Dünya

93 söz bulundu

"

Sevgilim!.. Sen gideli kaç saat oldu? Kaç gün geçti, kaç hafta..? Saymadım.. Bana yüzyıllar geçmiş gibi geliyor. Son anda sen giderken gözlerinin buğusunu bıraktın.. Şimdi sis içinde bütün dünya. Çiçekler gözyaşlarımı içti, sen onları kırağı sanırsın, çiy sanırsın.. Oysa hepsi benim gözyaşlarımla ıslak.. Sevgilim, özlüyorum seni.. Bir balta indirildi, içimden bir ağaç köküyle devrildi. Gözlerimden akan yaştan belli değil mi, içim kanıyor. Özlem bir bulut gibi sarıyor beni, kuşatıyor. Seni sevmek bir sonsuzluk gibi büyüyor içimde. Haftanın her gününe, geçen her saate senin adını verdim. Senin adınla başlıyor mevsimler, yıllar sen varsan içinde, geçerli… Özlem bir yağmur gibi yağıyor üstüme. Damlalar yüreğime vuruyor. Gecenin karanlığında bir başınayım. Uykularım bölük pörçük. Bütün rüyalarımda sen.. Gözlerim kapanır kapanmaz gözlerin yaklaşıyor. Sonra bir rüzgar alıp seni, benden uzaklara götürüyor. Geceler boyu sabahlayıp uğruna, boşluğa düştüğüm sevdiğim, bir tanem, göz bebeğim.. Yüreğimden mühürlendim sana.. Şiirler havalanıyor kuşlar gibi, şarkılar ağlıyor yokluğuna.. Sevgilim, hayatı sende buldum ben, tükenirsem sen tüketirsin beni. Yoksun, gittin, tek başına koydun… Bu nasıl bir özlemdir, kendi gövdem ateşten bir gömlek.. Yanıyorum.. Yetti artık, yetiş n’olur dayanamıyorum.

"

Elini tutsam, dünyanın öbür ucuna benimle birlikte gelir misin? Bekle desem, dünyanın bir ucunda beni bekler misin? Denizimde fırtınalar çıktığında limanım olur musun? Karanlık bastırdığında deniz fenerim, Hava açınca yıldızlarım olur musun; Bulutlar göğü kapladığında pusulam? Mihengim, turnusol kağıdım olur musun? Yüreğimin suyu bulandıkça onu durultacak iksirim? Kapılar kapandığında kapım, yollar aşındığı vakit yolum, Saklanmak istesem duvarım olur musun? Özgürlüğüm ve mapusanem? Üşürsem evim olur musun? Yorganım, ana kucağım? Çölümde vaha olur musun? Vahamda hurma ağacım? Dağın tavşanı, çölün ceylanı, gecenin hayalleri bağrına bastığı gibi beni bağrına basar mısın? Sak sak yarılsa bile gökten umudunu kesmeyen kıraç tarlalar gibi umut bağlar mısın bana? Gitmek istersem kanatlarım olur musun? Kalmak istersem ayağımda prangam? Hurilerim olur musun? Kudret helvam ve bıldırcınım? Soganda sarımsakta gözüm yok, tih çölü sürgününde gözüm yok. Ateş almaya gidersem, kırk vakit sonra dönsem bile aynı yerde beni bekliyor olur musun? Kavmim beni terk ederse ve ben kavmimden kaçarsam, bir kez arkana bakmadan arkamdan gelir misin? Ot bitmeyen bir vadide yalnızca Allah’a emanet edip gidersem, sen de beni kınamaksızın O’na güvenir ve sa’y eder misin? Ümidimi kaybettiğim anda ümidim, neşemi kaybettiğim zamanlarda coşkum, kalbim işgale uğrarsa halaskarım ve rehberim olur musun? Arkadaşım, yoldaşım, sırdaşım, enîsim, huzurum, sürurum, nurum, zinetim, nimetim, Cennetim olur musun?

"

