa, uyutsalar onu... Zaman neyi çözmemiş ki, hangi acı sonsuza kadar sürmüş ki? Sonraki günler, içinde büyük bir sessizlikle, büyük bir kurulukla geçti, sadece nefes alıyordu, çok sevdiği kahvenin bile tadı, kokusu eskisi gibi değildi... Ağlamak bile zor geliyordu ona, parmağını dahi kıpırdatmadan içine gömülü günler, aylar geçirdi. Ve bir gün diğer kadından gelen mesajı gördü telefonda, sadece git dedi adama, hak etmiyorsun hiçbir şeyi, git... Adam gitti. Kapıyı kapattı ardından, mekanik adımlarla mutfağa gitti, içecek bir şeyler hazırladı, televizyonu, ama büyük ekran olanı, açtı. Kendini de şaşırtan bir ilgiyle izledi filmi, film çok acıklı geldi ona nedense, gözyaşlarıyla oyuncuların gerçekliğini kutladı. Sonra sildi gözlerini, ertesi gün giyeceği kıyafetleri çıkardı dolaptan tek tek... Yattı, uyudu... Her geçen gün aşk sandığı duyguyla hesaplaşmasını sürdürdü. Meğer ne çok dibe saklamış kendini yıllarca, dehşetle fark etti. Sanki kendi kendine bir evlilik masalı yaratmıştı da onunla mutlu oluyormuş, adamla paylaşamadığı ne çok şey varmış içinde kalan. Şaşırdı, afalladı...Şaşırdıkça netleşti her şey...Beyni sanki bilinçaltına ittiği ne varsa dışarı kusuyordu tek tek. Bu adam mıydı sevdiği, kendine inanamadı, hayatındaki en önemli tutkularını bile paylaşamadığı bu adam mıydı hayatını bu hale getiren. Buna nasıl izin verdiğine inanamadı, bu kadar acıyı çekmesine anlam veremedi. Acımı çektim bitti artık, ben bunları hak etmiyorum dedi tüm inancıyla. Aynanın karşısına geçti. Düzelecek her şey eskisinden güzel bir hayatın olacak, az güven, az cesaret, az onur, az kendinin farkında ol, silkelen bitsin artık.... Balkona çıktı, yağmur yağmış! Yıkanmış çamlarla karışık toprak kokusunu ciğerlerine çekti keyifle. Orta şekerli bir türk kahvesi yaptı sonra kendine. Kahve yudumunu ağzında ! 15 gün sonra adama bir mahkeme celbi ulaştı. Hak edemediği hayattan çıkarılışını bildiren celbi okurken onun da aklına geldi vitrindeki çizik.

"

Seninle olan her şeyi çok ama çok seviyorum sevgilim. En çok seninle ağlamayı seviyorum. Gülmekten o kadar farklı ki seninle ağlamak. O kadar kendimiz oluyoruz ki... Hiçbir maske olmadan en saf halimizle ağlıyoruz. ''Ağlama...'' diye diye... Daha sonra sımsıkı sarılıyoruz. Konuşmadan ağlıyoruz... Sadece yanında olduğumu hissediyorsun. Ya da hissediyorum. O hissi hiçbir şeye değişmem sevgilim... Ağlarken ne kadar tatlı olduğunu sen değil ben biliyorum. Sen olmadan önce yastığıma sımsıkı sarılırdım. Gözyaşlarımı ve acımı bir tek yastığım hissederdi. Şimdi sana sarılıyorum. Sen hissediyorsun gözyaşlarımı ve acımı... Sebebini bilmesem de sormadan ağlıyorum. Bunaltmıyorsun beni. Zaten ağlamamız bittiğinde hemen anlatıyoruz. Bu sefer teselli veriyorsun. Sonra ben çok huzurlu oluyorum. Senin gibi birine sahibim diye... Huzur ve mutluluk bizden eksik olmuyor. Ağlarken senin yanımda bana sarılıyor ben sevdiğini hissettiriyor olman acımı azaltıyor... Ağlarken de huzur doluyoruz... Yanımda sen olmadan ağladığımda canım acıyor sevgilim. Ne olur hiç yalnız bırakma beni. Seninle hep ağlasak bile birbirimize zarar vermeden sevdiğimizi hissettirerek ağlayalım... Seninle en çok ağlamayı seviyorum sevgilim. Bir tek senin yanında maske kullanmıyorum. Kendim oluyorum. Seni çok seviyorum sevgilim...

"

Ağlamak istedim, ağlamanı istedim. Bu oyunda yenilen tek ben değilim, senin umutların, senin geleceğin, senin yüreğin. Bunun için ağladım, ağlamanı istedim. Ben seni Nazım Hikmet'in şiirlerinde buldum, sairlerin sevdiği gibi bende seni sevmek istedim, sen ise beni görülmeyen alevle, duyulmayan yalanla, beyine sığmayan zalimlikle, sana yakışmayan hareketlerinle yaktın beni. Geceleri ağlamadım, gittiğine üzülmedim, seni herkesten, her şeyden daha çok sevdim. Artık benim sana aşık olduğum kadar aşık olabilecek başka birisini hiç bir zaman bulamazsın. Sen ağlarsan ben gülerim diye düşünme. Seni düşünmek yok artık, sen artık benim için yabancı birisi. Sen diye kucağına koşmak, sen diye yastığımı bağrıma basmak, beklemek denilen kavram yok artık. Ah.. meleğim, geceleri seni hatırlamak; bir kere yasamak, bin kere ölmek. Seni özlemek yok artık. Bal gibi dudaklarını, pamuk ellerini, sıcak nefesini özlemek, Allah’ın en güzel eseri olan gözlerine bakmak, seninle bir olmak, birlikte olmak, seni gizlemek bitti artık. Kuşlardan, güllerden, arkadaşlarımdan seni kıskanmak, deli gibi seni herkesten gizlemek ve öyle bütün hayati yasamak, en sonunda seni kaybetmek, bulduğumdan sonra bile seni kaybetmek, yanılmak. Beni yakan, beni solduran bu iste. Bağırırsam da duyamasın ki beni.. Tanıyamıyorum artık seni, gösterdin maskenin altındaki gerçek yüzünü. Git artık gideceğin gerçek ise, arkana bakma olup-bitenler için. Sadece basari, sadece mutluluk, sadece eğlence değil, bu hayatta MUTSUZLUKTA insanlar için. Git artık gideceğin gerçek ise. Pişman etme anlamsız sevginin sonunu. Sensizde devam ederim hayatıma, düşmanım olsa da ellerinde bir kere bile bakmam yüzüne. Zannetme her zaman ağlar gezerim diye, yenilen yüreğim olsa bile, yenen yine ben kendim. Geçmişini unutma geleceğin için, bu hayatta MUTSUZLUKTA insanlar için. Ağlamak istedim, ağlamanı istedim.

