Elini tutsam, dünyanın öbür ucuna benimle birlikte gelir misin? Bekle desem, dünyanın bir ucunda beni bekler misin? Denizimde fırtınalar çıktığında limanım olur musun? Karanlık bastırdığında deniz fenerim, Hava açınca yıldızlarım olur musun; Bulutlar göğü kapladığında pusulam? Mihengim, turnusol kağıdım olur musun? Yüreğimin suyu bulandıkça onu durultacak iksirim? Kapılar kapandığında kapım, yollar aşındığı vakit yolum, Saklanmak istesem duvarım olur musun? Özgürlüğüm ve mapusanem? Üşürsem evim olur musun? Yorganım, ana kucağım? Çölümde vaha olur musun? Vahamda hurma ağacım? Dağın tavşanı, çölün ceylanı, gecenin hayalleri bağrına bastığı gibi beni bağrına basar mısın? Sak sak yarılsa bile gökten umudunu kesmeyen kıraç tarlalar gibi umut bağlar mısın bana? Gitmek istersem kanatlarım olur musun? Kalmak istersem ayağımda prangam? Hurilerim olur musun? Kudret helvam ve bıldırcınım? Soganda sarımsakta gözüm yok, tih çölü sürgününde gözüm yok. Ateş almaya gidersem, kırk vakit sonra dönsem bile aynı yerde beni bekliyor olur musun? Kavmim beni terk ederse ve ben kavmimden kaçarsam, bir kez arkana bakmadan arkamdan gelir misin? Ot bitmeyen bir vadide yalnızca Allah’a emanet edip gidersem, sen de beni kınamaksızın O’na güvenir ve sa’y eder misin? Ümidimi kaybettiğim anda ümidim, neşemi kaybettiğim zamanlarda coşkum, kalbim işgale uğrarsa halaskarım ve rehberim olur musun? Arkadaşım, yoldaşım, sırdaşım, enîsim, huzurum, sürurum, nurum, zinetim, nimetim, Cennetim olur musun?
Umut
34 söz bulundu
Dönme Cam Batar Ayaklarına Eskiden ucuz tükenmez kalemler vardı, Tükeneceği bilinen, bitmeden haber veren, Ucunu nefesle ısıtınca hiç olmazsa birkaç cümle daha götüren! Sevgilim, eski sevgilim!... Bittiği anda biten bir tek seni tanıdım... Yaşamak küçük insanların büyük izler bıraktığı bir oyuna benzer bazen. Bittiği zaman eve dönemediğimiz, kaldığı yerden devam eden; insanların ya birbirleri için hayatta kaldığı, ya da birbirleri için hayattan kaçtığı bir oyun... İki yarım kalmış öykünün kaçak aşıklarının buluştuğu, buluşanların gözyaşı bölüştüğü ve her sevişenin gün gelip mutlaka dövüştüğü hayatın, yarısı uğurlamak sanki Doğaçlama acıların en çok yakıştığı yer, aşk Aşkın sokağı çıkmaz sokak! Sokakları yıkayan gözyaşlarının nedeni belliydi. Herkes hayatta birileri ile karşılaşır ve artık azalmaya başlar. Seni tanıdığımda anlamıştım bunu. Kışta kar'ın öncesi nasıl güneşse, sende de aşkın arkası öyle savaştı....Söz aşktan açıldığında göz her şeye kolayca kapanıyordu seninleyken. Aşk da aklımı kullanamıyordum ben, sadece sevmeyi becerebiliyordum... Ateş açtığın, kanattığın ve sonunda dönüp bakmadığın yaralarımı kendim öpüp okşuyor, sabahları öyle başlıyordum yeni güne. Yaralı olduğumu biliyordum, bir tek ne kadar döküldüysem ortalığa, o kadar çalındığımı, kalanları toplasam yeniden bir ben daha etmeyeceğimi O yüzden parçalarımı yapıştırmayı denemiyordum, iyileşmek diye bir şey varmaydı onu da bilmiyorum. En güzel yalanları kendime söylemeyi öğrenmiştim. Sihirli bir lambaydın sen ama ne senden cin çıkıyordu ne bende aşk bitiyordu. 'Gittiği yere gidiyordu bu aşk, sadece gittiği yere gidiyordu...' Hayatıma taşınan ve zamanla aşınan her şeyin tersine sen durmadan çoğalıyordun.... Gün geçtikçe yaram azdı, camdaki kelebeğin kanadını kıran çocuk, aşktaki geleneğin canını yakacağını bildiğinden yaramazdı. Böyle durumlarda bir şeyler düşünmek hiç işe yaramazdı diye söylenip duruyordum... Sever, gelir, gider, anlar . Her yönüyle duygulanan birinin hiç ağlamamış biriyle ilgili geniş zamanlı cümleleri sevmesi komikti biliyordum ama ben gülemiyor yalnızca ağlıyordum. Sevmek bazı insanlarda tek başına işe yaramıyordu. İyi kalbi keşfedilmemiş ve umudunu kelimelerdeki ecek - acak eklerine bağlamış insanlara tokat atmaktı sevap. Kendi yanağımı kendim kızartmıştım. Boşunaydı dersler, sınavlar, testler Notlar hep sıfırdı ''Aşk en çok yukarıdakilerden hangisi dedim , A şıkkıydı her zaman aşk!! Boş bıraktığın soruydu. ''Aşk en çok aşağıdakilerden hangisidir diye sordum, D hepsiydi cevap seçemedin doğruyu Sınıfta kalmalıydın sen Ben unutsam sen gitsen unuttum gitti diyecektim herkese, böyle kolayca yalan söyleyecektim her sorana. Ama bana kim doğruları söyleyebilirdi ki kendimden başka? İçimden bir ses yaralıyordu hep beni: senin sevgin onun yüreğinde büyüsün, o senin kollarında başka rüyalara uyusun, ayıp sana yaptığı! Ayıptı bana yaptığın İçime akacaktı zehir, dışına taşmıştı çünkü ayrıntıları unutacak kadar kaçmak istiyordum senden... Vurgunluk halinde durgunlaşan yüreğim, her şeyi duygulara feda edebilecek kadar saftı hala... Üstelik tüm biriktirdiğimi sende harcamış, tüm benliğimle teslim olmuştum sana. Ben seni tanıdıktan sonra aşkta el değiştirme mevsimi gelmesin diye dua ederken, senin gömlek değiştirme mevsimin bana denk gelmişti. Buydu en acı olan... Aşk'ın eşittir olarak kullandığı işlemlerde neden sonuç hep kesirli çıkar öğrenmiştim. Yaptığım tek doğru şey, en büyük yanlışımdı benim. Çünkü yanlış birini doğru bir aşkla sevmiştim. Yanlışlar doğruları da alıp götürdü hep Kendime söyleyecek çok lafım var, sana söyleyecekse sadece birkaç satırım... Benden uzak yeni yerlerde, orada doğmuşçasına tanıdık dur artık her gördüğüne selam ver, yanına her gelene çocukluk arkadaşınmış gibi hemen alış, dök içini iyi tanıdığın yabancılara, imren gördüğün en uyumsuz aşklara! Yeter ki bana kalbimi kırdığın yoldan geri dönme cam batar ayaklarına!.. Bir yerlerde bitiyor ağızda söz, hayatta umut, yürekte aşk.. Elinde kalemle baş başa kalıyor insan ; hani o bitmeden haber veren, ucunu nefesle ısıtınca hiç olmazsa birkaç cümle daha götüren anladım ki sevgilim, seninle bitek cümleyi dahi tamamlayamamışım ben! Giderken en sevdiğin şarkıyı söyle bana, benim en sevdiğim şarkı olmasın ama.
