Söz: Kadın 32 yaşında güzel bir bayandı ve eşi oldukça yakışıklı bir deniz subayı idi. Bundan bir kaç ay önce yanlış bir teşhis sonucu gerçekleştirilen ameliyatla gözlerini kaybetmişti genç kadın ve asla göremeyecekti. Kocası ameliyattan sonra acı gerçeği öğrenince yıkılmış ve kendi kendine bir söz vermişti. Günler geçiyordu. Kadın her geçen gün kendini daha kötü hissediyor, çok sevdiği kocasına yük olduğunu düşünüyordu. Eşinin bu içine kapanık, karamsar hali kocayı çok üzüyordu. Birden aklına eşinin eski işi geldi. Geri dönmesini isteyecekti. Ama bunu ona nasıl söyleyecekti, çünkü artık çok kırılgan ve neşesizdi. Bütün cesaretini toplayarak akşam karısına konuyu açtı. Karısı dehşetle gözlerini açtı, ben bunu nasıl yaparım ben körüm, diye bağırdı. Kocası ona destek olacağını, her sabah kendisinin işe bırakacağını ve akşamları da iş çıkışında alacağını ve ona çok güvendiğini söyledi. Çünkü eşini tanıyordu ve bunu başarabileceğini biliyordu. Kadın büyük bir umutsuzlukla kabul etti çünkü eşini çok seviyordu ve onu kırmak istemiyordu. Her sabah eşini işine bırakıyor ve akşamları da alıyordu fedakar koca. Günler böyle ilerledi, karısı eskisinden biraz daha iyiydi. Fakat kocası daha fazlasını istiyordu, kendisine söz vermişti sonuna kadar gidecekti. Aksam karısına: Artık işe kendin gidip gelmelisin, dedi. Kadın şaşırmıştı. Bunu asla yapamayacağını söyledi. Kocası ısrar edince onu yine kıramadı ve bütün cesaretini topladı. Bunu kendisi de istiyordu ama o kadar güveni yoktu. Sabahları kadın artık otobüs durağına kendisi gidiyor, otobüsüne biniyor ve otobüsten inerek işine gidebiliyordu. Günler günleri kovaladı, hiç bir problem yoktu. Yine bir gün otobüse binerken, şoför: Sizi kıskanıyorum, hanımefendi dedi. Kadın kendisine söylenip söylenmediğini anlayamadan, neden diye sordu. Şoför: Çünkü her sabah sizin arkanızdan bir deniz subayı genç adam otobüse biniyor ve bütün yol boyunca sevgi ile size bakıyor, otobüsten indikten sonra yeşil ışıkta yolun karşısına geçmenizi bekliyor siz binaya girdikten sonra arkanızdan öpücük yollayıp size her gün sevgiyle el sallıyor, dedi. HERKESİN BU KADAR SEVMESİ VE SEVİLMESİ, HEPSİNDEN DE ÖNEMLİSİ BÖYLE BİR SEVGİYİ HAK EDECEK İNSANI BULMASI DİLEĞİYLE.

"

Kadın 32 yaşında güzel bir bayandı ve eşi oldukça yakışıklı bir deniz subayı idi. Bundan bir kaç ay önce yanlış bir teşhis sonucu gerçekleştirilen ameliyatla gözlerini kaybetmişti genç kadın ve asla göremeyecekti. Kocası ameliyattan sonra acı gerçeği öğrenince yıkılmış ve kendi kendine bir söz vermişti. Günler geçiyordu. Kadın her geçen gün kendini daha kötü hissediyor, çok sevdiği kocasına yük olduğunu düşünüyordu. Eşinin bu içine kapanık, karamsar hali kocayı çok üzüyordu. Birden aklına eşinin eski işi geldi. Geri dönmesini isteyecekti. Ama bunu ona nasıl söyleyecekti, çünkü artık çok kırılgan ve neşesizdi. Bütün cesaretini toplayarak akşam karısına konuyu açtı. Karısı dehşetle gözlerini açtı, ben bunu nasıl yaparım ben körüm, diye bağırdı. Kocası ona destek olacağını, her sabah kendisinin işe bırakacağını ve akşamları da iş çıkışında alacağını ve ona çok güvendiğini söyledi. Çünkü eşini tanıyordu ve bunu başarabileceğini biliyordu. Kadın büyük bir umutsuzlukla kabul etti çünkü eşini çok seviyordu ve onu kırmak istemiyordu. Her sabah eşini işine bırakıyor ve akşamları da alıyordu fedakar koca. Günler böyle ilerledi, karısı eskisinden biraz daha iyiydi. Fakat kocası daha fazlasını istiyordu, kendisine söz vermişti sonuna kadar gidecekti. Aksam karısına: Artık işe kendin gidip gelmelisin, dedi. Kadın şaşırmıştı. Bunu asla yapamayacağını söyledi. Kocası ısrar edince onu yine kıramadı ve bütün cesaretini topladı. Bunu kendisi de istiyordu ama o kadar güveni yoktu. Sabahları kadın artık otobüs durağına kendisi gidiyor, otobüsüne biniyor ve otobüsten inerek işine gidebiliyordu. Günler günleri kovaladı, hiç bir problem yoktu. Yine bir gün otobüse binerken, şoför: Sizi kıskanıyorum, hanımefendi dedi. Kadın kendisine söylenip söylenmediğini anlayamadan, neden diye sordu. Şoför: Çünkü her sabah sizin arkanızdan bir deniz subayı genç adam otobüse biniyor ve bütün yol boyunca sevgi ile size bakıyor, otobüsten indikten sonra yeşil ışıkta yolun karşısına geçmenizi bekliyor siz binaya girdikten sonra arkanızdan öpücük yollayıp size her gün sevgiyle el sallıyor, dedi. HERKESİN BU KADAR SEVMESİ VE SEVİLMESİ, HEPSİNDEN DE ÖNEMLİSİ BÖYLE BİR SEVGİYİ HAK EDECEK İNSANI BULMASI DİLEĞİYLE.

