Arkadaş

42 söz bulundu

"

Elini tutsam, dünyanın öbür ucuna benimle birlikte gelir misin? Bekle desem, dünyanın bir ucunda beni bekler misin? Denizimde fırtınalar çıktığında limanım olur musun? Karanlık bastırdığında deniz fenerim, Hava açınca yıldızlarım olur musun; Bulutlar göğü kapladığında pusulam? Mihengim, turnusol kağıdım olur musun? Yüreğimin suyu bulandıkça onu durultacak iksirim? Kapılar kapandığında kapım, yollar aşındığı vakit yolum, Saklanmak istesem duvarım olur musun? Özgürlüğüm ve mapusanem? Üşürsem evim olur musun? Yorganım, ana kucağım? Çölümde vaha olur musun? Vahamda hurma ağacım? Dağın tavşanı, çölün ceylanı, gecenin hayalleri bağrına bastığı gibi beni bağrına basar mısın? Sak sak yarılsa bile gökten umudunu kesmeyen kıraç tarlalar gibi umut bağlar mısın bana? Gitmek istersem kanatlarım olur musun? Kalmak istersem ayağımda prangam? Hurilerim olur musun? Kudret helvam ve bıldırcınım? Soganda sarımsakta gözüm yok, tih çölü sürgününde gözüm yok. Ateş almaya gidersem, kırk vakit sonra dönsem bile aynı yerde beni bekliyor olur musun? Kavmim beni terk ederse ve ben kavmimden kaçarsam, bir kez arkana bakmadan arkamdan gelir misin? Ot bitmeyen bir vadide yalnızca Allah’a emanet edip gidersem, sen de beni kınamaksızın O’na güvenir ve sa’y eder misin? Ümidimi kaybettiğim anda ümidim, neşemi kaybettiğim zamanlarda coşkum, kalbim işgale uğrarsa halaskarım ve rehberim olur musun? Arkadaşım, yoldaşım, sırdaşım, enîsim, huzurum, sürurum, nurum, zinetim, nimetim, Cennetim olur musun?

"

Son sözü söylemenin sözüm ona keyfini yaşarken. Filmlerdeki gibi 'arkama bile bakmadım' repliğini eşe dosta böbürlene böbürlene anlatırken bir daha dönmeyeceğine emin misin? Büyük bir gürültüyle içerdekinin yüzüne çarptığın kapıyı, bir süre sonra nazik nazik tıklamayacağından hiç şüphe duymuyor musun? Yataktan kalkarken, aylarca mesajımla uyanırken aklında; istediğin her an yanında olabileceğimi bilirken. Uzaktan evet belki idare ederken ama yanımdayken bir kez daha dokunmak istemeyeceğine emin misin? Sildiğin telefon numaramı tekrar yazmayacağına dair ettiğin yemini tutabilecek misin? ‘Beni bir daha arama' derken ‘Beni bir daha aramayacak’ kadar kendine güveniyor musun? Aynı ismi taşıdığımız arkadaşına seslenirken aklına gelme olasılığım seni rahatsız etmiyor mu? Bir süre sonra ortak arkadaşlarımıza ‘ne yapıyor, iyi mi’ diye sormayacağından. Başka biriyle gördüğünde üzülüp, sinirlenmeyeceğinden. O akşam evdekilere etrafa aldırmadan neden bağırıp durduğunu, yatağında ağladığını eşe dosta izah edecek mazeretlerin hazır mı? Bazı şarkılarda gözünden akan suyun yaş olmadığını inandırabilecek misin yanındakini? ‘Gitmesen, bitmese' derkenki halimi, yaşlı gözlerinle ‘Ne olur, hata yaptım’ derken yaşamayacağından. Dağıtarak bıraktığın bana dağılmış halde dönmem için yalvarmayacağından. Perişan bırakırken, perişan dönmeyeceğinden, emin misin? Defolup giderken, dönmeyeceğine söz verir misin?