Sana baktığım zaman gözlerim kamaşıyor. İnce bir rüzgar esiyor saçlarının arasından, bütün denizler deviniyor. Binlerce güneş parlıyor gözbebeklerinde. Senin ışığın öyle parlak ki gökyüzündeki utancından eriyor. Sana dokunduğum zaman sudan geçer gibi ellerim, senin beyazlığınla arınıyor. Yüreğimin içinden ırmaklar akıyor. Sana dokunduğum zaman nefes alamıyorum, soluğum kesiliyor. Sana dokunduğum zaman boyut değiştiriyorum. Bütün renkler yenileniyor. Bir masanın başında oturuyorsun, elinde çay bardağı. Diyelim ki çay içiyorsun. Senin oturduğun masa birden anlam kazanıyor. Çay daha lezzetli, masa daha sevimli, bulunduğun oda huzur veriyor. Sen yürüdüğün zaman bastığın kuru toprakta çimen bitiyor, çevrende güller açıyor. Kuşlar havalanıyor sevinçle mavi gökyüzüne. Senin el sürdüğün yerden bereket fışkırıyor. Ah sevgilim... Yüreğimin ateşi, başımın dumanlı yüce dağı, dinim kadar imanım kadar güvendiğim ey güzel insan... Seni kimse benim gözlerimle görmüyor. Sana sıradan biriymişsin gibi, yüzüne bile bakmadan bir söz söylüyor, cevabındaki gizemi fark etmiyor. Seninle kurulan cennet umurlarında değil. Ama senin yüzüne bakıyorlar, onlara gülümsüyorsun, sana uzanıyorlar, ses etmiyorsun. Verdiğin nimetin farkında değiller. Ben sana niçin onlarla berabersin diye hesap sormuyorum. Ama onlar senin değerini bilmiyorlar. Bunun adı kıskançlıksa evet... Seni kıskanıyorum... Ama bu, sana layık olmayanların vurdumduymazlığından kaynaklanıyor. Kimse seni bulunduğun yerden bir santim aşağıda göremez, görmemeli... İşte o zaman çıldırıyorum. Sana uzanan elleri kırmak, sana bakan gözlere mil çekmek istiyorum. Sen burada, benim dünyamda, teksin, ulaşılmazsın. Sana ulaştığını sanan herkese lanet ediyorum. Çünkü onlar seni benim gözümle görmüyorlar.

"

Nasıl mı seviyorum seni? Kimi zaman nefes almayı unutuyorum. Yanındayken bile özlüyorum seni. Sen öyle bir büyüyorsun ki içimde gün geçtikçe ben giderek sen oluyorum. Nasıl mı seviyorum seni? İyi dinle bak. Delicesine nefret edersin. İçinden bildiğin bütün küfürleri sıralamaya başlarsın. Daha sonra gözlerinin içine bir bakar ki eriyip bitersin. Sanki daha önce küfür eden sen değilmişsin gibi bildiğin bütün küfürler yok olur bir anda. Geriye sadece tek bir şey kalır. Sonra özlemeye başlarsın deli gibi. Her baktığın yerde onu görmek istersin. Dünya daha bir güzel gözükmeye başlar. Yasak olduğunu bile bile sevmeye devam edersin. Yeri gelir adını anmaya korkarsın. Biri ya duyarsa ya o da severse onu diye. Oysa bilirsin ki kimse senin gibi dokunmadan uzaktan uzağa sevemez özleyemez. Sana ait olmayan bir şeyi hiç kimse kaybetmekten senin kadar korkamaz. Günleri dakikaları hatta saniyeleri saymaya başlarsın bir süre sonra. O yanında yokken adı kalbini daha çok attırmaya yarar. Delice beklersin onu göreceğin anı ve sadece uzaktan uzağa görebilirsin. En kötüsü de kocaman bir kahkahanın ortasında çıkar ya karşına yarım kalır gülüşün dudaklarında. Çünkü gözlerinin daldığı tek yer gözleri olmuştur çoktan... Bak işte ben seni böyle sevdim...

"

Kalp dediğin bilir imkansızlık şiirini... bilir de, ya gözlerim?   En yaralı yerim...   Gözlerim gözlerinsiz kalınca ben sabahı nasıl ederim?   Kararmaz mı bütün dünyam, bir ömür...   Ya nasıl öğreteyim sende ki imkansızlığımı ellerime?   Bir an bile kavuşamayan ellerimiz nasıl da yıkmakta bunca şeyi, ne tuhaf...   Oysa benim başım en çok senin göğsüne yakışırdı...   Başım ki tam omzuna yatmalıktı...   Ben artık bu yetim başla hiçbir hayale ağlayamam...   Sonra boynum... ki dalından düşen bir yaprak...   Mevsimsiz sürgün yedim senden ayrı bir ömre doğarak...   İnsan yalnız kalbiyle sevmez ki, unutmaya ilk oradan başlasın...   Unutmak kör kuyu, dipsiz karanlık.   Nereden başlamalı unutmaya seni, bilmem ki...   Senden başladım unutmaya kendimi...