"

Sadece bunu söyleyip susmak isterdim... Ebediyen susmak. Çünkü canım acıyor... Konuştukça arzuladıkça özledikçe en kötüsü yaşadıkça canım acıyor." Ruhumu yaktıktan sonra şimdi de damarlarımda dolaşan sensizliğin etimi yakan acısını mı? O acıyı uyutsun diye sığındığıma sevgini orada da hep ama hep kaybettiğim soğuk rüyalarımı mı? Odamın tavanındaki yoksulluğumu ve kimsesizliğimi harç yapıp içine doldurduğum o derin o sonsuz çatlakların altında sen diye her gece koynuna girdiğim o zamansız ölümlerimi mi? Şimdi burada değilsin. Ama beni duyabiliyorsun biliyorum. Kapat gözlerini benim için ve dinle n'olur. Çünkü bunu sana ancak bir kez söylemeye cesaretim var. Seni ait olduğun çevre için değil bana ait olman için değil karşılığında beni sevmeniz için değil. Sadece sen olduğun için sevdiğimi söyleyebilseydim... Ne zaman sevgine acıksam kendi kalbimi yedim. Kendi etimi...Aşkımı...Ruhumu yedim. "YÜREĞİMİN EN SAKLI YERİNDE YALNIZCA SENİN ELİN DOLAŞMIŞTI" Seni yollarca şehirlerce uzağından sevdim. Seni kelimelerce şiirlerce yakınından sevdim. Seni dünya üzerinde sanki ilk kez benim için kalemi eline alıp yazdığın mektuplarca sevdim. Seni umutsuzca beklentisizce hayallerce sevdim uzağından. Zamanla kırgınlık kimlik değiştirdi ve vazgeçiş oldu benim için. Unutmanın en ağırı unutamadan unutmaktır. Seni sonsuza kadar kaybetmek kimlik değiştirdi ve unutmak oldu benim için... Anlamadın mı artık varlığım sana acı vermek için değil sadece seni sevebilmek için yaşadım ben... Hala seninle geçireceğim anların telaşıyla tüketir gibi yaşıyorum sensiz geçen günlerimi... Seninle geçen zaman bir daha tekrarı mümkün olmayan doğaçlama bir melodi gibi benim için. Sanki birlikte yazılmış kaderimizin sayılı dakikalarından an çalıyorum. Öyle birikmişsin ki içimde... Seni yaşamakla tüketmem seni sıradanlaştırmam mümkün değil. İçime çektikçe çoğalıyorsun sevgili... "Sevgilim beni bensiz bırakma olur mu? Çünkü sen nereye gidersen git ben oradayım. Benim başka gidecek bir yerim yok. Benim senden başka gerçeğim yok. Sende yaşıyorum ben sadece.

"

Hiç Beklentisiz Sevdiniz mi ? Yani bugün telefon etmedi demeden şu an nerede acaba diye kendi kendinizi yemeden, yaş günümü hatırlayacak mı acaba diye bir beklenti içine girmeden ? Sevdiniz Mi Hiç ? Onun size ait bir mal olmadığını kabul edip onu özgür yaşamı ile sevmeyi denediniz mi ? Yanındaki erkek arkadaşına aldırmamayı öğrenip ama aldırmıyormuş gibi yapmadan gerçekten aldırmadan bitecekse biter bunu ben değiştiremem beni sevmeyi bırakmasını değiştiremeyeceğim gibi diye düşünüp. Onu yersiz kıskançlıklara boğmaktan ve kendinizi yıpratmaktan vazgeçebildiniz mi hiç ? Hiç Beklemeden Çalan Bir Kapıda Onu karşınız da görmek ne güzeldir bilir misiniz ? Beklemediğiniz bir anda hediye almak en sevdiğinizden ve beklemeden gelen bir seni seviyorum mesajının tadına varabildiniz mi hiç ? Siz istediğiniz için değil o istiyor diye yapıldı mı tüm bunlar ve beklentisiz sevmenin tadına bakabildiniz mi hiç ? Bugün beni hatırlamadı yerine hiç beklemiyordum senin geleceğini diyebilmek ne güzeldir oysa. Onu boğmadan kendinizi boğmadan sevebilmek ne güzeldir. Sahiplenme duygusundan uzak sevmenin sevilmenin tadına varabildiniz mi hiç ? Yapılmamış davranışlar söylenmemiş sevgi sözcükleri ile kendi kendinizi aşk çıkmazında kaybedeceğinize hiç beklenmeyen bir demet çiçekle mutlu oldunuz mu ? Beklentisiz sevin, ben beklentisiz seviyorum.