"

Dönme Cam Batar Ayaklarına Eskiden ucuz tükenmez kalemler vardı, Tükeneceği bilinen, bitmeden haber veren, Ucunu nefesle ısıtınca hiç olmazsa birkaç cümle daha götüren! Sevgilim, eski sevgilim!... Bittiği anda biten bir tek seni tanıdım... Yaşamak küçük insanların büyük izler bıraktığı bir oyuna benzer bazen. Bittiği zaman eve dönemediğimiz, kaldığı yerden devam eden; insanların ya birbirleri için hayatta kaldığı, ya da birbirleri için hayattan kaçtığı bir oyun... İki yarım kalmış öykünün kaçak aşıklarının buluştuğu, buluşanların gözyaşı bölüştüğü ve her sevişenin gün gelip mutlaka dövüştüğü hayatın, yarısı uğurlamak sanki… Doğaçlama acıların en çok yakıştığı yer, aşk… Aşkın sokağı çıkmaz sokak! Sokakları yıkayan gözyaşlarının nedeni belliydi. Herkes hayatta birileri ile karşılaşır ve artık azalmaya başlar. Seni tanıdığımda anlamıştım bunu. Kışta kar'ın öncesi nasıl güneşse, sende de aşkın arkası öyle savaştı....Söz aşktan açıldığında göz her şeye kolayca kapanıyordu seninleyken. Aşk da aklımı kullanamıyordum ben, sadece sevmeyi becerebiliyordum... Ateş açtığın, kanattığın ve sonunda dönüp bakmadığın yaralarımı kendim öpüp okşuyor, sabahları öyle başlıyordum yeni güne. Yaralı olduğumu biliyordum, bir tek ne kadar döküldüysem ortalığa, o kadar çalındığımı, kalanları toplasam yeniden bir ben daha etmeyeceğimi… O yüzden parçalarımı yapıştırmayı denemiyordum, iyileşmek diye bir şey varmaydı onu da bilmiyorum. En güzel yalanları kendime söylemeyi öğrenmiştim. Sihirli bir lambaydın sen ama ne senden cin çıkıyordu ne bende aşk bitiyordu. 'Gittiği yere gidiyordu bu aşk, sadece gittiği yere gidiyordu...' Hayatıma taşınan ve zamanla aşınan her şeyin tersine sen durmadan çoğalıyordun.... Gün geçtikçe yaram azdı, camdaki kelebeğin kanadını kıran çocuk, aşktaki geleneğin canını yakacağını bildiğinden yaramazdı. Böyle durumlarda bir şeyler düşünmek hiç işe yaramazdı diye söylenip duruyordum... Sever, gelir, gider, anlar…. Her yönüyle duygulanan birinin hiç ağlamamış biriyle ilgili geniş zamanlı cümleleri sevmesi komikti biliyordum ama ben gülemiyor yalnızca ağlıyordum. Sevmek bazı insanlarda tek başına işe yaramıyordu. İyi kalbi keşfedilmemiş ve umudunu kelimelerdeki ecek - acak eklerine bağlamış insanlara tokat atmaktı sevap. Kendi yanağımı kendim kızartmıştım. Boşunaydı dersler, sınavlar, testler… Notlar hep sıfırdı… ''Aşk en çok yukarıdakilerden hangisi dedim , A şıkkıydı her zaman aşk!! Boş bıraktığın soruydu. ''Aşk en çok aşağıdakilerden hangisidir diye sordum, D hepsiydi cevap seçemedin doğruyu… Sınıfta kalmalıydın sen… Ben unutsam sen gitsen unuttum gitti diyecektim herkese, böyle kolayca yalan söyleyecektim her sorana. Ama bana kim doğruları söyleyebilirdi ki kendimden başka? İçimden bir ses yaralıyordu hep beni: senin sevgin onun yüreğinde büyüsün, o senin kollarında başka rüyalara uyusun, ayıp sana yaptığı! Ayıptı bana yaptığın… İçime akacaktı zehir, dışına taşmıştı çünkü ayrıntıları unutacak kadar kaçmak istiyordum senden... Vurgunluk halinde durgunlaşan yüreğim, her şeyi duygulara feda edebilecek kadar saftı hala... Üstelik tüm biriktirdiğimi sende harcamış, tüm benliğimle teslim olmuştum sana. Ben seni tanıdıktan sonra aşkta el değiştirme mevsimi gelmesin diye dua ederken, senin gömlek değiştirme mevsimin bana denk gelmişti. Buydu en acı olan... Aşk'ın eşittir olarak kullandığı işlemlerde neden sonuç hep kesirli çıkar öğrenmiştim. Yaptığım tek doğru şey, en büyük yanlışımdı benim. Çünkü yanlış birini doğru bir aşkla sevmiştim. Yanlışlar doğruları da alıp götürdü hep… Kendime söyleyecek çok lafım var, sana söyleyecekse sadece birkaç satırım... Benden uzak yeni yerlerde, orada doğmuşçasına tanıdık dur artık’ her gördüğüne selam ver, yanına her gelene çocukluk arkadaşınmış gibi hemen alış, dök içini iyi tanıdığın yabancılara, imren gördüğün en uyumsuz aşklara! Yeter ki bana kalbimi kırdığın yoldan geri dönme cam batar ayaklarına!.. Bir yerlerde bitiyor ağızda söz, hayatta umut, yürekte aşk.. Elinde kalemle baş başa kalıyor insan ; hani o bitmeden haber veren, ucunu nefesle ısıtınca hiç olmazsa birkaç cümle daha götüren… anladım ki sevgilim, seninle bitek cümleyi dahi tamamlayamamışım ben! Giderken en sevdiğin şarkıyı söyle bana, benim en sevdiğim şarkı olmasın ama.