"

2 yıl oldu, belki daha fazla. Sen çıktın hayatımdan. Sesin çıktı, ellerin çıktı, kalbin çıktı ama gözlerin çıkmadı gözlerimden, gülüşlerin gözümün önünde. Neden diyorum, neden Allah'ım? Neden hala aklımda o? Neden hala ona benzeyen birini görünce onu görmüş gibi mutlu oluyorum? Hamile bir kadın görünce ondan bir çocuğum olabilirdi diyorum. Neden hala rüyalarımda? Neden unutamıyorum? Bendeki bu takıntı değil. Yemin ederim değil. Öyle olsa başkasına aşık olmak istemezdim. Unutmak istiyorum seni, ismini, cismini, gözlerini... Bir yanağındaki gamzeni. Güldüğünde içi gülen gözlerini. Olmamalı. Biliyorum boş bir hayalin peşindeyim ama neden beynim bunu algılamıyor? Neden hala içimde bir umut var? Çok istedim bitsin. O kadar yoruldum ki seni rüyalarımda da görmekten. Tam unuttum diyorum. Tamam, artık onu sevdiğini söyleme sakın diyorum, sonra pat bir şey oluyor, sil baştan başlıyorum. Kurduğumuz hayaller, konuştuklarımız an an aklıma geliyor. Çıkarmaya çalışıyorum ama olmuyor. Kime bakarsam bakayım, hayır diyorum, keşke o olsaydı. Otobüste yanıma biri oturuyor, keşke şu an o olsaydı. Keşke ayrı şehirlerde değil de aynı şehirlerde olsaydık. Keşke hayalinle yaşamak zorunda olmasaydım. Ya da aklıma geldiğinde gözlerim dolmasaydı. Bunlar neyse de benim sana çok ihtiyacım var be. Sesini duymaya, gözlerini görmeye ihtiyacım var. Doğmamış kızımızı yetim bırakma, sevdiğim. Gel de çocukluk hayalini gerçekleştirelim. Kaderimizdeki kişi belli olmasaydı çok dua ederdim Rabbim bizi birbirimize hayırlı kıl diye ama bilmiyorum sen kimin hayırlısısın. Bilmiyorum o gözlerin kime aşkla bakacak. Bilmiyorum balkonunda kiminle çay içeceksin. Kim için işinin bitip erkenden eve gitmek için can atacaksın. Can attığın kişi ben olmalıydım. Eve geldiğinde aşkla seni ben karşılamalıydım. Akşamı iple çekmeli, sabahın olmasını hiç istememeliydim. Başımı göğsüne dayadığımda tüm sıkıntılarım gitmeliydi. Gözlerine baktığımda tüm dünyayı karşıma alabilecek güçte hissetmeliydim kendimi. Onları beraber yapmalıydık, beraber yaşamalıydık. Kızımız olsaydı, gözlerini ve gülüşünü senden almalıydı. Bana benzememeliydi. Tüm her şeyini senden almalıydı. Bir zamanlar ömrümken şimdi bir yabancısın. Hayallerimin kahramanısın. Sana söylemiştim, sen hayatımda olmasan da ben seni hep seveceğim diye. Evet, öyle oldu. Sen yoksun ama gözlerin var, gülüşün var. Ben bu dünyadaki aşık olma hakkımı kaybettim. Dilerim mutlu olursun sevgili. Ne olursa olsun mutlu ol. Bu dünyada babamdan sonra gördüğüm en iyi yürekli adam sensin. Lütfen sevdiklerinizin kıymetini bilin, gereksiz kıskançlıklarla, triplerle aşkınızı bitirmeyin çünkü gerçekten aşk kolay bulunmuyor. Düzgün insan hiç bulunmuyor. Dilerim herkes mutlu olur. Ben daha fazla içimde tutmak istemedim.

"

Bir hiçken annemle babamın birkaç dakikalık sevgisinden oluverdim.Derken 9 ayda dünyaya geldim.Anneme onun kokusuna, sütüne muhtaçtım. Aylar sonra yürümeye başladığımda bir koltuk kenarına muhtaçtım. Deken koşmaya başladım; koşarkende beni kollayan birine muhtaçtım. Yıllar geçti okul çağı geldi çattı ve öğrenmek içinbi öğretmene muhtaçtım.Derken ergenlik çatkapı misali geldi ve birden bebek oldum anneme muhtaç kaldım. Eee sürekli aynı seviyede okuyacak değiliz derken lise geldi. Büyüdük ya kimseye muhtaç değiliz olmayacağızda. Sevdim; çok sevdim ve şimdi yine birine muhtacım. Sevdiğime! Hayat işte eninde sonunda beni bir şeylere muhtaç etmeyi başardı. Artık tek muhtacım sen olduğun, bu lanet dünyada beni umut etmeye muhtaç etme.