Nedense hep karanlık çöktüğünde benimlesin . Her sigara içişimde, sigara değil sen yakıyorsun yüreğimi. İmkânsızlığın değil yokluğun kesiyor nefesimi. Kaptırmışım kendimi kelimelere göz yaslarım bile ağlıyor halime. Kapanıyor perdeler güneşte bakmıyor yüzüme .Tüm hayallerimi kaldırdım tozlu raflara, isyanlarımı haykırıyorum küskün duvarlara, dudağımda kitlenen ismini yazıyorum sonsuz yollara, rüyalarımı da verdim dilenci çocuklara… Nedense güneş battığında geliyorsun aklıma, gözyaşlarım değil yokluğun dokunuyor canıma, gün doğmuyor karanlığıma dökülüyor yavaş yavaş umutlarım, bedenimi satılık bıraktım can pazarında, Her şeyimi kaybettim zaten varsın yokluğunda yazılsın alnıma... Nedense mutlu bir çift gördüğümde düşüyorsun gözlerime, Önümdeki beyaz sayfaya o kadar güzel şeyler yazmak istiyorum ki, ama yoksun yazdığım her şey siyah, mutluyum kelimesini çoktan unuttum anlamını bile bilmiyorum artık, dert etme senin yerine ask mahkemesinde de ben olurum sanık, gelsen de gelmesen de faydası yok, Ben Sana Değil Yokluğuna Asığım Artık ...
İçime doğdun birden... Yüreğime düştün... Damladın yüreğinden yüreğime. Az önce... Az önceydi... Aslında hep korkardım; Bir gün, bir yıldız kayarken, ya ben ona yetişemezsem veya dileğimi unutursam, ya da dileyecek bir düşüm yokken, bir yıldız kayarsa diye... Ama senken dileğim, seni dilemişken, Bir yıldız tuttum, bir dilek kaydı... Bir kumsal düşledim o an ve bir aşk çizdim... Aşkın, ebruli yürek kumsalı... Sular, zülaliyle habire vuruyor kıyıya... Her vuruşta da, bir parça yontup götürüyor kayalardan... Kayalar eksiliyor... Yüreğimizin kayaları eksilen... aşınan... Direngenleştirmek için, ne acılar, ne sevinçler kattığımız yürek kayalarımız, aşınmakta olan... Korunaksız kalıyoruz adeta... Ama, kumsala vuran her dalga, yığınlarla da, kum tanesi getiriyor beraberinde... Çoğalıyoruz... Yüreğimizin kayalarından ufalanan parçaların taneleri belki de, geri dönenlerden bazıları... Belki de, onarmak için, bu geri geliş... Ebruli kumsalda, ışıltılı, sedefli kum parçacıklarının kristalinde bir onarış... Doğanın yıkıp yapıcılığı sanki bu... Ve yüreğin sularının sarışı, sevdiklerini... eksiltmelerden çok, çoğaltmalar için, yürek kumsalını... Suyu kumdan, kumu kumsaldan, kumsalı sudan ayırabilmek mümkün mü zaten...?? Seviyorum o halde seni... Sonra, bir yürek düşündüm ve bir çadır örüldü düşlerimin önünde, gördüm... Bir koza gibi örüldü... Yüreğin çadırı... Kumsalın tam ortasında... İçinde, sakınıp saklanılan sevgiler, düşler, umutlar, sevgililer... Aşk bir kumsalsa diye düşündüm, yürek onun çadırı olsa gerek... Yüreğin çadırına girdi mi insan, en güvenli ve en güzel yerindedir evrenin ve o evrendeki kendisinin... Çünkü ne kadar kendimizsek, ne kadar yüreğimizceysek ve ne kadar yüreğimizdensek, mutlu olur ve mutlu ederiz... Kendinden uzağa düştü mü insan, arar durur, yollara düşer, kendinin izini sürer... İz ize eklenir, ama bitmez yol, varılmaz menzile bir türlü... Oysa insan, yüreğinin çadırında olsa hep... olabilse... Kavlar dolusu mutluluk meyleri sunacaktır sakiler... Aşk şiir olduğunda, kelimeleri bahar olacaktır çadırın... Bir yaprak titreyişinde, keman notaları gibi, aşka esecektir yürek... Bilinmez bir iklimde, bir beşinci mevsim valsinde uzanacaktır eller birbirine, yürek yüreğe... Camdan deniz kabuklarının, yüreğime batışının acısıyla irkildim bir anda... Özlem, kömür parçaları arasındaki bir cam kırığıdır ya sanki, parlar durur kara tozlar arasında... O parladıkça, acır canımız, acıdıkça canımız, daha çok severiz. Acıttığı kadar, değerlidir bir