"

DUYGUSAL SEVGİLİ Sabah uyandığında midesinde bir yanma hissetti. Yanmanın nedeni akşam yedikleri değil, uyanır uyanmaz bugün yapacaklarının aklına gelmesiydi. Bugün 2 yıldır götürmeye çalıştığı bir birlikteliği bitirecekti. Aslında bunu yapmakta geç bile kalmıştı. 'Bitmeli dedi içinden, her gün bu tatsız uyanış bitmeli.' Genç adam bunları düşünürken suratı şekilden şekle giriyordu. Süratle giyinerek dışarı çıktı. Bugüne kadar hiç bekletmemişti onu, şimdi de bekletmemeliydi. İstanbul, soğuk ve yağmurlu bir Nisan ayı yaşıyordu. Genç adam gökyüzüne bakarak iç geçirdi; 'Bulutlar bizim yaşayacaklarımızı biliyor. onlar bile ağlıyor halimize...' BULUŞMA VAKTİ Artık Kadıköy iskelesindeydi. Birkaç dakikalık beklemeden sonra karşıdan kız arkadaşının geldiğini gördü. Şimdi midesindeki ağrı daha da artmıştı. Beşiktaş'a geçtiler. Yolculuk sırasında hiç konuşmadılar. Genç kız, sevgilisinin bu durgunluğuna anlam verememişti. Nereden bilecekti bugün ayrılık çanlarının çalacağını... Beşiktaş'a geldiklerinde bir cafede oturdular. Genç kız anlamıştı sevgilisinin kendisine bir şey söylemek istediğini. 'Bana bir şey mi söylemek istiyorsun' diye sordu. Genç adam, gözlerini kaçırarak 'Evet' dedi. Genç kız heyecanlanmıştı, biraz da sinirlenerek 'Söylesene, ne diye bekliyorsun' dedi. Genç adam içini çektikten sonra 'Sence biz nereye kadar gideceğiz?' diye sordu. Genç kız, 'Bunu sorma gereğini niye duydun?' diye yanıt verdi. Genç adam söze başladı... ''Birkaç ay önce akşam 23:00 civarında sana telefon açıp senin için yazdığım şiiri okumak istemiştim. Sen bana 'Sırası mı şimdi canım yaa, işin gücün yok mu?' demiştin. Biliyor musun o an nakavt olan bir boksör gibi hissettim kendimi. Özür dileyip telefonu kapatmıştım. Daha sonra da bu şiiri benden hiç istememiştin. Geçenlerde hasta olup yataklara düştüğümde arkadaşlarımla birlikte sen de gelmiş, Meralin 'Sen şanslısın, sevgilin sana bakar' sözüne 'İşim yok da sana mı bakacağım, annen baksın' demiştin. Hatırladın mı?'' DUYGUSALLIĞI SEVMEM Genç kız, 'Biliyorsun ben duygusallığı sevmiyorum. Hem hasta bakıcı gibi göründüğümü de kimse söyleyemez' diye yanıtladı. Genç adam güldü, 'Evet canım haklısın. Zaten olmak istesen de bu kalbi taşıdığın sürece hasta bakıcı, hemşire falan olamazsın.' Genç adam devam etti... Bana şimdiye kadar kaç kere sabahın erken saatlerinde güzel sözcüklerden oluşan bir mesaj çektin? Hiç... Hatta günün hiçbir saatinde çekmedin. Duygusallığı sevmeyebilirsin. Ama sen seni seven insanları da mutlu etmeyi sevmiyorsun. Halbuki ben senin tam tersine kendimden çok insanları mutlu etmeyi seviyorum. Seni tanıdığımdan beri her sabah, her akşam, her gece yani seni andığım her saat tatlı bir mesajım vardı senin için biliyor musun? Seninle ben AKLA KARA gibiyiz.' Genç kız anlamıştı, 'Yani ne istiyorsun benden şair olmamı mı?' Genç adam tekrar gülümsedi içinden. Dün gece verdiği ayrılık kararının ne kadar doğru olduğunu düşündü. 