"

Senden uzak seni sevmek hayaldi, başka kolda seni görmek eceldi. Gözlerin ki dünyalara bedeldi, şimdi başka gözlere mi bakıyor? Sen ki kollarımda erirdin, sen ki beni canından çok severdin, hani bensiz yaşayamaz biterdin. Söyle şimdi, kalbin nasıl çarpıyor? Bir sevdaki sonsuza dek sürerdi, bir arzuki mahşere dek yeteri, ellerinki ellerimde titrerdi. Şimdi başka ellerimi okşuyor? Bakışların gözlerimde güneşti, söyle kalbin bu kadar mı "kalleşti" de. Şimdi başka birini seviyor?

"

Sadece bunu söyleyip susmak isterdim... Ebediyen susmak. Çünkü canım acıyor... Konuştukça arzuladıkça özledikçe en kötüsü yaşadıkça canım acıyor." Ruhumu yaktıktan sonra şimdi de damarlarımda dolaşan sensizliğin etimi yakan acısını mı? O acıyı uyutsun diye sığındığıma sevgini orada da hep ama hep kaybettiğim soğuk rüyalarımı mı? Odamın tavanındaki yoksulluğumu ve kimsesizliğimi harç yapıp içine doldurduğum o derin o sonsuz çatlakların altında sen diye her gece koynuna girdiğim o zamansız ölümlerimi mi? Şimdi burada değilsin. Ama beni duyabiliyorsun biliyorum. Kapat gözlerini benim için ve dinle n'olur. Çünkü bunu sana ancak bir kez söylemeye cesaretim var. Seni ait olduğun çevre için değil bana ait olman için değil karşılığında beni sevmeniz için değil. Sadece sen olduğun için sevdiğimi söyleyebilseydim... Ne zaman sevgine acıksam kendi kalbimi yedim. Kendi etimi...Aşkımı...Ruhumu yedim. "YÜREĞİMİN EN SAKLI YERİNDE YALNIZCA SENİN ELİN DOLAŞMIŞTI" Seni yollarca şehirlerce uzağından sevdim. Seni kelimelerce şiirlerce yakınından sevdim. Seni dünya üzerinde sanki ilk kez benim için kalemi eline alıp yazdığın mektuplarca sevdim. Seni umutsuzca beklentisizce hayallerce sevdim uzağından. Zamanla kırgınlık kimlik değiştirdi ve vazgeçiş oldu benim için. Unutmanın en ağırı unutamadan unutmaktır. Seni sonsuza kadar kaybetmek kimlik değiştirdi ve unutmak oldu benim için... Anlamadın mı artık varlığım sana acı vermek için değil sadece seni sevebilmek için yaşadım ben... Hala seninle geçireceğim anların telaşıyla tüketir gibi yaşıyorum sensiz geçen günlerimi... Seninle geçen zaman bir daha tekrarı mümkün olmayan doğaçlama bir melodi gibi benim için. Sanki birlikte yazılmış kaderimizin sayılı dakikalarından an çalıyorum. Öyle birikmişsin ki içimde... Seni yaşamakla tüketmem seni sıradanlaştırmam mümkün değil. İçime çektikçe çoğalıyorsun sevgili... "Sevgilim beni bensiz bırakma olur mu? Çünkü sen nereye gidersen git ben oradayım. Benim başka gidecek bir yerim yok. Benim senden başka gerçeğim yok. Sende yaşıyorum ben sadece.

"

Sensizlik öyle acı veriyor ki bana Dalıp dalıp gidiyorum bak uzaklara Kalbim derinden sızlıyor ağrıyor işte Küsüyorum işte ben bu yalnızlığıma Perişan olsam da yaşadığım bu hayatta Mutlu olacağım belki öbür dünyada Senden önce yaşamadım ki ben sevdayı Sen öğrettin bana sevmeyi ve de aşkı Bense kıymetini bilemedim belki de Bilmelisin sen varsın sadece hayatımda Sensizlikten ötesi nedir ki zaten bana Ben bir kere sevdim bunu anlasana Başkasına nasıl veririm kalbimi bir daha. Onun sadece sende olduğunu anlasana Beni sevecek bir başkası olamaz hayatımda. Sensizlik çok acı veriyor inan ki bana. Bir kez daha benim yanımda olsana.