şeyler bence... Bir şeyleri değerli kılan, anlamlı kılan acısallığının yoğunluğudur, bizi mutlu eden şeylere pek değer vermiyoruz sanki... Ve aşk, bu sebeple bunca değerli ve tatlı geliyor olmalı... Aşkı tatlı yapan da, bu acı yanının çokluğudur aslında... Aşkın çoğu acıdır zaten... Canım acıdıkça ve cam kırıkları özlemini kanattıkça, özlüyorum seni... Sözler gönlün ortasında oturur, aşk sözün ortasında... Mutluluk uçuruma ses atmaktır... ve yürek o sesi tutar... Ben, aşkın sesini, attım uçuruma ve yüreğin, yüreğimin ortasında tuttu o sesi... Ses bizim artık, gönlümüzün ortasında... Peki ya bir gün gelir de, özlemezsem seni, özlemezsen beni, biterse aşkın yüreğimdeki acıtmaları...? O zaman, bir uçurtmadan inip, bir gemiye mi bineceğiz dersin...? Usul usul ilerleyen bir gemi. Ve bir limana mı varacağız...? Limanın dingin ve güvenli sularına mı sığınacak aşkın sevgi çocuğu...? Aşk uçurtmada mı kalacak...? Aşk bir kumsalsa, yürek çadırıdır onun... Martılar elleri... Deniz fenerleri gözleridir... Ebruli, rengidir sularının... Sular sözleridir, yıldızlara yansıdıkça... Deniz kabukları özlemidir... Kumlarsa düşleridir aşkın... Aşk ebrulidir... Bu mektup, masalımızın sokaklarından ebruli bir uçurtmadır, sana uçurduğum, seninle uçurduğum... İpsiz bir uçurtma... Seni seviyorum demek için, daima... Yeniden ve yine Merhaba...
Kadın 32 yaşında güzel bir bayandı ve eşi oldukça yakışıklı bir deniz subayı idi. Bundan bir kaç ay önce yanlış bir teşhis sonucu gerçekleştirilen ameliyatla gözlerini kaybetmişti genç kadın ve asla göremeyecekti. Kocası ameliyattan sonra acı gerçeği öğrenince yıkılmış ve kendi kendine bir söz vermişti. Günler geçiyordu. Kadın her geçen gün kendini daha kötü hissediyor, çok sevdiği kocasına yük olduğunu düşünüyordu. Eşinin bu içine kapanık, karamsar hali kocayı çok üzüyordu. Birden aklına eşinin eski işi geldi. Geri dönmesini isteyecekti. Ama bunu ona nasıl söyleyecekti, çünkü artık çok kırılgan ve neşesizdi. Bütün cesaretini toplayarak akşam karısına konuyu açtı. Karısı dehşetle gözlerini açtı, ben bunu nasıl yaparım ben körüm, diye bağırdı. Kocası ona destek olacağını, her sabah kendisinin işe bırakacağını ve akşamları da iş çıkışında alacağını ve ona çok güvendiğini söyledi. Çünkü eşini tanıyordu ve bunu başarabileceğini biliyordu. Kadın büyük bir umutsuzlukla kabul etti çünkü eşini çok seviyordu ve onu kırmak istemiyordu. Her sabah eşini işine bırakıyor ve akşamları da alıyordu fedakar koca. Günler böyle ilerledi, karısı eskisinden biraz daha iyiydi. Fakat kocası daha fazlasını istiyordu, kendisine söz vermişti sonuna kadar gidecekti. Aksam karısına: Artık işe kendin gidip gelmelisin, dedi. Kadın şaşırmıştı. Bunu asla yapamayacağını söyledi. Kocası ısrar edince onu yine kıramadı ve bütün cesaretini topladı. Bunu kendisi de istiyordu ama o kadar güveni yoktu. Sabahları kadın artık otobüs durağına kendisi gidiyor, otobüsüne biniyor ve otobüsten inerek işine gidebiliyordu. Günler günleri kovaladı, hiç bir problem yoktu. Yine bir gün otobüse binerken, şoför: Sizi kıskanıyorum, hanımefendi dedi. Kadın kendisine söylenip söylenmediğini anlayamadan, neden diye sordu. Şoför: Çünkü her sabah sizin arkanızdan bir deniz subayı genç adam otobüse biniyor ve bütün yol boyunca sevgi ile size bakıyor, otobüsten indikten sonra yeşil ışıkta yolun karşısına geçmenizi bekliyor siz binaya girdikten sonra arkanızdan öpücük yollayıp size her gün sevgiyle el sallıyor, dedi. HERKESİN BU KADAR SEVMESİ VE SEVİLMESİ, HEPSİNDEN DE ÖNEMLİSİ BÖYLE BİR SEVGİYİ HAK EDECEK İNSANI BULMASI DİLEĞİYLE.