'Hayır' dedi, 'Şair olmanı istemiyorum. Olamazsın da... BİZ AYRILMALIYIZ. Ayrılırsak ikimiz için de en hayırlısı olacak.' Genç kız şaşırmıştı, 'Neden ama? Ben seni seviyorum. Senin de beni sevdiğini sanıyordum.' Genç adam iç çekerek 'Hayır canım, sen beni sevdiğini sanıyorsun. Eğer beni sevseydin şimdi başka şeyler konuşuyor olurduk' dedi. Genç kızın gözleri yaşarmıştı. Genç adam cebinden çıkarttığı mendili uzattı, genç kız gözyaşlarını silerek 'Sen bilirsin, umarım beni bir başkası için bırakmıyorsundur...' dedi. Genç adam 'Nasıl böyle bir şey düşünürsün, senden başka kimse olmadı ve uzun zaman da olacağını sanmıyorum' yanıtını verdi. Genç adam ve genç kız iki sevgili olarak oturdukları masada artık iki yabancıydılar. Birkaç dakika sessizce oturduktan sonra Genç kız, 'Kalkalım istersen' dedi. Genç adam 'Ben biraz daha burada kalmak istiyorum, istersen sen kalkabilirsin' diye yanıtladı. Genç kız 'Tamam o zaman sana mutluluklar dilerim' diyerek elini uzattı. Genç kızın sesi ve eli titriyordu. Genç adam, 'Istersen arkadaş kalabiliriz' dedi ve birbirlerine son kez sarıldılar. "BEN DOĞRU YAPTIM..." Genç adam doğru yaptığına inanıyordu. Eve döndüğünde yürümekten bitap bir haldeydi. Odasına girdi. Gece bitmek bilmiyordu. Sabah erken kalkıp işe gidecekti, uyumalıydı. Birkaç saat sonra uykuya dalmayı başardı. Sabah 7'de saatin ziliyle uyandı. Evden çıkacağı zaman cep telefonuna baktı, mesaj ve 10 cevapsız arama vardı. Yorgun olduğu için duymamıştı telefonun sesini. Aramalar ve mesaj sevgilisindendi. Heyecanla mesajı açtı, şunlar yazıyordu:   SADECE ONLARI SEVMEYİ SEVDİM, HEPSİNİ ONLARSIZ YAŞADIM DA, BİR SENİ SENSİZ YAŞAYAMIYORUM, BU AŞKI TEK KALPTE TAŞIYAMIYORUM, SANA YEMİN GÜZEL GÖZLÜM, BİR TEK SENİ SEVDİM, VE SENİ SEVEREK ÖLECEĞİM, ELVEDA BİRTANEM...   Genç adam şaşırmıştı. Onu tanıdığı günden beri ilk defa şiir alıyordu ve üstelik sabahın beşinde yazmıştı. Heyecanla onu aradı, telefonu yabancı bir ses açtı. Genç adam ''Nalan'la görüşebilir miyim?'' dedi. Ama karşısındaki ağlıyordu, hıçkıra hıçkıra hem de... 'Ben onun annesiyim yavrum, kızım bu sabah intihar etti. Gece sabaha kadar birilerini arayıp durdu. Sabah odasının ışığını sönmemiş görünce girdim. Yavrum kendini asmıştı...' YIĞILIP KALDI Genç adam beyninden vurulmuşa döndü. Bir gün önceki mide ağrısının iki katını çekiyordu şimdi. Olduğu yerde yığılıp kaldı... Birkaç ay sonra iki doktor konuşuyordu hastanede. Doktarlardan biri diğerine karşıdaki hastanın durumunu soruyordu. Doktor yanıt verdi... Haaa o mu? Üç ay önce getirdiler. Kendisi yüzünden bir kız intihar etmiş. O günden sonra cep telefonunu elinden hiç bırakmamış. Devamlı bir şeyler yazıp birine yolluyor. Geçenlerde merak ettim. O uyurken gönderdiği numarayı aradım. Numara 3 ay önce iptal edilmiş. Gelen mesajlarda bir şiir var. Bu adam duygusal mı bilmem ama benim anladığım kadarıyla şiiri yazan çok duygusal biriymiş... "ÇEVRENİZDEKİ İNSANLARIN NE HİSSTTİĞİ YA DA NE DÜŞÜNDÜĞÜNDEN OKADAR EMIN OLMAYIN, BAZEN BİR KALBİN, İÇİNDE NELER SAKLADIĞINI ÖĞRENDİĞİNİZDE HERŞEY İÇİN ÇOK GEÇ OLABİLİR."