Yorumlar (0)

Yorum yazmak için giriş yap.

Yorumlar yükleniyor…

Benzer sözler

Aşk Mektupları
"

Bunlar doğru değil diye bağırmak, hatta karşısındaki adamı parçalamak istedi, hem de tek tek her zerresine ayırarak. Olmazdı ama yapamazdı ki. Salon etrafında döndü, döndü, döndü... Başka biri vardı demek, bunca yıllık emek başka tenin çekiciliğine kurban edilmişti demek. Ya benim sevgim, ya benim aldanmışlığım... Çok güvendiği adam ne kadar kolay unutmuştu demek tüm yaşanmışlığı. Hiçbir şey söylemedi, söyleyemedi, boğulduğunu hissetti. Afallamıştı, şaşkındı çok; bağırarak ağlamak, isyan etmek geliyordu içinden ama bir yumruk gelip oturmuştu işte boğazına, yapamadı. Kalktı usulca, farkında olmadan balkona çıktı, beyaz taşların üzerine oturdu, kolları iki yanda başını kaldırdı yıldızlara baktı uzun uzun... Orda olmak istedi, o kadar uzakta, olamadı... Gece ne zaman şafağa söktü, serinlemiş hava da... Kalktı yatağına gitti, hiçbir şey olmamış gibi uyuyan adamın yüzüne bir tokat almak geldi içinden ama yine kendini tuttu. Gitti kanepeye uzandı, yumdu gözlerini, uyumak istedi, uyanınca her şey bir rüyaymış çok şükür demek istedi, bunu tüm hücreleriyle istedi... Uyandı, her şey aynıydı. Sıkı sıkı yumdu gözlerini, tekrar açtı... Yok, kahretsin değişen hiçbir şey yok! Yok oluştuysa o günler, ilk günü başlamıştı işte... Sorunu olan kadınlar ilk iş kuaföre gider, demişti biri geçen gün. Aniden fırladı bir yere yetişircesine koşar adımlarla kuaförüne gitti... Saçımı değiştir kes, boya... Yap bir şeyler ama kalktığımda bu ben olmayayım dedi. Saçları kesildi, boyandı, fönlendi. Güzel oldum dedi içinden. Ama ya gözlerim, bu hüzün kaç saç bakımında silinir ki...Eve gitti alışık adımlarla.. Kapıya anahtarı soktu, açıldı kapı, yüzüne başka tenlerin kokusu vurdu, midesi bulandı. Tuvalete koştu çıkardı içindekileri tüm yaşanmışlığı temizleyecekmiş gibi...Ah aptal kadın! En kötüsü belirsizlikmiş, dedi, ne yapacağını bilmiyordu. Filmlerdeki onurlu kadın tavrıyla kapıyı çarpıp gitmek istiyordu, adamın yine filmlerdeki gibi pişmanca yalvaracağını umarak... Ama gidemiyordu çok emek verilmiş bu sevgiye bir şans tanımak istiyordu. Ondan şans isteyen bile yokken üstelik. Beynindeki yanılsamalar işte tam da bu an başladı. Kocası bir çeşit hastaydı, yanında olmalıydı ona yardım etmeliydi, bir şeyler yapmalıydı. Yoksa kadınca bir kaybetme korkusuyla istem dışı bir mücadele miydi , anlamadı hiç bunu. Şaşılası bir hızla tüm tavırlarını hiçbir şey olmamışa çevirdi, mutfağa gitti yemek yapmaya başladı, özenerek, tek tek severek her sebzeyi... Lanet olsun neden lezzetli olmuyor ki bu! Elimdeki mutluluk gitti ondan mı diye düşündü , düşünmesiyle de hemen hep yaptığı gibi bilinçaltına itti bunu da. Yok canım domatesler sera domatesi , hiç benzer mi bahçe domatesine. Hah, kokusu bile yok ki tadı olsun... Unuttu tencereyi ocakta, salona gitti... Kokusuz domatesler, soğanlar da karardı kaldı ocakta, tıpkı içi gibi... Olağanüstü bir enerjiyle koltukların yerini değiştirdi tam üç kez, sırtından terler akıyordu, kolları ağrıdı...Ağrıdıkça unuttu, ağrıdıkça daha büyük bir gayretle çalıştı. Koskoca halıyı sildi büyük bir hırsla defalarca...Camları ovaladı, parlattı, vitrinin örtülerini değiştirdi, içindekileri tek tek okşarcasına sildi. Çok güzel olmuştu, işte bu benim yuvam, dedi, gururla. Kapının eşiğine