"

Seni kıskanmak ve sakınmaktan ibaret benim hayatım. Her şeyden ama her şeyden kıskanabilirim seni. Kolundaki saatten, oturduğun sandalyeden yahut kokladığın bir çiçekten… Canlı veya cansız olması fark etmez. Sana benden yakınsa, seni kıskanmam için yeteri kadar mazeretim var demektir.Şimdi gece örneğin ve sen çok uzaklarımda bir kentte bensiz bir akşamı, hiç tanımadığım insanlar arasında geçiriyorsun. Onlarla konuşuyor, onlarla gülüyor, onlarla ağlıyorsun. Ben ise, sensizliğin akşamla çöktüğü ve yokluğunun deli fırtınalar estirdiği odamda seni düşünüyorum. Şimdi diyorum yanımda olmalıydı, gözleri yalnız bana bakmalı, sözleri yalnız benim kulaklarımda çınlamalıydı. Ama yoksun işte, bana sana dair hayaller kurmak kalıyor sadece ve zamana isyanlar savurmak alabildiğine.Ben seni hep böyle bekleyecek miyim? Sahi hiç vuslata dair bir umut yok mu? Sakın bana hayır deme… Bunu duymak istemiyorum. Gereken beklemekse, beklerim seni. Sonunda geleceğini ve benim olacağını bildikten sonra beklemekte nedir ki? Canıma minnet, ömrüme berekettir beklemek seni.Düşünsene o vuslatı. Canın canla buluştuğu ve sana biriktiğim çığlıkların sukün bulduğu, o anı bir düşünsene. Bak hayali bile telaşlandırıyor beni.Belki sana uzağım, hatta belki yasak. Ama hiçbirisi umurumda değil. Ben bir seni biliyorum sevilmeye değer ve sana adadım düşlerimi. İstersen mesafeleri ve yasakları kaldırırız aramızdan benim ya da girdabında korkuların gerçeklere teslim olursun.Ama sonu ne olursa olsun bilesin ki sevgilim, bu deli sevdalı sevmekten ve kıskanmaktan bıkmayacak hiçbir zaman. Aşkını gönlüme, hayalini gözlerime hapsettiğinden beri seninle atan kalbim, her daim seninle atacak… Bir gün buluşmak üzere…

"

Ey sevgilim, Seni düşündükçe kalbim hızlı atıyor ve içimde bir alev yükseliyor. Sen benim için her şeyimsin ve seni çok seviyorum. Sen benim için özel bir insansın ve ben seninle olmaktan daima mutluyum. Sen benim için bir rüya gibi geliyorsun. Her anımda sen varsın ve seni düşünürken içimde bir sıcaklık ve huzur duyuyorum. Sen benim için bir başlangıçsın ve ben seninle olmak için sabırsızlanıyorum. Biliyorum ki sen de beni seviyorsun ve benimle olmaktan mutlu oluyorsun. Sen benim için bir hediye gibi geliyorsun ve ben seninle olmak için her şeyi yaparım. Sen benim için bir meleksin ve ben seninle olmak için sonsuz bir aşkla yakarım. Sen benim için her şeyimsin ve ben seni çok seviyorum. Seni sonsuza dek seveceğim ve sen benim için her zaman özel bir yere sahip olacaksın. Sen benim için bir çiçeksin ve ben seninle olmak için sabırsızlanıyorum. Sevgilerimle,

"

Birine "sevgilim" dediğin zaman, yanında gözlerinin içine bakmaya utanmayacaksın. Öyle romantik fısıldaşmalarmış elele tutuşup bakışmakmış ibaret olmayacak. Deli gibi seveceksin. Yağmurun altında elele tutuşup koşturabilecek kadar çılgın, sürekli "ilaçlarını aldın mı?" diye kontrol edecek kadar aşık olacaksın. Gözlerine bakmaya hem kıyamayacak hem de doyamayacaksın. Kollarındayken kendini çok iyi hissedeceksin. Onun yanında istediğin kadar saçmalayıp istediğini söyleyeceksin. Öyle ağır başlı takılmaya falan çalışmayacaksın, rezil olmamak için. Bazen dizlerine yatıp hayal kurabileceksin. Tek bildiği kelime oymuş gibi sürekli "aşkım" diye hitap etmeyecek, "bebeğim, meleğim" diyecek sana. Derdin olunca gidip anlatabileceksin, o da sıkılmadan dinleyebilecek, yardım edecek. Sana sadece sevgili değil "arkadaş, abi, sırdaş" olacak. Tutku, şefkat, sevgi her şeyden biraz barındırabilecek içinde. Ve öyle sebepsiz yere gitmelere de kalkışmayacak. Sen ona ihtiyaç duyduğun için değil de, kendisi muhtaç olduğu için kalacak. "Ben gidiyorum" dediğinde "hayır kal! seni yanımda istiyorum" diyebilecek kadar cesur olacak. Geçmişinin nasıl olduğunu, ondan önce kimlerin gelip geçtiğini umursamayacak. Çünkü kalbinde tek olduğunu bilecek. Hayatını seninle geçirmekten öte, onun hayatının tamamı sen olacaksın. Senin olacak! Seninle olacak!