"

Ağlamak istedim, ağlamanı istedim. Bu oyunda yenilen tek ben değilim, senin umutların, senin geleceğin, senin yüreğin. Bunun için ağladım, ağlamanı istedim. Ben seni Nazım Hikmet'in şiirlerinde buldum, sairlerin sevdiği gibi bende seni sevmek istedim, sen ise beni görülmeyen alevle, duyulmayan yalanla, beyine sığmayan zalimlikle, sana yakışmayan hareketlerinle yaktın beni. Geceleri ağlamadım, gittiğine üzülmedim, seni herkesten, her şeyden daha çok sevdim. Artık benim sana aşık olduğum kadar aşık olabilecek başka birisini hiç bir zaman bulamazsın. Sen ağlarsan ben gülerim diye düşünme. Seni düşünmek yok artık, sen artık benim için yabancı birisi. Sen diye kucağına koşmak, sen diye yastığımı bağrıma basmak, beklemek denilen kavram yok artık. Ah.. meleğim, geceleri seni hatırlamak; bir kere yasamak, bin kere ölmek. Seni özlemek yok artık. Bal gibi dudaklarını, pamuk ellerini, sıcak nefesini özlemek, Allah’ın en güzel eseri olan gözlerine bakmak, seninle bir olmak, birlikte olmak, seni gizlemek bitti artık. Kuşlardan, güllerden, arkadaşlarımdan seni kıskanmak, deli gibi seni herkesten gizlemek ve öyle bütün hayati yasamak, en sonunda seni kaybetmek, bulduğumdan sonra bile seni kaybetmek, yanılmak. Beni yakan, beni solduran bu iste. Bağırırsam da duyamasın ki beni.. Tanıyamıyorum artık seni, gösterdin maskenin altındaki gerçek yüzünü. Git artık gideceğin gerçek ise, arkana bakma olup-bitenler için. Sadece basari, sadece mutluluk, sadece eğlence değil, bu hayatta MUTSUZLUKTA insanlar için. Git artık gideceğin gerçek ise. Pişman etme anlamsız sevginin sonunu. Sensizde devam ederim hayatıma, düşmanım olsa da ellerinde bir kere bile bakmam yüzüne. Zannetme her zaman ağlar gezerim diye, yenilen yüreğim olsa bile, yenen yine ben kendim. Geçmişini unutma geleceğin için, bu hayatta MUTSUZLUKTA insanlar için. Ağlamak istedim, ağlamanı istedim.

"