"

Hz. Ömer Kimdir? Hz. Ömer bin Hattab, İslam tarihinin en önemli şahsiyetlerinden biri olup, ikinci İslam halifesi olarak büyük bir rol oynamıştır. Miladi 584 yılında Mekke'de doğan Hz. Ömer, güçlü karakteri, adaleti ve İslam'a olan sadakatiyle tanınır. İslamiyet’i kabul etmeden önce Mekke'nin önde gelen ailelerinden birinin mensubu olarak, güçlü ve nüfuzlu bir kişilikti. Ancak, Hz. Muhammed'in (sav) peygamberliğini kabul etmesiyle birlikte, hayatı ve karakteri köklü bir değişim geçirdi. İslam'ı Kabulü ve Erken Dönem Hz. Ömer, İslam'ı kabul etmeden önce, Müslümanlara karşı sert bir tutum sergileyen biriydi. Ancak, İslam'ı kabul etme süreci onun karakterindeki adalet ve doğruluğa olan eğilimini daha da belirginleştirdi. İslamiyet’i kabul edişiyle ilgili rivayetlerden biri, kız kardeşi Fatıma ve eniştesi Said'in Müslüman olduğunu öğrenmesi üzerine, onların Kur’an okuduğunu duyması ve bu olayın kalbinde bir yumuşamaya neden olmasıdır. Hz. Ömer, İslam'a geçtikten sonra, Müslümanların toplu halde Kâbe’de ibadet etmesini sağlayan cesur bir lider olarak tanınmıştır. Halifelik Dönemi Hz. Ömer, Hz. Ebubekir'in (ra) vefatından sonra İslam'ın ikinci halifesi olarak 634 yılında göreve başlamıştır. Halifelik dönemi, İslam tarihinin en parlak ve en düzenli dönemlerinden biri olarak kabul edilir. Onun döneminde İslam, Arap Yarımadası dışına çıkmış, Bizans ve Sasani İmparatorlukları'na karşı büyük fetihler gerçekleştirilmiştir. Bu fetihler sonucunda, İslam Devleti hızla genişlemiş ve bugünkü İran, Irak, Suriye, Mısır ve Anadolu’nun büyük bir kısmı İslam topraklarına katılmıştır. Hz. Ömer'in yönetim anlayışı, adaletin her şeyin üzerinde olduğu bir sistem üzerine kuruluydu. İdari reformları, mali düzenlemeleri ve hukuk alanındaki uygulamaları, İslam Devleti'nin güçlü bir temele oturmasına katkıda bulunmuştur. Onun döneminde, kadılık (yargı sistemi) kurumsallaştırılmış ve yerel yönetimler daha etkili bir şekilde organize edilmiştir. Hz. Ömer, halkın yönetime katılımını önemseyen bir liderdi ve "Adalet mülkün temelidir" sözü onun yönetim anlayışının en iyi özetidir. Adalet ve Yöneticilik Hz. Ömer'in en bilinen yönü, adalete olan bağlılığıdır. Onun adalet anlayışı, sadece Müslümanlar arasında değil, İslam topraklarında yaşayan tüm insanların haklarını korumayı amaçlayan bir yapıya sahipti. Bu nedenle, Müslüman olmayanlar da onun adaletli yönetiminden memnuniyet duymuşlardır. Hz. Ömer, yöneticilikte sadelik ve dürüstlüğü esas almış, lüks ve israfı reddetmiştir. Halifeliği döneminde, bizzat devlet işlerini takip etmiş, halkın sorunlarına doğrudan müdahil olmuştur. Onun bu yöneticilik tarzı, İslam dünyasında örnek alınmış ve sonraki dönemlerde de büyük bir saygıyla anılmıştır. Vefatı ve Mirası Hz. Ömer, 644 yılında Medine'de, bir suikast sonucu yaralanarak şehit edilmiştir. Vefatı, İslam dünyasında büyük bir üzüntüyle karşılanmış ve onun ardından gelen halifeler de onun yönetim anlayışını sürdürmeye çalışmıştır. Hz. Ömer’in mirası, sadece fethedilen topraklar veya kurulan devlet yapıları ile sınırlı kalmamış, aynı zamanda İslam’ın temel ahlakî ve adalet prensiplerinin toplumda kökleşmesine de öncülük etmiştir. Onun adı, İslam tarihinde daima adaletle, doğrulukla ve hikmetle anılmaktadır. Hz. Ömer, hem İslam dünyasında hem de dünya tarihinde adil bir lider olarak hatırlanmakta, onun sözleri ve uygulamaları bugün bile yöneticiler ve halk tarafından örnek alınmaktadır. Onun yaşamı, Müslümanlar için bir rehber niteliğindedir ve İslam’ın barış, adalet ve ahlakî değerler üzerine kurulu olduğunun en güzel kanıtlarından biridir. Hz. Ömer Sözleri

"