2 yıl oldu, belki daha fazla. Sen çıktın hayatımdan. Sesin çıktı, ellerin çıktı, kalbin çıktı ama gözlerin çıkmadı gözlerimden, gülüşlerin gözümün önünde. Neden diyorum, neden Allah'ım? Neden hala aklımda o? Neden hala ona benzeyen birini görünce onu görmüş gibi mutlu oluyorum? Hamile bir kadın görünce ondan bir çocuğum olabilirdi diyorum. Neden hala rüyalarımda? Neden unutamıyorum? Bendeki bu takıntı değil. Yemin ederim değil. Öyle olsa başkasına aşık olmak istemezdim. Unutmak istiyorum seni, ismini, cismini, gözlerini... Bir yanağındaki gamzeni. Güldüğünde içi gülen gözlerini. Olmamalı. Biliyorum boş bir hayalin peşindeyim ama neden beynim bunu algılamıyor? Neden hala içimde bir umut var? Çok istedim bitsin. O kadar yoruldum ki seni rüyalarımda da görmekten. Tam unuttum diyorum. Tamam, artık onu sevdiğini söyleme sakın diyorum, sonra pat bir şey oluyor, sil baştan başlıyorum. Kurduğumuz hayaller, konuştuklarımız an an aklıma geliyor. Çıkarmaya çalışıyorum ama olmuyor. Kime bakarsam bakayım, hayır diyorum, keşke o olsaydı. Otobüste yanıma biri oturuyor, keşke şu an o olsaydı. Keşke ayrı şehirlerde değil de aynı şehirlerde olsaydık. Keşke hayalinle yaşamak zorunda olmasaydım. Ya da aklıma geldiğinde gözlerim dolmasaydı. Bunlar neyse de benim sana çok ihtiyacım var be. Sesini duymaya, gözlerini görmeye ihtiyacım var. Doğmamış kızımızı yetim bırakma, sevdiğim. Gel de çocukluk hayalini gerçekleştirelim. Kaderimizdeki kişi belli olmasaydı çok dua ederdim Rabbim bizi birbirimize hayırlı kıl diye ama bilmiyorum sen kimin hayırlısısın. Bilmiyorum o gözlerin kime aşkla bakacak. Bilmiyorum balkonunda kiminle çay içeceksin. Kim için işinin bitip erkenden eve gitmek için can atacaksın. Can attığın kişi ben olmalıydım. Eve geldiğinde aşkla seni ben karşılamalıydım. Akşamı iple çekmeli, sabahın olmasını hiç istememeliydim. Başımı göğsüne dayadığımda tüm sıkıntılarım gitmeliydi. Gözlerine baktığımda tüm dünyayı karşıma alabilecek güçte hissetmeliydim kendimi. Onları beraber yapmalıydık, beraber yaşamalıydık. Kızımız olsaydı, gözlerini ve gülüşünü senden almalıydı. Bana benzememeliydi. Tüm her şeyini senden almalıydı. Bir zamanlar ömrümken şimdi bir yabancısın. Hayallerimin kahramanısın. Sana söylemiştim, sen hayatımda olmasan da ben seni hep seveceğim diye. Evet, öyle oldu. Sen yoksun ama gözlerin var, gülüşün var. Ben bu dünyadaki aşık olma hakkımı kaybettim. Dilerim mutlu olursun sevgili. Ne olursa olsun mutlu ol. Bu dünyada babamdan sonra gördüğüm en iyi yürekli adam sensin. Lütfen sevdiklerinizin kıymetini bilin, gereksiz kıskançlıklarla, triplerle aşkınızı bitirmeyin çünkü gerçekten aşk kolay bulunmuyor. Düzgün insan hiç bulunmuyor. Dilerim herkes mutlu olur. Ben daha fazla içimde tutmak istemedim.
Bir hiçken annemle babamın birkaç dakikalık sevgisinden oluverdim.Derken 9 ayda dünyaya geldim.Anneme onun kokusuna, sütüne muhtaçtım. Aylar sonra yürümeye başladığımda bir koltuk kenarına muhtaçtım. Deken koşmaya başladım; koşarkende beni kollayan birine muhtaçtım. Yıllar geçti okul çağı geldi çattı ve öğrenmek içinbi öğretmene muhtaçtım.Derken ergenlik çatkapı misali geldi ve birden bebek oldum anneme muhtaç kaldım. Eee sürekli aynı seviyede okuyacak değiliz derken lise geldi. Büyüdük ya kimseye muhtaç değiliz olmayacağızda. Sevdim; çok sevdim ve şimdi yine birine muhtacım. Sevdiğime! Hayat işte eninde sonunda beni bir şeylere muhtaç etmeyi başardı. Artık tek muhtacım sen olduğun, bu lanet dünyada beni umut etmeye muhtaç etme.
Kendimi bilmediğim bir sona hazırlıyorum. Tüm uğraşlar çabalar bunun için. Korkuyorum neyden korktuğumu bilemeden, ürküyorum. Hasret çekiyorum neye hasretim bilemeden, özlüyorum. Ve yaşıyorum ne için yaşadığımı bilemeden!! Öylesine bir hayat işte benimki.. tek başına tüm umutlardan mutluluklardan uzak. Sürekli bir şeylerden kaçıyor hissetmediğim duygular adına çaba veriyorum. Herkesi her şeyi geride bırakarak arkamı dönüp uzaklaşmak istiyorum yalnız çaresiz yıldım artık kendime mücadelemden. Pes ettim!! Sensiz geçen yıllarım vardı ya hani, hiçbir şey acıtamamıştı beni bu denli. Yine yalnız yine umutsuz ve yine çaresizdim ben. Eksiktin ama kimdin ki sen. Umursamıyordum bile. Kim olduğunu bilmediğim halde kaçıyordum senden. Yasamadan anlamak öyle zormuş ki meğer.. ve sen karşıma çıktın yeniden. İlk günlerde mutluydum bende. Mutluyum diyordum her önüme gelene onca yıldan sonra bende mutluyum. Herkese her şeye tüm yaşanmışlara rağmen mutluydum. Yavaş yavaş anladım senin için hiçbir şey ifade etmediğimi. Ve başlamalıydı artık mücadelem. Ne kadar zor olsa da senden vazgeçmeliydim. Gecelerce günlerce ağladım ama başaramadım senden bir adım dahi uzaklaşamadım. Ve hep bir gün senin baskasına aşık olacağından korkarak yaşadım. Hep bu sondan kaçındım. Ve gördüm işte. Sen başkasına aşıktın. Ben sana sen ona.. hayat değil mi işte? bu aşamadan sonra bitmeliydin benim için uzaklaşmalıydım senden çıkmalıydın hayatımdan. Gözlerine baktıkça daha çok acıyordu içim. Senden nefret ediyorum diye haykırmak istiyordum gözlerine bakarak.. sonra da saatlerce omzunda hıçkıra hıçkıra ağlamak. Sürekli düşündüm beni sana çeken ne diye. Hiç bir şey bulamadım belki de bu yüzden bu kadar çok seviyordum seni. Ve gözyaşlarımla süslediğim bu yazım senin içindi. Artık başardım sen bittin benim için bittin.! Elveda yaşam sebebim.