Küçükken bir gün annem kalbim çok yorgun benim demişti o zamanlar annemin ne demek istediğini anlayamamıştım. Ama çok merak etmiştim annemin kalbinin neden her gün yorulduğunu bilmek istedim... Biraz yürüyünce ayaklarımız yorulabilirdi yada çok okuyunca kafamız yorulabilirdi ama insanın her gün gönlü nasıl yorulabilirdi? GÖNLÜM ÇOK YORGUN BENİM Annem bu lafı dedikçe bir köşeye çekilir annemin acısı ağrısı var sanıp ağlardım. Bir şey yapamadığım için de üzülürdüm. Gönül neydi annemin neresindeydi neden acıyordu ve yorgundu? Okulda bir gün yine derse dalmış öğretmeninin anlattıklarını dinlerken sanki koluma iğne batırılmış gibi birden sıçradım yerimde doğruldum ve gözlerimi de kulaklarımı da dört açarak öğretmenimin anlattıklarını gözlerimi kırpmadan dinlemeye başladım. Öğretmen dolaptan boynundan beline değin ön bölümü açık bir insan maketi çıkarmış masasının üstüne koymuştu. Makete bakıldığında bir insanın boyun bölgesiyle bel bölgesi arasındaki tüm iç organları açık bir biçimde görülüyordu. Öğretmen tüm organları tek tek tanıtıyor ve tanıttığı organın insan bedenindeki işlevini anlatıyordu. Önce yemek ve soluk borusundan başladı sonra akciğerlere kalbe geçti. Onu anlattıktan sonra mideyi bağırsakları karaciğeri dalağı en sonra da kaburgaları tanıttı ve anlattı. Merakla ve heyecanla sıranın gönüle ne zaman geleceğini bekliyordum. Öğretmen gönül ün hangi organımız olduğunu da anlattıktan sonra o da annemi sürekli üzen bu organı hem görecek hem de onun insan bedeninin neresinde olduğunu öğrenecektim. Öğretmen tüm organları anlattı ama bir türlü gönülden bahsetmiyordu merak ve heyecanımı daha fazla önleyemedim parmağını kaldırıp öğretmenine sordu: Öğretmenim gönül hangi organımızdır ve bedenimizin neresindedir? dedim. Tüm arkadaşlarım bu soru karsısında sasırdılar ve kimileri Gerçekten gönlümüz nerededir? diye kimileri Gönlümüz nasıl bir organdır? diye birbirlerine sormaya başladılar. Öğretmenimiz hem sınıftaki öğrencilerin hem de benim bu sorum karsısında dayanamadı gülmeye başladı. Sonra bana döndü ve sorumu yanıtladı: Gönül diye bir organımız yoktur evladım dedi. O gün derste üç şeyi anlayamamıştım. Önce Gönül organımız neremizdedir? sorusuna öğretmenimin neden güldüğünü anlayamamıştım. Sonra onun gönül diye bir organımız yoktur yanıtını anlayamamıştım. Son olarak da olmayan bir organının yorulduğunu hemen her gün söyleyen annemin bunu neden söylediğini anlayamamıştım. O gün eve gelince okulda öğretmenime sorduğum soruyu ve öğretmenimin bana verdiği yanıtı anlattığımda annemin neden güldüğünü de anlayamamıştım. Gönül ün ne olduğunu ve nerede olduğunu galiba ancak büyüdüğüm de anlayabilecektim... Ve işte büyüdüm ve ne yazık ki gönlüm çok yorgun benim.

"

Hiç Beklentisiz Sevdiniz mi ? Yani bugün telefon etmedi demeden şu an nerede acaba diye kendi kendinizi yemeden, yaş günümü hatırlayacak mı acaba diye bir beklenti içine girmeden ? Sevdiniz Mi Hiç ? Onun size ait bir mal olmadığını kabul edip onu özgür yaşamı ile sevmeyi denediniz mi ? Yanındaki erkek arkadaşına aldırmamayı öğrenip ama aldırmıyormuş gibi yapmadan gerçekten aldırmadan bitecekse biter bunu ben değiştiremem beni sevmeyi bırakmasını değiştiremeyeceğim gibi diye düşünüp. Onu yersiz kıskançlıklara boğmaktan ve kendinizi yıpratmaktan vazgeçebildiniz mi hiç ? Hiç Beklemeden Çalan Bir Kapıda Onu karşınız da görmek ne güzeldir bilir misiniz ? Beklemediğiniz bir anda hediye almak en sevdiğinizden ve beklemeden gelen bir seni seviyorum mesajının tadına varabildiniz mi hiç ? Siz istediğiniz için değil o istiyor diye yapıldı mı tüm bunlar ve beklentisiz sevmenin tadına bakabildiniz mi hiç ? Bugün beni hatırlamadı yerine hiç beklemiyordum senin geleceğini diyebilmek ne güzeldir oysa. Onu boğmadan kendinizi boğmadan sevebilmek ne güzeldir. Sahiplenme duygusundan uzak sevmenin sevilmenin tadına varabildiniz mi hiç ? Yapılmamış davranışlar söylenmemiş sevgi sözcükleri ile kendi kendinizi aşk çıkmazında kaybedeceğinize hiç beklenmeyen bir demet çiçekle mutlu oldunuz mu ? Beklentisiz sevin, ben beklentisiz seviyorum.

"