oturup eserini keyifli gözlerle izlemeye başladı, bir de sigara yaktı, uzattı ayaklarını.... Vitrindeki çiziğe takıldı gözü, ilk evimizi yerleştirirken olmuştu, kapıya sürtünmüştü taşırken, nasıl üzülmüşlerdi, daha taksitleri bile bitmedi diye. Üzülme demişti, kocası, üzülme... Bizim mutluluğumuz minicik bir çiziği görmeyecek bu evde...Hep mutlu olacağız hep!!! Şu küçük hurda televizyonu da atmaya kıyamadılar hiç, oysa şimdi kocaman ekranlı bir tane varken. Ama onu ikinci el eşya satan bir dükkandan alıp koymamışlar mıydı başköşeye, atmaya kıyamadılar anıların hatırına ... En güzel örtülerle süsledi onu hep, üstünde de mutlu fotoğrafları... Hayvasın diye haykırdı, hayvansın, nasıl yaptın, nasıl unuttun? Böğürerek ağladığının ayırdına vardığında kendini durdurması imkansızdı. Günlerdir biriken ne varsa kusuyordu, sefilce ağlıyordu, evin salonunda mutfağında yankılandı ağlaması, hıçkırıkları,.. Duvarlar sustu, vitrin sustu, televizyon sustu... Hepsi dinlediler...Sonra sesi yavaş yavaş küçük iç çekişlere kaldı. Kendini sürükleyerek banyoya attı, suyun altına girdi, hiç kıpırdamadan gözlerinden sicim gibi yaşlar inerek ne kadar kaldı suyun altında farkına bile varmadı. Uyumak istiyordu, uyumak... Uyandığında tüm belirsizliğin dağıldığını görmek, hayat onu uykudayken nereye bırakmışsa, kalkıp oradan devam etmek istiyordu. Birileri bir şeyler yapsa, uyutsalar onu... Zaman neyi çözmemiş ki, hangi acı sonsuza kadar sürmüş ki? Sonraki günler, içinde büyük bir sessizlikle, büyük bir kurulukla geçti, sadece nefes alıyordu, çok sevdiği kahvenin bile tadı, kokusu eskisi gibi değildi... Ağlamak bile zor geliyordu ona, parmağını dahi kıpırdatmadan içine gömülü günler, aylar geçirdi. Ve bir gün diğer kadından gelen mesajı gördü telefonda, sadece git dedi adama, hak etmiyorsun hiçbir şeyi, git... Adam gitti. Kapıyı kapattı ardından, mekanik adımlarla mutfağa gitti, içecek bir şeyler hazırladı, televizyonu, ama büyük ekran olanı, açtı. Kendini de şaşırtan bir ilgiyle izledi filmi, film çok acıklı geldi ona nedense, gözyaşlarıyla oyuncuların gerçekliğini kutladı. Sonra sildi gözlerini, ertesi gün giyeceği kıyafetleri çıkardı dolaptan tek tek... Yattı, uyudu... Her geçen gün aşk sandığı duyguyla hesaplaşmasını sürdürdü. Meğer ne çok dibe saklamış kendini yıllarca, dehşetle fark etti. Sanki kendi kendine bir evlilik masalı yaratmıştı da onunla mutlu oluyormuş, adamla paylaşamadığı ne çok şey varmış içinde kalan. Şaşırdı, afalladı...Şaşırdıkça netleşti her şey...Beyni sanki bilinçaltına ittiği ne varsa dışarı kusuyordu tek tek. Bu adam mıydı sevdiği, kendine inanamadı, hayatındaki en önemli tutkularını bile paylaşamadığı bu adam mıydı hayatını bu hale getiren. Buna nasıl izin verdiğine inanamadı, bu kadar acıyı çekmesine anlam veremedi. Acımı çektim bitti artık, ben bunları hak etmiyorum dedi tüm inancıyla. Aynanın karşısına geçti. Düzelecek her şey eskisinden güzel bir hayatın olacak, az güven, az cesaret, az onur, az kendinin farkında ol, silkelen bitsin artık.... Balkona çıktı, yağmur yağmış! Yıkanmış çamlarla karışık toprak kokusunu ciğerlerine çekti keyifle. Orta şekerli bir türk kahvesi yaptı sonra kendine. Kahve yudumunu ağzında ! 15 gün sonra adama bir mahkeme celbi ulaştı. Hak edemediği hayattan çıkarılışını bildiren celbi okurken onun da aklına geldi vitrindeki çizik.