Aşka adanan mevsimleri kalbinde sûr eyleyen zemheri bir çığlıktı senin adın. Yağmurlar taşırdın gök mavisi umutların terk ettiği şehirlere. Her şehir adına adanan bir destanın ayak sesiydi. Geceleri bu yüzden sen kokardı her şehir. Ve ben tüm şehirlere inat şehirsizliği seçtim seni sevmenin şehrinde. Ey menekşe kurusu hayallerini suya vuran aksinde yitiren sevdam! Ey aşk iklimini kalbindeki hüzün mevsimine kurban eyleyen kavgam! Gökyüzü bilmişken ben seni. Toprağa düşen ne kadar yağmur tanesi varsa hepsini sana râm eylemenin niyazıdır bu ağıt. Her ağıt kendi sesleminde taşır sürûrunu. Ve ben sükûnete muteber kıldım sana mecz eylediğim ne kadar harfim saklıysa gecenin rahlesinde. Bu ağıt ellerimde büyüttüğüm yıldızlarla ismine şerhettiğim bir parantez ol diyedir sevda şerhime. Bir sözdür bu sana ilelebet göğsümde muskalanan. Söz ki Nûn'a değer Elif olmaya meylederken kalbim. Anlasana sevdegâhım. Sende cüzlensin istiyorum yüzünün ayetlerinde huzur sûrelerine mâtuf olan aşk. Veyl ve aşk adına Zeyl ve kan adına Gece ve düş adına Ateş ve kül adına Huruf makamının esrârına mahkum kalıyor işte dil-i efgânım. Oysa sana seslenmek isterdim zemheri aylarında. Sen ol diye haykırmak isterdim; güneşin ellerime değen parıltısının üstündeki hülya. Sen ki; mesrûr gecelerin mahremiyetine musâddık eylediğim rüyaların menekşelerce yorumlanan nağmesisin içimde. Bir kelebek kanadında sakladığım hayatın; yusufçuk kuşlarının rehberliği eşliğinde kalbime vehmettiğim tercümesisin. Ayaz ve kar adına Duman ve is adına Hazan ve yas adına Allah ve ins adına Kör gecelerin esaretiydi beni sana kalbeyleyen. Yusuf'un düştüğü kuyuydu belki de lâmekan gönlümün sende bulduğu. Her Züleyha yırttığı gömlekte taşır aşkının değerini bilirim. Ben bu yüzden yağmurdan bir libas giyindim üzerime. Ki gözyaşlarınla yırtasın diye haya perdemi. Ferhat ve Şirin adına Kerem ve Aslı adına Leyla ve Mecnun adına Muhammed ve Hatice adına Ey çöl yalımı saçlarında hüznün şarkısını mırıldanan kulbe-i âhzân'ım! Ey karanfil yanığı gözlerinde aşkın cilbâbını kuşanan sûret-i efkârım! Aşk Sadece Sende Mecnun Eyledi Beni!
Ağlamak istedim, ağlamanı istedim. Bu oyunda yenilen tek ben değilim, senin umutların, senin geleceğin, senin yüreğin. Bunun için ağladım, ağlamanı istedim. Ben seni Nazım Hikmet'in şiirlerinde buldum, sairlerin sevdiği gibi bende seni sevmek istedim, sen ise beni görülmeyen alevle, duyulmayan yalanla, beyine sığmayan zalimlikle, sana yakışmayan hareketlerinle yaktın beni. Geceleri ağlamadım, gittiğine üzülmedim, seni herkesten, her şeyden daha çok sevdim. Artık benim sana aşık olduğum kadar aşık olabilecek başka birisini hiç bir zaman bulamazsın. Sen ağlarsan ben gülerim diye düşünme. Seni düşünmek yok artık, sen artık benim için yabancı birisi. Sen diye kucağına koşmak, sen diye yastığımı bağrıma basmak, beklemek denilen kavram yok artık. Ah.. meleğim, geceleri seni hatırlamak; bir kere yasamak, bin kere ölmek. Seni özlemek yok artık. Bal gibi dudaklarını, pamuk ellerini, sıcak nefesini özlemek, Allah’ın en güzel eseri olan gözlerine bakmak, seninle bir olmak, birlikte olmak, seni gizlemek bitti artık. Kuşlardan, güllerden, arkadaşlarımdan seni kıskanmak, deli gibi seni herkesten gizlemek ve öyle bütün hayati yasamak, en sonunda seni kaybetmek, bulduğumdan sonra bile seni kaybetmek, yanılmak. Beni yakan, beni solduran bu iste. Bağırırsam da duyamasın ki beni.. Tanıyamıyorum artık seni, gösterdin maskenin altındaki gerçek yüzünü. Git artık gideceğin gerçek ise, arkana bakma olup-bitenler için. Sadece basari, sadece mutluluk, sadece eğlence değil, bu hayatta MUTSUZLUKTA insanlar için. Git artık gideceğin gerçek ise. Pişman etme anlamsız sevginin sonunu. Sensizde devam ederim hayatıma, düşmanım olsa da ellerinde bir kere bile bakmam yüzüne. Zannetme her zaman ağlar gezerim diye, yenilen yüreğim olsa bile, yenen yine ben kendim. Geçmişini unutma geleceğin için, bu hayatta MUTSUZLUKTA insanlar için. Ağlamak istedim, ağlamanı istedim.