Yüzün güneşe bakardı. Günebakanlar kıskanırdı. Zaten sen bakmazsan güneş parlamazdı. Ben senin yüzüne hayranlıkla bakarken gözlerin bir sevdayı anlatırdı. Ben o sevdanın tutkunuydum ve bir sevda ancak böyle tutkulu yaşanırdı. Hüznün karanlığına teslim gecelere, senin varlığınla direnirdim. Varlığın beni çoğaltırdı. Ne kadar çoğalırsam aşkım o kadar büyürdü ve aşk sadece senin adınla vardı. Elimdeki bir kaç umut kırıntısı her gün ama her gün yeniden besteleyip bitmeyen bir aşk senfonisine dönüştürürdüm. Her notası seni anlatırdı. Sen duymazdın ama dinleyen herkes seni anlattığımı anlardı. Günler solar, mevsimler değişir, zaman delice akardı. Yalnızlık bir kılıç olup yüreğime saplanırdı sensizliğe günce yazıp kimsenin bulamayacağı yerlere saklardım. Sensiz olduğum bilinsin istemezdim. Çünkü bu yürek sadece seninle atardı. Ağlardım, kimse görmezdi. Gözyaşlarım içime akardı. Seni özlemek bir fırtınayı andırırdı. Fırtınalar içimdeki sevda ağaçlarını kökünden kopartırcasına sallardı. Her seferinde bir yolunu bulup ağaçlarımı kurtarırdım. Bu yüzden benim sevdam yıkılmazdı. Aşkın yarını yoktu ama bizim beklediğimiz hep yarındı. Bugün hiç yaşanmadı. Bu ne sana ne de bana uyardı ama çaresizlik elimizi, kolumuzu bağlardı. Hayata isyan ederdim, isyan tek arkadaşımdı. Bu sevdayı yaşamak, ayakta tutmak kolay değildi, yorardı. Yine de şikâyet etmezdim, çünkü senin için her şey göze alınırdı. Hain değildim ben, seni aldatmadım. Beynimde yüreğimde seninleyken bir başkası bana yabancıydı. Ben yabancılara teslim etmedim kendimi, kimsede teslim alamadı beni. Mükemmel değildim ben, hatalarım vardı. Ama hatalarımı fark edip düzeltmeyi bilirdim. En ufak hata seni biraz incitse beni yıkardı. Şimdi 'gittim' diyorsun öyle mi? Hiç kalmadın ki benimle gidesin Benimle kalan hep yalnızlıktı. Olmayışının hiçbir önemi yok. Bir tarafında hep sen olsan da benim aşkım bağımsızdı. Hayatta hep tatlı anlar yoktur ya, nasıl yaşadıysam seni, acıyı da yaşamayı bilirim ben. Aslında çokta üzülecek bir şey yok. Çünkü bu aşk baştan sona imkansızdı. Güzel gözlüm.

"

Birine "sevgilim" dediğin zaman, yanında gözlerinin içine bakmaya utanmayacaksın. Öyle romantik fısıldaşmalarmış elele tutuşup bakışmakmış ibaret olmayacak. Deli gibi seveceksin. Yağmurun altında elele tutuşup koşturabilecek kadar çılgın, sürekli "ilaçlarını aldın mı?" diye kontrol edecek kadar aşık olacaksın. Gözlerine bakmaya hem kıyamayacak hem de doyamayacaksın. Kollarındayken kendini çok iyi hissedeceksin. Onun yanında istediğin kadar saçmalayıp istediğini söyleyeceksin. Öyle ağır başlı takılmaya falan çalışmayacaksın, rezil olmamak için. Bazen dizlerine yatıp hayal kurabileceksin. Tek bildiği kelime oymuş gibi sürekli "aşkım" diye hitap etmeyecek, "bebeğim, meleğim" diyecek sana. Derdin olunca gidip anlatabileceksin, o da sıkılmadan dinleyebilecek, yardım edecek. Sana sadece sevgili değil "arkadaş, abi, sırdaş" olacak. Tutku, şefkat, sevgi her şeyden biraz barındırabilecek içinde. Ve öyle sebepsiz yere gitmelere de kalkışmayacak. Sen ona ihtiyaç duyduğun için değil de, kendisi muhtaç olduğu için kalacak. "Ben gidiyorum" dediğinde "hayır kal! seni yanımda istiyorum" diyebilecek kadar cesur olacak. Geçmişinin nasıl olduğunu, ondan önce kimlerin gelip geçtiğini umursamayacak. Çünkü kalbinde tek olduğunu bilecek. Hayatını seninle geçirmekten öte, onun hayatının tamamı sen olacaksın. Senin olacak! Seninle olacak!