"

Gittikçe kaybediyor herkes, her şey tüm sıfatlarını gittikçe kaybediyorsun geçmişin sıfatlarını. İlk önce geleceğimdin, bir şeyler yaşadım sunduğun zaman içinde, sonra hayallerimi kaybettim, senin geçmiş olmana neden olan takvim yapraklarında. Hayallerim anı oldular gelen zaman içinde. Senden bana bir şeyler kalmadı geçmişim. Ne sevgi ne emek kaldı elimde anılamayan bir zaman olarak kaldın bende. Giderek sıfatlarını kaybediyorsun, elime aldığım her takvim yaprağında daha da küçülüyorsun senden kalan özetimse şerefsiz bir sevgilinin gitmesi. Eğer o da olmasa yok senin bir sıfatın, bir geçmiş olur ya hani geleceğe yönelten beni ben yapan tecrübelerin sahibi işte sen öyle bir geçmişsin ki ne beni bende bıraktın ne seni geçmiş diye yaşatacak bir anı bıraktın!

"

Bu sana ilk mektubum askerim, yazıp da göndermediğim... İçerisinde şimdiden biriken hasretim, küçücük yüreğimle koskoca sevgim ve gelişini heyecanla bekleyişim var... Bizi yanında götürüyorsun sevgilim, yalnız değilsin... Sakın ne yapar ne eder deme, senin kadının güçlüdür bilirsin... Bunca zaman ki ben seni tanımadan bekledim... Şimdi adımsın, candamarımsın, yine bekleyeceğim... Sakın hasretine yenik düşüp, moralini bozma askerim... Ben de burada hissederim... İster misin ki üzüleyim? Askerim, ne kokuna doyabildim, ne gözlerine, ne sevgine... Ama seni aldığı gibi verecek askerliğin... Hem artık espri olsun diye değil, sen varsın diye "ben bilmem! benim kocam asker" diyeceğim :) Bu sana ilk mektubum ve onu da yanında götürüyorsun... Resimlerimize bakıp ağlayayım deme sakın! Gözyaşların hıçkırık olur, takılır boğazıma, nefes alamam sonra yüreğim burkulur... Güçlüsün sen! Benimsin! Seninim! Ben seni bıraktığından iyi karşılamak için kendime iyi bakacağım, sen de karşıma iyi çıkmak için kendine çok iyi bak... Sakın salma kendini... Dönüşün fırtına gibi olsun, gidişi sessizdi, gelişinden belli bu benim sevgilim diyeyim... Ben, sen gelene kadar en çok gözlerini özleyeceğim... Yok yok... kokunu... Hayır, ellerini... Off aşkım ben seni özleyeceğim... her şeyinle, her halinle :) Sonra soranlara gururla söyleyeceğim adını... Benim Uğur'um asker diyeceğim... Eh, sen gelene kadar çok özlersem oyuncak ayımla uyurum :( ama merak etme dişi ayı o pembe pembe :) Kıskanma diye söylüyorum işte :) İşte kısacası askerim, seni çok seviyorum ve seni yolcu ettiğim yerde gelişini de bekleyeceğim...

"

BİRTANEM: Bu güne kadar yazdığım hiçbir mektubumda, bu kadar acı çektiğimi hatırlamıyorum. Daha evvelki üç mektubumu saymazsak, karaladığım bu satırları okuyacağına o kadar eminim ki ameliyatımı önleyecek hiçbir engel kalmadı. Yılların öncesinde o gecenin sabahı yatağımdan, çıkıp giderken bir parçamı da alıp götürdüğünü, sen de bilmiyordun. Hamile kaldın. Hiç haber verme gereği görmedin. Oğlumu öldürdün. Kürtaj oldun. Çocuğumu senden söküp alan eller, yüreğimi de söküp aldılar. İşin acı yanı ne biliyor musun? Hala seni ilk günkü gibi seviyorum. Bu sevgiye engel olamamakla suçluyorum. Lanet olsun, bu sevgiyi içimden kazıyıp atamıyorum. BİR TANEM: Bu mektubun eline geçmesi için, ameliyattan sağ çıkmamam gerekiyor. Bu soruyu kendime çok sordum. Değer mi? Sırf ona ulaşmak için, ölmeye değer mi? Hiç karşılık beklemeden kalbini, onun sevgisiyle doldurabiliyorsan DEĞERMİŞ. Benim sevgili VEDA'm, son satırlarımı yazarken, sakin kafayla düşünemiyorum. İçim yanıyor. Acı çekiyorum. Ama seni geçmişimden, çıkarıp atıyorum. Geleceğimde zaten yoksun. Sevgi ile doğdum. Sevgi ile yaşadım. Sevgi ile öldüm.

"

İnsan kendinden başkasını çok sever mi? Aşk, öyle bir şey ki sevdirir. Hayatta bir çizgi vardır; çizginin sağ tarafı mutluluk, sol tarafı hüzündür. İnsanlar genelde çizgidirler, duygularını dengeler. Ne hüzün ne mutluluk? Eğer kendinden çok sevdiğin biri varsa, o sana dengeni şaşırtır. Çok mutlu olduğun an, bir anda çok mutsuz da olabilirsin. İşte sevgi böyle bir şeydir. Dünyada iki kelimeyle cenneti, küçük bir kırgınlıkla cehennemi yaşatır. Ama ne kadar küs olsan da, kızgın olsan da, onun var olduğunu, senin olduğunu bildiğin sürece en mutlu sensindir. Sadece gururun bu gerçeği o anlarda saklar, ama bu hep böyledir. Onu gördüğün an kendini unutursun. Tek düşündüğün, tek hissettiğin onu çok sevdiğin, onsuz yaşayamayacağındır. Elini tuttuğunda dünya yıkılsa sana zarar gelmeyecekmiş gibi hissedersin. Bilirsin ki o da seni, senin sevdiğin kadar seviyordur. İki seven kalp, aşkın verdiği sıcaklık ve sahiplik hissi… Bunlar eritir seni. Ve bununla beraber aşkın getirdiği diğer müthiş duygular. Benim için aşk, bir de insanın yaşamı boyunca en güzel gördüğü rüyadır. İşte sen benim için böyle bir şeysin. Gözlerine baktığımda kendimi bulduğum, ellerini tuttuğumda dünyadan koptuğum… Her günün tamamında aklımı işgal eden, kalbimi hiçbir atışında yalnız bırakmayan, hayallerimin tamamını kaplayan mükemmel birisisin. İyi ki varsın. Seni seviyorum, aşkım…