İnsan kendinden başkasını çok sever mi? Aşk, öyle bir şey ki sevdirir. Hayatta bir çizgi vardır; çizginin sağ tarafı mutluluk, sol tarafı hüzündür. İnsanlar genelde çizgidirler, duygularını dengeler. Ne hüzün ne mutluluk? Eğer kendinden çok sevdiğin biri varsa, o sana dengeni şaşırtır. Çok mutlu olduğun an, bir anda çok mutsuz da olabilirsin. İşte sevgi böyle bir şeydir. Dünyada iki kelimeyle cenneti, küçük bir kırgınlıkla cehennemi yaşatır. Ama ne kadar küs olsan da, kızgın olsan da, onun var olduğunu, senin olduğunu bildiğin sürece en mutlu sensindir. Sadece gururun bu gerçeği o anlarda saklar, ama bu hep böyledir. Onu gördüğün an kendini unutursun. Tek düşündüğün, tek hissettiğin onu çok sevdiğin, onsuz yaşayamayacağındır. Elini tuttuğunda dünya yıkılsa sana zarar gelmeyecekmiş gibi hissedersin. Bilirsin ki o da seni, senin sevdiğin kadar seviyordur. İki seven kalp, aşkın verdiği sıcaklık ve sahiplik hissi… Bunlar eritir seni. Ve bununla beraber aşkın getirdiği diğer müthiş duygular. Benim için aşk, bir de insanın yaşamı boyunca en güzel gördüğü rüyadır. İşte sen benim için böyle bir şeysin. Gözlerine baktığımda kendimi bulduğum, ellerini tuttuğumda dünyadan koptuğum… Her günün tamamında aklımı işgal eden, kalbimi hiçbir atışında yalnız bırakmayan, hayallerimin tamamını kaplayan mükemmel birisisin. İyi ki varsın. Seni seviyorum, aşkım…

"

Seni ne çok sevdim ben. Ne çok gözyaşı döktüm senin için. Geceleri sen yatağında meleklerin kanatlarıyla uçarken, ben penceremin önünde senin rüyana girmek için dua ederdim. Bir bakışına, bir dudak kıvrımında titreşen gülüşüne ulaşmak için dünyanın bütün çiçeklerini önüne sererdim. Şiirler, şarkılar, sevgiler içimde tutuşan bir ateş; onun yangınında senin için kül kesildim. Ağır hastalar geceyi zor geçirir. Sabahı bekler kırgın yürekler, hasta umutlar, yalnız ruhlar. Yalnızdı gecelerim. Hastaydı gecelerim. Kan kaybından giden bir yaralı gibi umarsızdı gecelerim. Bir uçurumun kenarına beni taşıyan karabasandı gecelerim. Adına yalnızlık dedim. Sensizlik dedim. Sen beni bilmedin, beni tanımadın, beni sevmedin. Bu bir ölümdü, bu bir fermandı. Bıçak kesmez artık beni, ip asmaz, çeküller yüreğimi taşımaz. Yaşamak mümkün değil, yalnızlık karanlık kapılarıyla üstüme kapandı. Amansız acılar içindeyim. Ey sevdiğim, ben seni ne çok sevdim. Dünya bildi, bir sen bilmedin. Yalnızlığın diğer adı aşka karşılık almamaktır. Kaçılamayacak kadar yakın, tutulamayacak kadar uzak bir yerdesin. Benim aşkıma yalnızlık kucak açtı. Senin yokluğuna dokundum, içim yandı. Odamın çıldırtan sessizliğinde sana seslendim. Yankısı döndü dolaştı, senin kapıların bana kapalı. Kendi sesim yine bana ulaştı. Anladım ki beni hiç duymayacaksın. Sana sitem edemem. Sana kırılamam. Bir tek dileğim var senden, son bir tek isteğim. O da MUTLU OLMAN. MUTLU OL SEVDİĞİM, BİRİCİĞİM, AŞKIM. NEREYE, KİME GİDERSEN GİT, YETER Kİ SEN MUTLU OL.

"