"

Merhaba, Senin için çok ağladım, çok üzüldüm, kızdım, bağırdım, güldüm. Her şeyi yaptım aklıma gelen... Sadece unutmak için. Ama öyle içindesin ki, söküp atamıyorum seni... Her gece sana anlatıyorum bütün günümü... Önemli bir karar verirken senin ne diyeceğini tahmin ediyorum. Başkalarının yanında mutlu olduğumuz günlerden kısa anılar anlatıyorum sana dair. Sanki çok uzak bir geçmişe bakar gibi. Sanki sen beni evde bekliyormuşsun gibi. Bazen diyorum bu kadar sevilebilmen için senin de sevmen gerekirdi beni. Seviyor deyip, inanıyorum. Sonra şunu ekliyorum usulca, yeteri kadar değil. Beraber yaptığımız planları hatırlıyorum. Gideceğimiz yerleri, hayatımızın nasıl olacağını... Ve aynı düşünceyle bitiriyorum her düşü... Keşke buraya gelmeseydik. Sahi, farklı olur muydu sevgili? Hala beraber mi olurduk, başkalarının etkisi miydi bu ayrılık? Bu kadar dayanıksız mıydı aramızdaki bağ? Veya bu kadar büyük bir uçurum mu vardı aramızda, herkesin aramıza girebileceği? Sorun neydi, kimdeydi? Gerçekten bilmiyorum, ama hala düşünüyorum, sanki çözümü bulsam bir şeyler değişecek gibi... Ben bu kadar değersiz miydim hayatında, sana bütün benliğimi vermişken? Başka ne istedin? Bulduğum en büyük sorun buydu, biliyor musun? Sana her şeyimi vermem. Kendimi tüketerek seni mutlu etmeye çalışmam... Öğrendim ki mutsuz insan, karşısındakini mutlu edemiyor. Seveceksen de ölçülü seveceksin. Ben her şeyi senin üzerine kurarak nasıl abarttıysam durumu, Sen de hep ikinci plana atarak, hep görmezden gelerek bitirdin bizi? Şimdi kötü günleri düşününce en çok "Git" deyişin geliyor gözümün önüne... Ben böyleyim, işine gelmiyorsa kapı orada demen... Sonra diyorum işte sana tekrar güvenemeyecek olmamın sebebi bu... Nasıl bir garantisi olabilir ki mutluluğun... Senin ısrar edemeyişin de bundan aslında... Biliyorsun beraber mutlu olamayacağımızı... Mutluluk kavramlarımızın birbirine çok uzak olduğunu... Benim mutluluğum çok sakin, çok huzurlu... Sen ben kızımızın olduğu bir dünya... Seninse mutluluğun, çevrenin ne düşündüğü, dışarıda mutlu olmak, milletin bizi mutlu görmesi... Sen benim sevgime karşılık veremeyeceğini biliyorsun, ne kadar istesen de... Seni benim kocam ve kızımın babası olmak mutlu etmeyecek... Sen annenin, babanın okumuş tek oğlusun... Her düşündüğün onların ne düşüneceğine bağlı... Beraber aldığımız şeyler, bizim ortak anılarımız değil, senin sahip olup ne kadar iyi bir evlat olduğunu gösterme şeklin... Olmayacak biliyorum, sen asla tüm gemileri yıkacak cesareti bulamazsın... Oysa gözümde öyle güçlüydün, o kadar doğruydun ki, gerçekten sadece senin doğrularınla hareket ettiğin günleri özlüyorum. O günleri düşününce engel olamıyorum gözyaşlarıma... Internette gördüğüm kedi, köpek bile olsa; aile olan fotoğrafları görünce içim cız ediyor... Küçük bir bebek görünce biliyorum ki benim bir bebeğim daha olmayacak asla... Bazen çok üzülünce kardeşimi arıyorum, sadece ağlıyorum, bir kısmını anlıyor. Sonra kızımı düşünüyorum, o ileride ağlamak isteyince kimi arayacak? Bana geçenlerde marketten kardeş almayı önerdi. Gerçekten akıllı, "Anne, kardeş alıp senin karnına koysak" dedi. "Karnım şimdi çok küçük" dedim, "Sığmaz ki..." Arkadaşlarının, kuzenlerinin babaları gelince uzaktan bakıyor onlara, utanarak... Hiç açıklama istemedi, sormadı açıkça... Ama biliyor, yanlış bir şeyler olduğunu... Bunları sana neden mi anlatıyorum? Kötü bir gün geçirdim. Bir günüm, bir günümü tutmuyor. Yokluğuna alışamıyorum, ama sanki sen hiç var olamayacaksın bir daha diye düşünüyorum. Senden vazgeçtim, ama seni özlemeyi bırakamıyorum. Sadece dua ediyorum, bıkmadan, usanmadan her gün... Hayırlısını sen bilirsin allah'ım... Hakkımızda ne hayırlıysa o olsun diye... Bir de o gün gelene kadar dayanma gücü istiyorum...   Hoşçakal HAYATIM... BEN SENİ HALA SEVİYORUM, UMUTSUZCA...