"

DUYGUSAL SEVGİLİ Sabah uyandığında midesinde bir yanma hissetti. Yanmanın nedeni akşam yedikleri değil, uyanır uyanmaz bugün yapacaklarının aklına gelmesiydi. Bugün 2 yıldır götürmeye çalıştığı bir birlikteliği bitirecekti. Aslında bunu yapmakta geç bile kalmıştı. 'Bitmeli dedi içinden, her gün bu tatsız uyanış bitmeli.' Genç adam bunları düşünürken suratı şekilden şekle giriyordu. Süratle giyinerek dışarı çıktı. Bugüne kadar hiç bekletmemişti onu, şimdi de bekletmemeliydi. İstanbul, soğuk ve yağmurlu bir Nisan ayı yaşıyordu. Genç adam gökyüzüne bakarak iç geçirdi; 'Bulutlar bizim yaşayacaklarımızı biliyor. onlar bile ağlıyor halimize...' BULUŞMA VAKTİ Artık Kadıköy iskelesindeydi. Birkaç dakikalık beklemeden sonra karşıdan kız arkadaşının geldiğini gördü. Şimdi midesindeki ağrı daha da artmıştı. Beşiktaş'a geçtiler. Yolculuk sırasında hiç konuşmadılar. Genç kız, sevgilisinin bu durgunluğuna anlam verememişti. Nereden bilecekti bugün ayrılık çanlarının çalacağını... Beşiktaş'a geldiklerinde bir cafede oturdular. Genç kız anlamıştı sevgilisinin kendisine bir şey söylemek istediğini. 'Bana bir şey mi söylemek istiyorsun' diye sordu. Genç adam, gözlerini kaçırarak 'Evet' dedi. Genç kız heyecanlanmıştı, biraz da sinirlenerek 'Söylesene, ne diye bekliyorsun' dedi. Genç adam içini çektikten sonra 'Sence biz nereye kadar gideceğiz?' diye sordu. Genç kız, 'Bunu sorma gereğini niye duydun?' diye yanıt verdi. Genç adam söze başladı... ''Birkaç ay önce akşam 23:00 civarında sana telefon açıp senin için yazdığım şiiri okumak istemiştim. Sen bana 'Sırası mı şimdi canım yaa, işin gücün yok mu?' demiştin. Biliyor musun o an nakavt olan bir boksör gibi hissettim kendimi. Özür dileyip telefonu kapatmıştım. Daha sonra da bu şiiri benden hiç istememiştin. Geçenlerde hasta olup yataklara düştüğümde arkadaşlarımla birlikte sen de gelmiş, Meralin 'Sen şanslısın, sevgilin sana bakar' sözüne 'İşim yok da sana mı bakacağım, annen baksın' demiştin. Hatırladın mı?'' DUYGUSALLIĞI SEVMEM Genç kız, 'Biliyorsun ben duygusallığı sevmiyorum. Hem hasta bakıcı gibi göründüğümü de kimse söyleyemez' diye yanıtladı. Genç adam güldü, 'Evet canım haklısın. Zaten olmak istesen de bu kalbi taşıdığın sürece hasta bakıcı, hemşire falan olamazsın.' Genç adam devam etti... Bana şimdiye kadar kaç kere sabahın erken saatlerinde güzel sözcüklerden oluşan bir mesaj çektin? Hiç... Hatta günün hiçbir saatinde çekmedin. Duygusallığı sevmeyebilirsin. Ama sen seni seven insanları da mutlu etmeyi sevmiyorsun. Halbuki ben senin tam tersine kendimden çok insanları mutlu etmeyi seviyorum. Seni tanıdığımdan beri her sabah, her akşam, her gece yani seni andığım her saat tatlı bir mesajım vardı senin için biliyor musun? Seninle ben AKLA KARA gibiyiz.' Genç kız anlamıştı, 'Yani ne istiyorsun benden şair olmamı mı?' Genç adam tekrar gülümsedi içinden. Dün gece verdiği ayrılık kararının ne kadar doğru olduğunu düşündü. 