Sensiz geçen her gece parlayan yıldızlara umutla baktım. Yalnız seni düşünerek gözlerimi kapattım. Rüyalarıma girersin diye erkenden yattım.
Sadece bunu söyleyip susmak isterdim... Ebediyen susmak. Çünkü canım acıyor... Konuştukça arzuladıkça özledikçe en kötüsü yaşadıkça canım acıyor." Ruhumu yaktıktan sonra şimdi de damarlarımda dolaşan sensizliğin etimi yakan acısını mı? O acıyı uyutsun diye sığındığıma sevgini orada da hep ama hep kaybettiğim soğuk rüyalarımı mı? Odamın tavanındaki yoksulluğumu ve kimsesizliğimi harç yapıp içine doldurduğum o derin o sonsuz çatlakların altında sen diye her gece koynuna girdiğim o zamansız ölümlerimi mi? Şimdi burada değilsin. Ama beni duyabiliyorsun biliyorum. Kapat gözlerini benim için ve dinle n'olur. Çünkü bunu sana ancak bir kez söylemeye cesaretim var. Seni ait olduğun çevre için değil bana ait olman için değil karşılığında beni sevmeniz için değil. Sadece sen olduğun için sevdiğimi söyleyebilseydim... Ne zaman sevgine acıksam kendi kalbimi yedim. Kendi etimi...Aşkımı...Ruhumu yedim. "YÜREĞİMİN EN SAKLI YERİNDE YALNIZCA SENİN ELİN DOLAŞMIŞTI" Seni yollarca şehirlerce uzağından sevdim. Seni kelimelerce şiirlerce yakınından sevdim. Seni dünya üzerinde sanki ilk kez benim için kalemi eline alıp yazdığın mektuplarca sevdim. Seni umutsuzca beklentisizce hayallerce sevdim uzağından. Zamanla kırgınlık kimlik değiştirdi ve vazgeçiş oldu benim için. Unutmanın en ağırı unutamadan unutmaktır. Seni sonsuza kadar kaybetmek kimlik değiştirdi ve unutmak oldu benim için... Anlamadın mı artık varlığım sana acı vermek için değil sadece seni sevebilmek için yaşadım ben... Hala seninle geçireceğim anların telaşıyla tüketir gibi yaşıyorum sensiz geçen günlerimi... Seninle geçen zaman bir daha tekrarı mümkün olmayan doğaçlama bir melodi gibi benim için. Sanki birlikte yazılmış kaderimizin sayılı dakikalarından an çalıyorum. Öyle birikmişsin ki içimde... Seni yaşamakla tüketmem seni sıradanlaştırmam mümkün değil. İçime çektikçe çoğalıyorsun sevgili... "Sevgilim beni bensiz bırakma olur mu? Çünkü sen nereye gidersen git ben oradayım. Benim başka gidecek bir yerim yok. Benim senden başka gerçeğim yok. Sende yaşıyorum ben sadece.
Yüzün güneşe bakardı. Günebakanlar kıskanırdı. Zaten sen bakmazsan güneş parlamazdı. Ben senin yüzüne hayranlıkla bakarken gözlerin bir sevdayı anlatırdı. Ben o sevdanın tutkunuydum ve bir sevda ancak böyle tutkulu yaşanırdı. Hüznün karanlığına teslim gecelere, senin varlığınla direnirdim. Varlığın beni çoğaltırdı. Ne kadar çoğalırsam aşkım o kadar büyürdü ve aşk sadece senin adınla vardı. Elimdeki bir kaç umut kırıntısı her gün ama her gün yeniden besteleyip bitmeyen bir aşk senfonisine dönüştürürdüm. Her notası seni anlatırdı. Sen duymazdın ama dinleyen herkes seni anlattığımı anlardı. Günler solar, mevsimler değişir, zaman delice akardı. Yalnızlık bir kılıç olup yüreğime saplanırdı sensizliğe günce yazıp kimsenin bulamayacağı yerlere saklardım. Sensiz olduğum bilinsin istemezdim. Çünkü bu yürek sadece seninle atardı. Ağlardım, kimse görmezdi. Gözyaşlarım içime akardı. Seni özlemek bir fırtınayı andırırdı. Fırtınalar içimdeki sevda ağaçlarını kökünden kopartırcasına sallardı. Her seferinde bir yolunu bulup ağaçlarımı kurtarırdım. Bu yüzden benim sevdam yıkılmazdı. Aşkın yarını yoktu ama bizim beklediğimiz hep yarındı. Bugün hiç yaşanmadı. Bu ne sana ne de bana uyardı ama çaresizlik elimizi, kolumuzu bağlardı. Hayata isyan ederdim, isyan tek arkadaşımdı. Bu sevdayı yaşamak, ayakta tutmak kolay değildi, yorardı. Yine de şikâyet etmezdim, çünkü senin için her şey göze alınırdı. Hain değildim ben, seni aldatmadım. Beynimde yüreğimde seninleyken bir başkası bana yabancıydı. Ben yabancılara teslim etmedim kendimi, kimsede teslim alamadı beni. Mükemmel değildim ben, hatalarım vardı. Ama hatalarımı fark edip düzeltmeyi bilirdim. En ufak hata seni biraz incitse beni yıkardı. Şimdi 'gittim' diyorsun öyle mi? Hiç kalmadın ki benimle gidesin Benimle kalan hep yalnızlıktı. Olmayışının hiçbir önemi yok. Bir tarafında hep sen olsan da benim aşkım bağımsızdı. Hayatta hep tatlı anlar yoktur ya, nasıl yaşadıysam seni, acıyı da yaşamayı bilirim ben. Aslında çokta üzülecek bir şey yok. Çünkü bu aşk baştan sona imkansızdı. Güzel gözlüm.