Gözlerine yandığım, kurban olduğum tek varlık! Seni öyle çok seviyorumki. Sen benim şuan seni umursamadığımı, Başka adamlarla başka insanlarla olduğumu düşünüyorsundur. Ah be ömrüm bir bilsen ölüyorum. Köpekler gibi acı çekiyorum. Deli divane oldum. Sana öyle görünmek zorundayım, mecburum. Çünkü sen ve ben diye birşey yok. Bu en başında belliymiş. Ama olabilecek en acı şekilde öğrendim. Kalbin öyle güzeldiki. Öyle güzel sevdiki beni kopamadım. Çok sevdim seni ben be vicdansız. Hırsımdan hep bağırdım, kıskandım, vurdum. Bağıra bağıra gittim. Bağıra bağıra terkettim. Bağıra bağıra beddualar ettim. Yana yana istemiyorum dedim. Yana yana seni onlara bıraktım. Şimdi ölüyorum. Hergeçengün tüm insanlığımdan; Tüm gülüşümden; Tüm heyecanımdan; Tüm yaşamımdan. Duyamam sesini bu yakar beni; Göremem seni bu bitirir beni; Koklayamam seni bu öldürür beni; Aşkım diyemem sana bu sokar beni kara toprağa... Gönlümün tek sahibisin nerden bileceksin. Söylesene!! Hangi ten senin teni unutturabilir? Hangi tene dokunabilirim ki! Bu ten sana aitken kim dokunabilir ki bana? Hangi kalp değerki kalbime? Şimdilerde; Ben her omuzda ağlarken, sen güldüğümü sanıyorsun. Ben acı çekerken, sen sevgimi hiç haketmemiş diyorsun. Gitme dedim. Bırakma dedim. Sıkıca tut dedim. Gittin.. Belki başka tenlere, belkidae olması gerektiğini düşündüğün yere. Ama gidişin bile adiceydi. Hiç yakışmadı. Başka bir maşa. Allah'ım dedim açtım ellerimi; "Ey rabbim bu canı sen verdin bana Bense kalbimi ona verdim. Verdimde neden sevdirmedin. Bu kadar mı kötü kulundum" diyebildim. Bildim gidişinin bile oyun olduğunu ama diyemedim birşey Bu kadar silmişsin beni neden daha acı vereyim dedim ve gittim. Hatırlar mısın? Sadece; bir gün, başka bir şehirde, bir kaç dakika görebilmiştin beni. "Sen olmayınca nefes alamadım AŞKIM, Duramadım oralarda sensiz. Sensizliği düşündüğümde ölüyorum" dedin Umarım herkes mutludur, gurur duyuyorlardır başarılarıyla... Sensiz bir dünyada gözlerimi kapatıp rüyalarımdaki senle sonsuza dek orada kalmak istiyorum. Başarabilir miyim dersin?

"

Hayatıma girip her şeyi değiştirmeni umuyorum. Ayaklarımın yerden kesileceği, yüreğimin bedenime sığmayacağı o güzel anları yaşamak istiyorum.   Biliyorum, sen gelince rengi değişecek dünyamın. Bütün siyahlar dağılacak, dönecek çiçeklerin yüzü aşka. Isınacak ruhum, can bulacak.   Sen gelince, yeni dünyalar tanıyacağım. Hiç bilmediğim diller öğrenip, kendimi seninle çoğaltacağım. Yeni insanlar, yeni dostluklara kavuşacağım.   Hiç görmediğim bir resme bakar gibi şaşkın, durup seni izleyeceğim. Nasıl güldüğünü, nasıl öptüğünü, nasıl seviştiğini bileceğim.   Aşkın kıvrımlarında yol alacağım seninle. Daha güzel şarkılar söyleyeceğim, uzun şiirler yazacağım. Kelimelerim bile değişecek belki…   Biliyorum, sen geldiğinde hayatın anlamı farklılaşacak. Başkası için değil ama başkasıyla yaşamanın o garip tadını bulacağım.   Büyüteceksin beni, kendimi eleyeceğim. Daha önce hiç sevmemiş gibi yapamam ama seni bir başka seveceğim.     Aptallaşacağım bazen, aklım hep sende olduğundan sakarlaşacağım. Telefonu elimden bırakmadan uyuyup, gözümü açar açmaz mesajın geldi mi diye bakacağım.   Kahvem gibi, sigaram gibi, seni de alışkanlıklarım arasına alacağım. Bağımlılığım değil, vazgeçmesi zor olan sevdiklerim arasında yerini alacaksın.   Ne zaman dua etsem, seni diliyorum. Biliyorum, sen geldiğinde gözlerim başka parlayacak. Aşk, üstümde güzel bir elbise gibi duracak ve ben seni sevmenin keyfini çıkaracağım.   Seni diliyorum düş saatlerinde ve biliyorum mutlaka tanışacağız ömrün bir yerinde!