'Hayır' dedi, 'Şair olmanı istemiyorum. Olamazsın da... BİZ AYRILMALIYIZ. Ayrılırsak ikimiz için de en hayırlısı olacak.' Genç kız şaşırmıştı, 'Neden ama? Ben seni seviyorum. Senin de beni sevdiğini sanıyordum.' Genç adam iç çekerek 'Hayır canım, sen beni sevdiğini sanıyorsun. Eğer beni sevseydin şimdi başka şeyler konuşuyor olurduk' dedi. Genç kızın gözleri yaşarmıştı. Genç adam cebinden çıkarttığı mendili uzattı, genç kız gözyaşlarını silerek 'Sen bilirsin, umarım beni bir başkası için bırakmıyorsundur...' dedi. Genç adam 'Nasıl böyle bir şey düşünürsün, senden başka kimse olmadı ve uzun zaman da olacağını sanmıyorum' yanıtını verdi. Genç adam ve genç kız iki sevgili olarak oturdukları masada artık iki yabancıydılar. Birkaç dakika sessizce oturduktan sonra Genç kız, 'Kalkalım istersen' dedi. Genç adam 'Ben biraz daha burada kalmak istiyorum, istersen sen kalkabilirsin' diye yanıtladı. Genç kız 'Tamam o zaman sana mutluluklar dilerim' diyerek elini uzattı. Genç kızın sesi ve eli titriyordu. Genç adam, 'Istersen arkadaş kalabiliriz' dedi ve birbirlerine son kez sarıldılar. "BEN DOĞRU YAPTIM..." Genç adam doğru yaptığına inanıyordu. Eve döndüğünde yürümekten bitap bir haldeydi. Odasına girdi. Gece bitmek bilmiyordu. Sabah erken kalkıp işe gidecekti, uyumalıydı. Birkaç saat sonra uykuya dalmayı başardı. Sabah 7'de saatin ziliyle uyandı. Evden çıkacağı zaman cep telefonuna baktı, mesaj ve 10 cevapsız arama vardı. Yorgun olduğu için duymamıştı telefonun sesini. Aramalar ve mesaj sevgilisindendi. Heyecanla mesajı açtı, şunlar yazıyordu:   SADECE ONLARI SEVMEYİ SEVDİM, HEPSİNİ ONLARSIZ YAŞADIM DA, BİR SENİ SENSİZ YAŞAYAMIYORUM, BU AŞKI TEK KALPTE TAŞIYAMIYORUM, SANA YEMİN GÜZEL GÖZLÜM, BİR TEK SENİ SEVDİM, VE SENİ SEVEREK ÖLECEĞİM, ELVEDA BİRTANEM...   Genç adam şaşırmıştı. Onu tanıdığı günden beri ilk defa şiir alıyordu ve üstelik sabahın beşinde yazmıştı. Heyecanla onu aradı, telefonu yabancı bir ses açtı. Genç adam ''Nalan'la görüşebilir miyim?'' dedi. Ama karşısındaki ağlıyordu, hıçkıra hıçkıra hem de... 'Ben onun annesiyim yavrum, kızım bu sabah intihar etti. Gece sabaha kadar birilerini arayıp durdu. Sabah odasının ışığını sönmemiş görünce girdim. Yavrum kendini asmıştı...' YIĞILIP KALDI Genç adam beyninden vurulmuşa döndü. Bir gün önceki mide ağrısının iki katını çekiyordu şimdi. Olduğu yerde yığılıp kaldı... Birkaç ay sonra iki doktor konuşuyordu hastanede. Doktarlardan biri diğerine karşıdaki hastanın durumunu soruyordu. Doktor yanıt verdi... Haaa o mu? Üç ay önce getirdiler. Kendisi yüzünden bir kız intihar etmiş. O günden sonra cep telefonunu elinden hiç bırakmamış. Devamlı bir şeyler yazıp birine yolluyor. Geçenlerde merak ettim. O uyurken gönderdiği numarayı aradım. Numara 3 ay önce iptal edilmiş. Gelen mesajlarda bir şiir var. Bu adam duygusal mı bilmem ama benim anladığım kadarıyla şiiri yazan çok duygusal biriymiş... "ÇEVRENİZDEKİ İNSANLARIN NE HİSSTTİĞİ YA DA NE DÜŞÜNDÜĞÜNDEN OKADAR EMIN OLMAYIN, BAZEN BİR KALBİN, İÇİNDE NELER SAKLADIĞINI ÖĞRENDİĞİNİZDE HERŞEY İÇİN ÇOK GEÇ OLABİLİR."