"

Seni ne çok sevdim ben. Ne çok gözyaşı döktüm senin için. Geceleri sen yatağında meleklerin kanatlarıyla uçarken, ben penceremin önünde senin rüyana girmek için dua ederdim. Bir bakışına, bir dudak kıvrımında titreşen gülüşüne ulaşmak için dünyanın bütün çiçeklerini önüne sererdim. Şiirler, şarkılar, sevgiler içimde tutuşan bir ateş; onun yangınında senin için kül kesildim. Ağır hastalar geceyi zor geçirir. Sabahı bekler kırgın yürekler, hasta umutlar, yalnız ruhlar. Yalnızdı gecelerim. Hastaydı gecelerim. Kan kaybından giden bir yaralı gibi umarsızdı gecelerim. Bir uçurumun kenarına beni taşıyan karabasandı gecelerim. Adına yalnızlık dedim. Sensizlik dedim. Sen beni bilmedin, beni tanımadın, beni sevmedin. Bu bir ölümdü, bu bir fermandı. Bıçak kesmez artık beni, ip asmaz, çeküller yüreğimi taşımaz. Yaşamak mümkün değil, yalnızlık karanlık kapılarıyla üstüme kapandı. Amansız acılar içindeyim. Ey sevdiğim, ben seni ne çok sevdim. Dünya bildi, bir sen bilmedin. Yalnızlığın diğer adı aşka karşılık almamaktır. Kaçılamayacak kadar yakın, tutulamayacak kadar uzak bir yerdesin. Benim aşkıma yalnızlık kucak açtı. Senin yokluğuna dokundum, içim yandı. Odamın çıldırtan sessizliğinde sana seslendim. Yankısı döndü dolaştı, senin kapıların bana kapalı. Kendi sesim yine bana ulaştı. Anladım ki beni hiç duymayacaksın. Sana sitem edemem. Sana kırılamam. Bir tek dileğim var senden, son bir tek isteğim. O da MUTLU OLMAN. MUTLU OL SEVDİĞİM, BİRİCİĞİM, AŞKIM. NEREYE, KİME GİDERSEN GİT, YETER Kİ SEN MUTLU OL.

"

Gözlerine yandığım, kurban olduğum tek varlık! Seni öyle çok seviyorumki. Sen benim şuan seni umursamadığımı, Başka adamlarla başka insanlarla olduğumu düşünüyorsundur. Ah be ömrüm bir bilsen ölüyorum. Köpekler gibi acı çekiyorum. Deli divane oldum. Sana öyle görünmek zorundayım, mecburum. Çünkü sen ve ben diye birşey yok. Bu en başında belliymiş. Ama olabilecek en acı şekilde öğrendim. Kalbin öyle güzeldiki. Öyle güzel sevdiki beni kopamadım. Çok sevdim seni ben be vicdansız. Hırsımdan hep bağırdım, kıskandım, vurdum. Bağıra bağıra gittim. Bağıra bağıra terkettim. Bağıra bağıra beddualar ettim. Yana yana istemiyorum dedim. Yana yana seni onlara bıraktım. Şimdi ölüyorum. Hergeçengün tüm insanlığımdan; Tüm gülüşümden; Tüm heyecanımdan; Tüm yaşamımdan. Duyamam sesini bu yakar beni; Göremem seni bu bitirir beni; Koklayamam seni bu öldürür beni; Aşkım diyemem sana bu sokar beni kara toprağa... Gönlümün tek sahibisin nerden bileceksin. Söylesene!! Hangi ten senin teni unutturabilir? Hangi tene dokunabilirim ki! Bu ten sana aitken kim dokunabilir ki bana? Hangi kalp değerki kalbime? Şimdilerde; Ben her omuzda ağlarken, sen güldüğümü sanıyorsun. Ben acı çekerken, sen sevgimi hiç haketmemiş diyorsun. Gitme dedim. Bırakma dedim. Sıkıca tut dedim. Gittin.. Belki başka tenlere, belkidae olması gerektiğini düşündüğün yere. Ama gidişin bile adiceydi. Hiç yakışmadı. Başka bir maşa. Allah'ım dedim açtım ellerimi; "Ey rabbim bu canı sen verdin bana Bense kalbimi ona verdim. Verdimde neden sevdirmedin. Bu kadar mı kötü kulundum" diyebildim. Bildim gidişinin bile oyun olduğunu ama diyemedim birşey Bu kadar silmişsin beni neden daha acı vereyim dedim ve gittim. Hatırlar mısın? Sadece; bir gün, başka bir şehirde, bir kaç dakika görebilmiştin beni. "Sen olmayınca nefes alamadım AŞKIM, Duramadım oralarda sensiz. Sensizliği düşündüğümde ölüyorum" dedin Umarım herkes mutludur, gurur duyuyorlardır başarılarıyla... Sensiz bir dünyada gözlerimi kapatıp rüyalarımdaki senle sonsuza dek orada kalmak istiyorum. Başarabilir miyim dersin?