Seni kıskanmak ve sakınmaktan ibaret benim hayatım. Her şeyden ama her şeyden kıskanabilirim seni. Kolundaki saatten, oturduğun sandalyeden yahut kokladığın bir çiçekten… Canlı veya cansız olması fark etmez. Sana benden yakınsa, seni kıskanmam için yeteri kadar mazeretim var demektir.Şimdi gece örneğin ve sen çok uzaklarımda bir kentte bensiz bir akşamı, hiç tanımadığım insanlar arasında geçiriyorsun. Onlarla konuşuyor, onlarla gülüyor, onlarla ağlıyorsun. Ben ise, sensizliğin akşamla çöktüğü ve yokluğunun deli fırtınalar estirdiği odamda seni düşünüyorum. Şimdi diyorum yanımda olmalıydı, gözleri yalnız bana bakmalı, sözleri yalnız benim kulaklarımda çınlamalıydı. Ama yoksun işte, bana sana dair hayaller kurmak kalıyor sadece ve zamana isyanlar savurmak alabildiğine.Ben seni hep böyle bekleyecek miyim? Sahi hiç vuslata dair bir umut yok mu? Sakın bana hayır deme… Bunu duymak istemiyorum. Gereken beklemekse, beklerim seni. Sonunda geleceğini ve benim olacağını bildikten sonra beklemekte nedir ki? Canıma minnet, ömrüme berekettir beklemek seni.Düşünsene o vuslatı. Canın canla buluştuğu ve sana biriktiğim çığlıkların sukün bulduğu, o anı bir düşünsene. Bak hayali bile telaşlandırıyor beni.Belki sana uzağım, hatta belki yasak. Ama hiçbirisi umurumda değil. Ben bir seni biliyorum sevilmeye değer ve sana adadım düşlerimi. İstersen mesafeleri ve yasakları kaldırırız aramızdan benim ya da girdabında korkuların gerçeklere teslim olursun.Ama sonu ne olursa olsun bilesin ki sevgilim, bu deli sevdalı sevmekten ve kıskanmaktan bıkmayacak hiçbir zaman. Aşkını gönlüme, hayalini gözlerime hapsettiğinden beri seninle atan kalbim, her daim seninle atacak… Bir gün buluşmak üzere…
Seni gördüğümde umutlarım yeşeriyor, çünkü en kötüsü bu olamaz diye düşünüyorum.
Umut, karanlıkta ışık aramayı bırakmamaktır.
Bir tohum kadar küçük, bir orman kadar güçlüdür umut.
Umut etmeyen insan, ölmeden ölendir.
Umut; en küçük çatlaktan içeri sızan ışıktır.
Umut, kalbin yorgun adımlarına eşlik eden bir şarkıdır.
Parasız kalmak fakirlik değildir; umutsuz kalmak fakirliktir.
Yeni yıl, yeni umutlar.
Yeni yıl, yeni hayaller, yeni umutlar dilerim.
Günaydın; bir gülüş, bir umut ile başla.
Seni ne çok sevdim ben. Ne çok gözyaşı döktüm senin için. Geceleri sen yatağında meleklerin kanatlarıyla uçarken, ben penceremin önünde senin rüyana girmek için dua ederdim. Bir bakışına, bir dudak kıvrımında titreşen gülüşüne ulaşmak için dünyanın bütün çiçeklerini önüne sererdim. Şiirler, şarkılar, sevgiler içimde tutuşan bir ateş; onun yangınında senin için kül kesildim. Ağır hastalar geceyi zor geçirir. Sabahı bekler kırgın yürekler, hasta umutlar, yalnız ruhlar. Yalnızdı gecelerim. Hastaydı gecelerim. Kan kaybından giden bir yaralı gibi umarsızdı gecelerim. Bir uçurumun kenarına beni taşıyan karabasandı gecelerim. Adına yalnızlık dedim. Sensizlik dedim. Sen beni bilmedin, beni tanımadın, beni sevmedin. Bu bir ölümdü, bu bir fermandı. Bıçak kesmez artık beni, ip asmaz, çeküller yüreğimi taşımaz. Yaşamak mümkün değil, yalnızlık karanlık kapılarıyla üstüme kapandı. Amansız acılar içindeyim. Ey sevdiğim, ben seni ne çok sevdim. Dünya bildi, bir sen bilmedin. Yalnızlığın diğer adı aşka karşılık almamaktır. Kaçılamayacak kadar yakın, tutulamayacak kadar uzak bir yerdesin. Benim aşkıma yalnızlık kucak açtı. Senin yokluğuna dokundum, içim yandı. Odamın çıldırtan sessizliğinde sana seslendim. Yankısı döndü dolaştı, senin kapıların bana kapalı. Kendi sesim yine bana ulaştı. Anladım ki beni hiç duymayacaksın. Sana sitem edemem. Sana kırılamam. Bir tek dileğim var senden, son bir tek isteğim. O da MUTLU OLMAN. MUTLU OL SEVDİĞİM, BİRİCİĞİM, AŞKIM. NEREYE, KİME GİDERSEN GİT, YETER Kİ SEN MUTLU OL.
Yeni bir gün, yeni bir başlangıç. Yeni bir umut ve soğuk ve yağışlı bir bayram sabahı. Heyecanlıyım ve suskun ve daha cesaretliyim. Uzaklardan gelen, içimde bir yerlere gizlenmiş, sadece sesini duyabildiğim bir yabancı. Karşımda... Yabancı değil artık bana ve duygularıma. Zaman akıp gidiyor... Duyulması istenenler duyuluyor... Bazen sessizlik alıyor sözü. Bazen de bakışlar anlatıyor söylenemeyenleri... Neydi istenen? Yaşadığımızın, paylaştığımızın adı neydi? Her şey söylenmiş miydi? Derken... Zamanı gelmişti ayrılığın... Bir yabancıydın beklediğim... Ve şimdi sevdiğim adamsın, özlediğim... Seviyorum seni.
Umut verip güven aşılayıp yarı yolda bıraktığın insanın gönül sadakasını her iki dünyada veremezsin!