"

Merhaba, Senin için çok ağladım, çok üzüldüm, kızdım, bağırdım, güldüm. Her şeyi yaptım aklıma gelen... Sadece unutmak için. Ama öyle içindesin ki, söküp atamıyorum seni... Her gece sana anlatıyorum bütün günümü... Önemli bir karar verirken senin ne diyeceğini tahmin ediyorum. Başkalarının yanında mutlu olduğumuz günlerden kısa anılar anlatıyorum sana dair. Sanki çok uzak bir geçmişe bakar gibi. Sanki sen beni evde bekliyormuşsun gibi. Bazen diyorum bu kadar sevilebilmen için senin de sevmen gerekirdi beni. Seviyor deyip, inanıyorum. Sonra şunu ekliyorum usulca, yeteri kadar değil. Beraber yaptığımız planları hatırlıyorum. Gideceğimiz yerleri, hayatımızın nasıl olacağını... Ve aynı düşünceyle bitiriyorum her düşü... Keşke buraya gelmeseydik. Sahi, farklı olur muydu sevgili? Hala beraber mi olurduk, başkalarının etkisi miydi bu ayrılık? Bu kadar dayanıksız mıydı aramızdaki bağ? Veya bu kadar büyük bir uçurum mu vardı aramızda, herkesin aramıza girebileceği? Sorun neydi, kimdeydi? Gerçekten bilmiyorum, ama hala düşünüyorum, sanki çözümü bulsam bir şeyler değişecek gibi... Ben bu kadar değersiz miydim hayatında, sana bütün benliğimi vermişken? Başka ne istedin? Bulduğum en büyük sorun buydu, biliyor musun? Sana her şeyimi vermem. Kendimi tüketerek seni mutlu etmeye çalışmam... Öğrendim ki mutsuz insan, karşısındakini mutlu edemiyor. Seveceksen de ölçülü seveceksin. Ben her şeyi senin üzerine kurarak nasıl abarttıysam durumu, Sen de hep ikinci plana atarak, hep görmezden gelerek bitirdin bizi? Şimdi kötü günleri düşününce en çok "Git" deyişin geliyor gözümün önüne... Ben böyleyim, işine gelmiyorsa kapı orada demen... Sonra diyorum işte sana tekrar güvenemeyecek olmamın sebebi bu... Nasıl bir garantisi olabilir ki mutluluğun... Senin ısrar edemeyişin de bundan aslında... Biliyorsun beraber mutlu olamayacağımızı... Mutluluk kavramlarımızın birbirine çok uzak olduğunu... Benim mutluluğum çok sakin, çok huzurlu... Sen ben kızımızın olduğu bir dünya... Seninse mutluluğun, çevrenin ne düşündüğü, dışarıda mutlu olmak, milletin bizi mutlu görmesi... Sen benim sevgime karşılık veremeyeceğini biliyorsun, ne kadar istesen de... Seni benim kocam ve kızımın babası olmak mutlu etmeyecek... Sen annenin, babanın okumuş tek oğlusun... Her düşündüğün onların ne düşüneceğine bağlı... Beraber aldığımız şeyler, bizim ortak anılarımız değil, senin sahip olup ne kadar iyi bir evlat olduğunu gösterme şeklin... Olmayacak biliyorum, sen asla tüm gemileri yıkacak cesareti bulamazsın... Oysa gözümde öyle güçlüydün, o kadar doğruydun ki, gerçekten sadece senin doğrularınla hareket ettiğin günleri özlüyorum. O günleri düşününce engel olamıyorum gözyaşlarıma... Internette gördüğüm kedi, köpek bile olsa; aile olan fotoğrafları görünce içim cız ediyor... Küçük bir bebek görünce biliyorum ki benim bir bebeğim daha olmayacak asla... Bazen çok üzülünce kardeşimi arıyorum, sadece ağlıyorum, bir kısmını anlıyor. Sonra kızımı düşünüyorum, o ileride ağlamak isteyince kimi arayacak? Bana geçenlerde marketten kardeş almayı önerdi. Gerçekten akıllı, "Anne, kardeş alıp senin karnına koysak" dedi. "Karnım şimdi çok küçük" dedim, "Sığmaz ki..." Arkadaşlarının, kuzenlerinin babaları gelince uzaktan bakıyor onlara, utanarak... Hiç açıklama istemedi, sormadı açıkça... Ama biliyor, yanlış bir şeyler olduğunu... Bunları sana neden mi anlatıyorum? Kötü bir gün geçirdim. Bir günüm, bir günümü tutmuyor. Yokluğuna alışamıyorum, ama sanki sen hiç var olamayacaksın bir daha diye düşünüyorum. Senden vazgeçtim, ama seni özlemeyi bırakamıyorum. Sadece dua ediyorum, bıkmadan, usanmadan her gün... Hayırlısını sen bilirsin allah'ım... Hakkımızda ne hayırlıysa o olsun diye... Bir de o gün gelene kadar dayanma gücü istiyorum...   Hoşçakal HAYATIM... BEN SENİ HALA SEVİYORUM, UMUTSUZCA...