"

Evimiz olmalı, bizim evet, bizim evimiz. Bizim hayallerimize göre döşenmeli, her yerde bizim resimlerimiz olmalı. Kimseye hesap vermeden bir çerçevede durmalı resmimiz, hatta o resimde sımsıkı sarılmış olmalısın bana, evimizin istediğimiz yerine koymalıyız. Bizim evimiz, bizim mutfağımız olmalı. Sevdiğin yemekleri hazırlamalıyım sana, ben yemek yerken nazlanmalıyım, sen kızmalısın "bütün tabak bitecek" demelisin. Sonra ellerinle yedirmelisin.   Koltuğa uzanmış televizyon izlerken, sen yanıma oturup kanalı değiştirmelisin, kumanda kavgası yapmalıyız en basitinden. Aynı koltukta, aynı battaniyeye sarılmış, aynı filmde aynı sahneye ağlamalıyız ya da birlikte gülmeliyiz. Omuzunda uyumalıyım. Uyandırmaya kıyamazsın ya, beni kucağında taşımalısın yatağımıza. Bizim odamız olmalı, evet, bizim odamız. Bizim yatağımız. Sımsıkı sarılıp uyumalıyız mesela. Beraber uyanmalıyız yeni doğan güne. Hatta yorgan kavgalarımız olmalı, birbimizin üstü açık kalmalı. Özenle, sevgiyle hazırlanmalı kahvaltı, öğle yemeği, akşam yemeği, beraber yemeliyiz.   Ve bir gün...   Kızımız olmalı. Sana benzemeli gözleri, gülüşü... Bir tek bakışları benzemeli bana, bir de belki saçları. 😊 Kızımız olmalı, evet, senin kızın, benim kızım, bizim kızımız. Uyumamalıyız bazı geceler. Artık sadece bizim olmamalı evimiz. Evimizi, odamızı, yatağımızı, masamızı, sevgimizi, hayatımızı paylaşmalıyız onunla. Birkaç çivi daha çakılmalı duvara, birkaç resim daha asılmalı. Belki de sımsıkı sarılmış film izlerken kanal değişmeli, çizgi film açılmalı, battaniyenin bize düşen payı azalmalı, artık sarılmış oturamamalıyız, aramızda kızımız olmalı.

"

Zor olan "SENİ SEVİYORUM" demek değil. O sevgiyi yüreğinde hissedip bütün benliğinle söylemektir. Zor olan "SEVMEK" değil. Sevgine karşılık görememektir. Zor dediğin şey "BERABER OLMAK" değil. Sevdiğini mutlu etmektir. En zoru nedir biliyor musun? "SEVDİĞİNİ KAYBETMEKTİR." Ben seni sevdim, ben zoru seçtim ama en zorunu beceremedim. Seni kaybetme korkusunu yenemedim. Ben kolay olan yokluğunun değil, zor olan sevdanın aşığıyım... Ben bedenindeki sana değil, yüreğindeki sana aşığım...

"

Merhaba, Senin için çok ağladım, çok üzüldüm, kızdım, bağırdım, güldüm. Her şeyi yaptım aklıma gelen... Sadece unutmak için. Ama öyle içindesin ki, söküp atamıyorum seni... Her gece sana anlatıyorum bütün günümü... Önemli bir karar verirken senin ne diyeceğini tahmin ediyorum. Başkalarının yanında mutlu olduğumuz günlerden kısa anılar anlatıyorum sana dair. Sanki çok uzak bir geçmişe bakar gibi. Sanki sen beni evde bekliyormuşsun gibi. Bazen diyorum bu kadar sevilebilmen için senin de sevmen gerekirdi beni. Seviyor deyip, inanıyorum. Sonra şunu ekliyorum usulca, yeteri kadar değil. Beraber yaptığımız planları hatırlıyorum. Gideceğimiz yerleri, hayatımızın nasıl olacağını... Ve aynı düşünceyle bitiriyorum her düşü... Keşke buraya gelmeseydik. Sahi, farklı olur muydu sevgili? Hala beraber mi olurduk, başkalarının etkisi miydi bu ayrılık? Bu kadar dayanıksız mıydı aramızdaki bağ? Veya bu kadar büyük bir uçurum mu vardı aramızda, herkesin aramıza girebileceği? Sorun neydi, kimdeydi? Gerçekten bilmiyorum, ama hala düşünüyorum, sanki çözümü bulsam bir şeyler değişecek gibi... Ben bu kadar değersiz miydim hayatında, sana bütün benliğimi vermişken? Başka ne istedin? Bulduğum en büyük sorun buydu, biliyor musun? Sana her şeyimi vermem. Kendimi tüketerek seni mutlu etmeye çalışmam... Öğrendim ki mutsuz insan, karşısındakini mutlu edemiyor. Seveceksen de ölçülü seveceksin. Ben her şeyi senin üzerine kurarak nasıl abarttıysam durumu, Sen de hep ikinci plana atarak, hep görmezden gelerek bitirdin bizi? Şimdi kötü günleri düşününce en çok "Git" deyişin geliyor gözümün önüne... Ben böyleyim, işine gelmiyorsa kapı orada demen... Sonra diyorum işte sana tekrar güvenemeyecek olmamın sebebi bu... Nasıl bir garantisi olabilir ki mutluluğun... Senin ısrar edemeyişin de bundan aslında... Biliyorsun beraber mutlu olamayacağımızı... Mutluluk kavramlarımızın birbirine çok uzak olduğunu... Benim mutluluğum çok sakin, çok huzurlu... Sen ben kızımızın olduğu bir dünya... Seninse mutluluğun, çevrenin ne düşündüğü, dışarıda mutlu olmak, milletin bizi mutlu görmesi... Sen benim sevgime karşılık veremeyeceğini biliyorsun, ne kadar istesen de... Seni benim kocam ve kızımın babası olmak mutlu etmeyecek... Sen annenin, babanın okumuş tek oğlusun... Her düşündüğün onların ne düşüneceğine bağlı... Beraber aldığımız şeyler, bizim ortak anılarımız değil, senin sahip olup ne kadar iyi bir evlat olduğunu gösterme şeklin... Olmayacak biliyorum, sen asla tüm gemileri yıkacak cesareti bulamazsın... Oysa gözümde öyle güçlüydün, o kadar doğruydun ki, gerçekten sadece senin doğrularınla hareket ettiğin günleri özlüyorum. O günleri düşününce engel olamıyorum gözyaşlarıma... Internette gördüğüm kedi, köpek bile olsa; aile olan fotoğrafları görünce içim cız ediyor... Küçük bir bebek görünce biliyorum ki benim bir bebeğim daha olmayacak asla... Bazen çok üzülünce kardeşimi arıyorum, sadece ağlıyorum, bir kısmını anlıyor. Sonra kızımı düşünüyorum, o ileride ağlamak isteyince kimi arayacak? Bana geçenlerde marketten kardeş almayı önerdi. Gerçekten akıllı, "Anne, kardeş alıp senin karnına koysak" dedi. "Karnım şimdi çok küçük" dedim, "Sığmaz ki..." Arkadaşlarının, kuzenlerinin babaları gelince uzaktan bakıyor onlara, utanarak... Hiç açıklama istemedi, sormadı açıkça... Ama biliyor, yanlış bir şeyler olduğunu... Bunları sana neden mi anlatıyorum? Kötü bir gün geçirdim. Bir günüm, bir günümü tutmuyor. Yokluğuna alışamıyorum, ama sanki sen hiç var olamayacaksın bir daha diye düşünüyorum. Senden vazgeçtim, ama seni özlemeyi bırakamıyorum. Sadece dua ediyorum, bıkmadan, usanmadan her gün... Hayırlısını sen bilirsin allah'ım... Hakkımızda ne hayırlıysa o olsun diye... Bir de o gün gelene kadar dayanma gücü istiyorum...   Hoşçakal HAYATIM... BEN SENİ HALA SEVİYORUM, UMUTSUZCA...