"

Merhaba, Senin için çok ağladım, çok üzüldüm, kızdım, bağırdım, güldüm. Her şeyi yaptım aklıma gelen... Sadece unutmak için. Ama öyle içindesin ki, söküp atamıyorum seni... Her gece sana anlatıyorum bütün günümü... Önemli bir karar verirken senin ne diyeceğini tahmin ediyorum. Başkalarının yanında mutlu olduğumuz günlerden kısa anılar anlatıyorum sana dair. Sanki çok uzak bir geçmişe bakar gibi. Sanki sen beni evde bekliyormuşsun gibi. Bazen diyorum bu kadar sevilebilmen için senin de sevmen gerekirdi beni. Seviyor deyip, inanıyorum. Sonra şunu ekliyorum usulca, yeteri kadar değil. Beraber yaptığımız planları hatırlıyorum. Gideceğimiz yerleri, hayatımızın nasıl olacağını... Ve aynı düşünceyle bitiriyorum her düşü... Keşke buraya gelmeseydik. Sahi, farklı olur muydu sevgili? Hala beraber mi olurduk, başkalarının etkisi miydi bu ayrılık? Bu kadar dayanıksız mıydı aramızdaki bağ? Veya bu kadar büyük bir uçurum mu vardı aramızda, herkesin aramıza girebileceği? Sorun neydi, kimdeydi? Gerçekten bilmiyorum, ama hala düşünüyorum, sanki çözümü bulsam bir şeyler değişecek gibi... Ben bu kadar değersiz miydim hayatında, sana bütün benliğimi vermişken? Başka ne istedin? Bulduğum en büyük sorun buydu, biliyor musun? Sana her şeyimi vermem. Kendimi tüketerek seni mutlu etmeye çalışmam... Öğrendim ki mutsuz insan, karşısındakini mutlu edemiyor. Seveceksen de ölçülü seveceksin. Ben her şeyi senin üzerine kurarak nasıl abarttıysam durumu, Sen de hep ikinci plana atarak, hep görmezden gelerek bitirdin bizi? Şimdi kötü günleri düşününce en çok "Git" deyişin geliyor gözümün önüne... Ben böyleyim, işine gelmiyorsa kapı orada demen... Sonra diyorum işte sana tekrar güvenemeyecek olmamın sebebi bu... Nasıl bir garantisi olabilir ki mutluluğun... Senin ısrar edemeyişin de bundan aslında... Biliyorsun beraber mutlu olamayacağımızı... Mutluluk kavramlarımızın birbirine çok uzak olduğunu... Benim mutluluğum çok sakin, çok huzurlu... Sen ben kızımızın olduğu bir dünya... Seninse mutluluğun, çevrenin ne düşündüğü, dışarıda mutlu olmak, milletin bizi mutlu görmesi... Sen benim sevgime karşılık veremeyeceğini biliyorsun, ne kadar istesen de... Seni benim kocam ve kızımın babası olmak mutlu etmeyecek... Sen annenin, babanın okumuş tek oğlusun... Her düşündüğün onların ne düşüneceğine bağlı... Beraber aldığımız şeyler, bizim ortak anılarımız değil, senin sahip olup ne kadar iyi bir evlat olduğunu gösterme şeklin... Olmayacak biliyorum, sen asla tüm gemileri yıkacak cesareti bulamazsın... Oysa gözümde öyle güçlüydün, o kadar doğruydun ki, gerçekten sadece senin doğrularınla hareket ettiğin günleri özlüyorum. O günleri düşününce engel olamıyorum gözyaşlarıma... Internette gördüğüm kedi, köpek bile olsa; aile olan fotoğrafları görünce içim cız ediyor... Küçük bir bebek görünce biliyorum ki benim bir bebeğim daha olmayacak asla... Bazen çok üzülünce kardeşimi arıyorum, sadece ağlıyorum, bir kısmını anlıyor. Sonra kızımı düşünüyorum, o ileride ağlamak isteyince kimi arayacak? Bana geçenlerde marketten kardeş almayı önerdi. Gerçekten akıllı, "Anne, kardeş alıp senin karnına koysak" dedi. "Karnım şimdi çok küçük" dedim, "Sığmaz ki..." Arkadaşlarının, kuzenlerinin babaları gelince uzaktan bakıyor onlara, utanarak... Hiç açıklama istemedi, sormadı açıkça... Ama biliyor, yanlış bir şeyler olduğunu... Bunları sana neden mi anlatıyorum? Kötü bir gün geçirdim. Bir günüm, bir günümü tutmuyor. Yokluğuna alışamıyorum, ama sanki sen hiç var olamayacaksın bir daha diye düşünüyorum. Senden vazgeçtim, ama seni özlemeyi bırakamıyorum. Sadece dua ediyorum, bıkmadan, usanmadan her gün... Hayırlısını sen bilirsin allah'ım... Hakkımızda ne hayırlıysa o olsun diye... Bir de o gün gelene kadar dayanma gücü istiyorum...   Hoşçakal HAYATIM... BEN SENİ HALA SEVİYORUM, UMUTSUZCA...