"

Nereden ve nasıl geldiğini anlayamadığım bir duygu Vücudun dengesini bir anda değiştiriyor Sanki bütün organlarım yer değiştiriyormuş gibi Ne yapsam, nasıl davransam dedirtiyormuş insana Kısacası, aşk deniyormuş bunun adına O kadar uzun ki anlatması, aslında tezatlık yaratıyor ismiyle Eğer karşılığı yoksa, hala hayalden ibaret kalıyorsa Çoğu gece rüyalarını süsleyip, kabuslarla uyandırıyor insanı aşk Masum bir aşk nasıl kabusa dönüyor diye düşünüyorum Onu her gördüğümde içimde karışık bir his doğuyor Fırtınalar kopuyor yüreğim, ne var, o da bir bilse diye Ama olmuyor, yapamıyorum Ve her seferinde Aklımda unuttum deyip, acı çekiyorum kalbimde Acılarım çoğalmış gibi hissediyor Aslında değişen tek şey Şiddetlice duyduğum aşk oluyor Ona kavuşamadığın her an, bir şeylerin ters gitmesine yol açıyor Ve acıların sebebi de bu oluyormuş sanırım Buna bir an önce son vermek istiyorum Ama çok zor olduğunu bütün benliğimle biliyorum Ya söylemeyi tercih ediyorsun Ve bu da anlatması en zor olan şey zaten Ya da ilişkilerinde hissettiğin şeyi Kalbini parçalayan duyguyu durdurmaya çalıştım diyorsun Kalbinde sessiz kalacak bu sızı, felaketin habercisi oluyor Hıçkırıkların dinmeyeceği geceler Sessizlik ve sızılarla ayık kalmaya çalışacağın gündüzler Ve kısacası, aşk girdiği yeri ya damardan darmadağın yapıyor Ya da gül bahçesine çeviriyor Ve sen benim kalbimi gül bahçesine çevirdiğin için sana minnettarım SENİ SEVİYORUM...

"

Geceyi sessizce bitirmeye hazırlanırken çalan kapının sesiyle irkildi. Nicedir kimse gelmemişti kapısına. Kimseyi de istemiyordu zaten. İçindeki maviler donmuştu. Bir sevdayı tek başına yasamayı seçmişti. Yalnızlığının sorumluluğunu taşıyacak kadar yürekliydi. Geceler bir sancı olup içine islerdi; ama yüreğinin en güzel yerine oturttuğu o sevdayı düşündükçe içine yayılan sıcaklık alıp götürürdü tüm sancılarını. Ne kadar zamandır böyleydi, ne kadar zamandır en yakın dostu özlem olmuştu, hatırlamıyordu. Evet özlüyordu. Çünkü özlemin içinde o deli sevdasını buluyordu. Gidenlerin arkasından ağıt yakmamayı çoktan öğrenmişti; ama bu başkaydı. Kimseyi onun kadar sevmemişti. Birine anlatmaya kalksa sözcükler yetmiyor, acizleşiyordu. Neye benzetse, bir yeri eksik kalıyordu. Hep ona dokunmak, hep onu hissetmek ve hep onu yasamak istiyordu. Bu yüzden onun olmamasını bile umursamıyordu artık. Sevdasını, sevgilisi olmadan yaşıyordu. O gittiğinden beri hayatına girip çıkan kimseyi kabullenememişti yüreği. Başka bedenlerle; ama onunla sevişmişti. Sonra da utanmıştı kendinden... Her sevişmesi üçlü bir ihanetle sonuçlanmıştı. Kendini, bitmeyen sevdasını ve o yabancı bedeni aldatmıştı hep. Kapıyı açmak için yerinden kalktığında masada duran deli sevdasının yazdığı bir yazıya ilişti gözü... "Gözlerini almalıydım karşıma, aldım. Her yerime aldım seni... Günler geçtikçe her dokun isliyor bir yerlerime. Masmavi bir yere götürdün beni, kendimi göreyim diye.. Ellerimi tuttun benim, kanım daha hızlı aksin diye.. Dudaklarımı öptün benim, kafamı yastığa koyduğumda seni düşleyeyim diye.. Çünkü sen bunları yaparken aslında beni hayata döndürdüğünün farkında değildin. Paylaştığımız her şey çok güzel; ama korkuyorum.. Günün birinde sensiz bırakılmaktan, sensiz kalırsam bir hiçlikte yok olmaktan korkuyorum. Bu yüzden benliğimi kaplayışını durdurmak istiyorum; ama yapamıyorum. Ben hep seninle bir dakika öncesinden daha çok şeyi bütünleştirmek istiyorum. Bilmem kaçıncı bin kez okuduğu yazıyı bir kez daha okurken kapının ısrarla çalındığını fark etti. Mektubu bıraktı, kapıya doğru yürüdü ve açtı. Deli sevdası kapıdaydı. "Hoş geldin" dedi, sessizliği tükendi, hüzün tükendi, özlem tükendi.. Artık aşkın vaktiydi ve tükenmemesi gereken tek şey aşktı.