"

Senden uzak seni sevmek hayaldi, başka kolda seni görmek eceldi. Gözlerin ki dünyalara bedeldi, şimdi başka gözlere mi bakıyor? Sen ki kollarımda erirdin, sen ki beni canından çok severdin, hani bensiz yaşayamaz biterdin. Söyle şimdi, kalbin nasıl çarpıyor? Bir sevdaki sonsuza dek sürerdi, bir arzuki mahşere dek yeteri, ellerinki ellerimde titrerdi. Şimdi başka ellerimi okşuyor? Bakışların gözlerimde güneşti, söyle kalbin bu kadar mı "kalleşti" de. Şimdi başka birini seviyor?

"

Yanında olmak istiyorum. Sen bilmesen de senin geçtiğin yollardan defalarca yürümek istiyorum. Kokunu yaydığın sokakların bütün havasını solumak istiyorum. Dönüp arkana baktığında beni fark etmeni istiyorum. Senden başka hiçbir şey umrunda olmasın istemiyorum. Senin dışında hiçbir şeyi fark etmek istemiyorum. Senden başka hiç kimseyi sevmek istemiyorum. Aslında ben senin olmadığın hiçbir şeyi istemiyorum. Sadece S E N İ istiyorum, m e l e ğ i m, sadece S E N.

"

Nasıl mı seviyorum seni? Kimi zaman nefes almayı unutuyorum. Yanındayken bile özlüyorum seni. Sen öyle bir büyüyorsun ki içimde gün geçtikçe ben giderek sen oluyorum. Nasıl mı seviyorum seni? İyi dinle bak. Delicesine nefret edersin. İçinden bildiğin bütün küfürleri sıralamaya başlarsın. Daha sonra gözlerinin içine bir bakar ki eriyip bitersin. Sanki daha önce küfür eden sen değilmişsin gibi bildiğin bütün küfürler yok olur bir anda. Geriye sadece tek bir şey kalır. Sonra özlemeye başlarsın deli gibi. Her baktığın yerde onu görmek istersin. Dünya daha bir güzel gözükmeye başlar. Yasak olduğunu bile bile sevmeye devam edersin. Yeri gelir adını anmaya korkarsın. Biri ya duyarsa ya o da severse onu diye. Oysa bilirsin ki kimse senin gibi dokunmadan uzaktan uzağa sevemez özleyemez. Sana ait olmayan bir şeyi hiç kimse kaybetmekten senin kadar korkamaz. Günleri dakikaları hatta saniyeleri saymaya başlarsın bir süre sonra. O yanında yokken adı kalbini daha çok attırmaya yarar. Delice beklersin onu göreceğin anı ve sadece uzaktan uzağa görebilirsin. En kötüsü de kocaman bir kahkahanın ortasında çıkar ya karşına yarım kalır gülüşün dudaklarında. Çünkü gözlerinin daldığı tek yer gözleri olmuştur çoktan... Bak işte ben seni böyle sevdim...