Merhaba, Senin için çok ağladım, çok üzüldüm, kızdım, bağırdım, güldüm. Her şeyi yaptım aklıma gelen... Sadece unutmak için. Ama öyle içindesin ki, söküp atamıyorum seni... Her gece sana anlatıyorum bütün günümü... Önemli bir karar verirken senin ne diyeceğini tahmin ediyorum. Başkalarının yanında mutlu olduğumuz günlerden kısa anılar anlatıyorum sana dair. Sanki çok uzak bir geçmişe bakar gibi. Sanki sen beni evde bekliyormuşsun gibi. Bazen diyorum bu kadar sevilebilmen için senin de sevmen gerekirdi beni. Seviyor deyip, inanıyorum. Sonra şunu ekliyorum usulca, yeteri kadar değil. Beraber yaptığımız planları hatırlıyorum. Gideceğimiz yerleri, hayatımızın nasıl olacağını... Ve aynı düşünceyle bitiriyorum her düşü... Keşke buraya gelmeseydik. Sahi, farklı olur muydu sevgili? Hala beraber mi olurduk, başkalarının etkisi miydi bu ayrılık? Bu kadar dayanıksız mıydı aramızdaki bağ? Veya bu kadar büyük bir uçurum mu vardı aramızda, herkesin aramıza girebileceği? Sorun neydi, kimdeydi? Gerçekten bilmiyorum, ama hala düşünüyorum, sanki çözümü bulsam bir şeyler değişecek gibi... Ben bu kadar değersiz miydim hayatında, sana bütün benliğimi vermişken? Başka ne istedin? Bulduğum en büyük sorun buydu, biliyor musun? Sana her şeyimi vermem. Kendimi tüketerek seni mutlu etmeye çalışmam... Öğrendim ki mutsuz insan, karşısındakini mutlu edemiyor. Seveceksen de ölçülü seveceksin. Ben her şeyi senin üzerine kurarak nasıl abarttıysam durumu, Sen de hep ikinci plana atarak, hep görmezden gelerek bitirdin bizi? Şimdi kötü günleri düşününce en çok "Git" deyişin geliyor gözümün önüne... Ben böyleyim, işine gelmiyorsa kapı orada demen... Sonra diyorum işte sana tekrar güvenemeyecek olmamın sebebi bu... Nasıl bir garantisi olabilir ki mutluluğun... Senin ısrar edemeyişin de bundan aslında... Biliyorsun beraber mutlu olamayacağımızı... Mutluluk kavramlarımızın birbirine çok uzak olduğunu... Benim mutluluğum çok sakin, çok huzurlu... Sen ben kızımızın olduğu bir dünya... Seninse mutluluğun, çevrenin ne düşündüğü, dışarıda mutlu olmak, milletin bizi mutlu görmesi... Sen benim sevgime karşılık veremeyeceğini biliyorsun, ne kadar istesen de... Seni benim kocam ve kızımın babası olmak mutlu etmeyecek... Sen annenin, babanın okumuş tek oğlusun... Her düşündüğün onların ne düşüneceğine bağlı... Beraber aldığımız şeyler, bizim ortak anılarımız değil, senin sahip olup ne kadar iyi bir evlat olduğunu gösterme şeklin... Olmayacak biliyorum, sen asla tüm gemileri yıkacak cesareti bulamazsın... Oysa gözümde öyle güçlüydün, o kadar doğruydun ki, gerçekten sadece senin doğrularınla hareket ettiğin günleri özlüyorum. O günleri düşününce engel olamıyorum gözyaşlarıma... Internette gördüğüm kedi, köpek bile olsa; aile olan fotoğrafları görünce içim cız ediyor... Küçük bir bebek görünce biliyorum ki benim bir bebeğim daha olmayacak asla... Bazen çok üzülünce kardeşimi arıyorum, sadece ağlıyorum, bir kısmını anlıyor. Sonra kızımı düşünüyorum, o ileride ağlamak isteyince kimi arayacak? Bana geçenlerde marketten kardeş almayı önerdi. Gerçekten akıllı, "Anne, kardeş alıp senin karnına koysak" dedi. "Karnım şimdi çok küçük" dedim, "Sığmaz ki..." Arkadaşlarının, kuzenlerinin babaları gelince uzaktan bakıyor onlara, utanarak... Hiç açıklama istemedi, sormadı açıkça... Ama biliyor, yanlış bir şeyler olduğunu... Bunları sana neden mi anlatıyorum? Kötü bir gün geçirdim. Bir günüm, bir günümü tutmuyor. Yokluğuna alışamıyorum, ama sanki sen hiç var olamayacaksın bir daha diye düşünüyorum. Senden vazgeçtim, ama seni özlemeyi bırakamıyorum. Sadece dua ediyorum, bıkmadan, usanmadan her gün... Hayırlısını sen bilirsin allah'ım... Hakkımızda ne hayırlıysa o olsun diye... Bir de o gün gelene kadar dayanma gücü istiyorum... Hoşçakal HAYATIM... BEN SENİ HALA SEVİYORUM, UMUTSUZCA...
Küçük yüreklerin büyük bayramı kutlu olsun! Sevgiyle, umutla, gülümseyerek büyüsünler.
Çocukların olduğu her yerde gülüş, umut ve gelecek vardır. 23 Nisan Çocuk Bayramımız kutlu olsun.
Yarınlara umut olan tüm çocukların gözlerinden öpüyoruz. 23 Nisan Çocuk Bayramı kutlu olsun.
Hayatta üç şeyi sevdim. Seni, Kalbimi, Ümit Etmeyi. Seni sevdim, sensin diye. Kalbimi sevdim, seni sevdi diye. Ümit etmeyi sevdim, belki seversin diye.
Kaderde varsa sensizliği yaşamak kadere isyan ederim, Kendimemi kızayım yoksa beni buraya mahkum eden kaderime mi? Bilmiyorum yalan söylemekle ömür geçer mi? Seni yaşat bana yalnızlığı değil, sana uyuyorum sana uyanıyorum. Bekliyorum seni binbir ümitle ve ben her şeye inat sadece Seni Seviyorum...
Allah’tan ümit kesilmez.