"

2 yıl oldu, belki daha fazla. Sen çıktın hayatımdan. Sesin çıktı, ellerin çıktı, kalbin çıktı ama gözlerin çıkmadı gözlerimden, gülüşlerin gözümün önünde. Neden diyorum, neden Allah'ım? Neden hala aklımda o? Neden hala ona benzeyen birini görünce onu görmüş gibi mutlu oluyorum? Hamile bir kadın görünce ondan bir çocuğum olabilirdi diyorum. Neden hala rüyalarımda? Neden unutamıyorum? Bendeki bu takıntı değil. Yemin ederim değil. Öyle olsa başkasına aşık olmak istemezdim. Unutmak istiyorum seni, ismini, cismini, gözlerini... Bir yanağındaki gamzeni. Güldüğünde içi gülen gözlerini. Olmamalı. Biliyorum boş bir hayalin peşindeyim ama neden beynim bunu algılamıyor? Neden hala içimde bir umut var? Çok istedim bitsin. O kadar yoruldum ki seni rüyalarımda da görmekten. Tam unuttum diyorum. Tamam, artık onu sevdiğini söyleme sakın diyorum, sonra pat bir şey oluyor, sil baştan başlıyorum. Kurduğumuz hayaller, konuştuklarımız an an aklıma geliyor. Çıkarmaya çalışıyorum ama olmuyor. Kime bakarsam bakayım, hayır diyorum, keşke o olsaydı. Otobüste yanıma biri oturuyor, keşke şu an o olsaydı. Keşke ayrı şehirlerde değil de aynı şehirlerde olsaydık. Keşke hayalinle yaşamak zorunda olmasaydım. Ya da aklıma geldiğinde gözlerim dolmasaydı. Bunlar neyse de benim sana çok ihtiyacım var be. Sesini duymaya, gözlerini görmeye ihtiyacım var. Doğmamış kızımızı yetim bırakma, sevdiğim. Gel de çocukluk hayalini gerçekleştirelim. Kaderimizdeki kişi belli olmasaydı çok dua ederdim Rabbim bizi birbirimize hayırlı kıl diye ama bilmiyorum sen kimin hayırlısısın. Bilmiyorum o gözlerin kime aşkla bakacak. Bilmiyorum balkonunda kiminle çay içeceksin. Kim için işinin bitip erkenden eve gitmek için can atacaksın. Can attığın kişi ben olmalıydım. Eve geldiğinde aşkla seni ben karşılamalıydım. Akşamı iple çekmeli, sabahın olmasını hiç istememeliydim. Başımı göğsüne dayadığımda tüm sıkıntılarım gitmeliydi. Gözlerine baktığımda tüm dünyayı karşıma alabilecek güçte hissetmeliydim kendimi. Onları beraber yapmalıydık, beraber yaşamalıydık. Kızımız olsaydı, gözlerini ve gülüşünü senden almalıydı. Bana benzememeliydi. Tüm her şeyini senden almalıydı. Bir zamanlar ömrümken şimdi bir yabancısın. Hayallerimin kahramanısın. Sana söylemiştim, sen hayatımda olmasan da ben seni hep seveceğim diye. Evet, öyle oldu. Sen yoksun ama gözlerin var, gülüşün var. Ben bu dünyadaki aşık olma hakkımı kaybettim. Dilerim mutlu olursun sevgili. Ne olursa olsun mutlu ol. Bu dünyada babamdan sonra gördüğüm en iyi yürekli adam sensin. Lütfen sevdiklerinizin kıymetini bilin, gereksiz kıskançlıklarla, triplerle aşkınızı bitirmeyin çünkü gerçekten aşk kolay bulunmuyor. Düzgün insan hiç bulunmuyor. Dilerim herkes mutlu olur. Ben daha fazla içimde tutmak istemedim.