"

Aralıksız batan sözcüklerinin, an ve an yüzünü ölüme çevirdiği yerden yazıyorum sana. Dinleme. Ne bundan önce söylediklerimi ne de bundan sonra söyleyeceklerimi. Bu defa dinleme! Attığım her adımda bir parça daha yıkılan duvarların altında kalmaktan, ayıramadığın dakikaların geceler boyunca sinirini taşımaktan yoruldu ruhum. Ben çabuk yoruldum. Hiç bir masalın kahramanı olamayacak kadar uykum var. Sesinden esirgediğin yüreğin gibisin. Varlığının bir anlamı olsun derken, sen en çok da anlamsızlığa yakıştın nedense. Oysa bu değildi sana dair başlattığım yolculuğun sonu. Böyle olmamalıydı. Adresimi de sil adımlarından; sanırım bundan böyle evde olmayacağım. Nefesimle çoğalacakken, nefesimi tıkadın sen! Geçen her günde, soyunurken tüm kelimelerim yavaş yavaş sana, sen, dur durak tanımadan yeni bir kıyafetle çıktın karşıma. Parmak uçlarımda kaybediyorum sıcaklığını. Yazdıkça uzaklaşıyorum sesinden, teninden ve bakışlarından Seni unutmak istiyor kalbim çok acıyor. Susuyorum ağlamıyorum sensizliğe alışıyorum artık kan yaşları akıtıyorum. Hava kararmaya başlayınca, daha çok arıyorum sanki seni. soğuktan mı korkum, karanlıktan mı, sensizlikten mi, yalnızlıktan mı, nöbetlerimden mi, çaresizliğimden mi... Bil(m)iyorum... Kahırdan. Artık hissetmiyorum. Unutmaya başladım; kokunu, sevdiğin şeyleri, söylediğin şarkayı, bana bakışını, sevişini, sarılışını. Yaşadık mı sahi seninle? Gülüyordum galiba. Sen yüzüme çok yakıştığını söylüyordun gülmenin. Ben gülünce sen gülüyordun. Sen gülünce denizler duruluyordu gözlerinde. Şimdi fırtına var. Gülmek bana yakışmıyor (mu) Edebiyatı seviyor(d)um. Sana olan aşkımı yüreğimden sonra en iyi o anlatıyordu. Ben de hep yazıyordum. Bak yine yazıyorum. Küstüm, gel(me) artık. aşk acı çekmekse sev(me) artık. kara gecelerde ben bulurum yoldaş kendime, kork(ma) çekmem fişini hayatın! yoruldum, kuramıyorum artık. nolur, gel(me)! Bunların yalan olduğunu kimseye söyleme. Herkes ben gelmeni istemiyorum bilsin. Sen ne olur gel be!!!

"

Yanılgılar yalnız yaşanırdı ve sen her zamankinden daha çok yoktun. Sensizliğin hiçbir türüne alışamadığımı bilirdin ama yoktun. Her zamankinden daha çok yoktun ve benim sana vurulduğumda kesilmemiş cezalara karşı nasıl savunmasız olduğumu bilirdin. ... Kaç kez gittim senden. Yine sana döndüm, her defasında sana döndüm; zemherilerde yere düşürülmüş bir çiçek kadar çaresizdim; üşüyordum ellerin olmayınca tenimde. Yenilgiler yalnız yaşanırdı ve sen her zamankinden daha çok yoktun. ... Kaç kez gittim senden. Kendimden gittim. Tanımlanmamış yenilgilerimde tek bedeli sensizlikti de ben sensiz yapamazdım; yaşayamazdım iflasını gözlerimde. İşte bu yüzden, yalnızca bu yüzden kaç kez yine sana döndüm. Kendimle döndüm, sen olmadın. Her yeni buluşmada biraz daha benimdin ve sen her zamankinden daha çok yoktun. Kim bilir hangi mevsimlerde unutulmuş bir şarkıydı dudaklarını kanatan. Yanlış basan notalarda ben hiç olmadım, saklama sakın. ... Kaç kez gittim senden. Kendimden gittim sonunda. Tanımlanmamış yenilgilerdi. Bedeli sensizlikti de ben sensiz yapamazdım; yaşayamazdım iflasını gözlerimde. Sen uzaklıklarda kendini arardın; benim yakınlıklarımsa yalnızca sanaydı. Yanlış kurulmuş denklemlerde çözüm aramak yakışmazdı sana. Olmazdı, sevdiğim. Her sözün ayrılık üzere fermanlandı ve sen her zamankinden daha çok yoktun. ... Kaç kez gittim senden. Yine sana döndüm, her defasında sana döndüm. Ellerimi eski sıcaklığınla tutman yeterliydi, bilirdin ama sen her zamankinden daha çok yoktun. Kaç kez gittim senden. Kaç kez yine sana döndüm. … Anlatmak yetmez, sevdiğim; anlamak yetmez. Bir gün sensizliği sana bırakıp düşersem toprağa, korkuyla uyanacaksın gecenin bilinmez bir yerinde. Gözlerinde çiğ tanesi ıslaklıklar. Buz kesecek elin ayağın. Sarsılacaksın! Bir anı seçeceksin kendine; bu kez hayal olma sırası bana gelecek. Dudaklarında çok sevdiğimi bildiğin o şarkı: Seni Seviyorum...

"

Sensizlik öyle acı veriyor ki bana Dalıp dalıp gidiyorum bak uzaklara Kalbim derinden sızlıyor ağrıyor işte Küsüyorum işte ben bu yalnızlığıma Perişan olsam da yaşadığım bu hayatta Mutlu olacağım belki öbür dünyada Senden önce yaşamadım ki ben sevdayı Sen öğrettin bana sevmeyi ve de aşkı Bense kıymetini bilemedim belki de Bilmelisin sen varsın sadece hayatımda Sensizlikten ötesi nedir ki zaten bana Ben bir kere sevdim bunu anlasana Başkasına nasıl veririm kalbimi bir daha. Onun sadece sende olduğunu anlasana Beni sevecek bir başkası olamaz hayatımda. Sensizlik çok acı veriyor inan ki bana. Bir kez daha benim yanımda olsana.