Gözlerine yandığım, kurban olduğum tek varlık!
Seni öyle çok seviyorumki.
Sen benim şuan seni umursamadığımı,
Başka adamlarla başka insanlarla olduğumu düşünüyorsundur.
Ah be ömrüm bir bilsen ölüyorum.
Köpekler gibi acı çekiyorum.
Deli divane oldum.
Sana öyle görünmek zorundayım, mecburum.
Çünkü sen ve ben diye birşey yok.
Bu en başında belliymiş.
Ama olabilecek en acı şekilde öğrendim.
Kalbin öyle güzeldiki.
Öyle güzel sevdiki beni kopamadım.
Çok sevdim seni ben be vicdansız.
Hırsımdan hep bağırdım, kıskandım, vurdum.
Bağıra bağıra gittim.
Bağıra bağıra terkettim.
Bağıra bağıra beddualar ettim.
Yana yana istemiyorum dedim.
Yana yana seni onlara bıraktım.
Şimdi ölüyorum.
Hergeçengün tüm insanlığımdan;
Tüm gülüşümden;
Tüm heyecanımdan;
Tüm yaşamımdan.
Duyamam sesini bu yakar beni;
Göremem seni bu bitirir beni;
Koklayamam seni bu öldürür beni;
Aşkım diyemem sana bu sokar beni kara toprağa...
Gönlümün tek sahibisin nerden bileceksin.
Söylesene!!
Hangi ten senin teni unutturabilir?
Hangi tene dokunabilirim ki!
Bu ten sana aitken kim dokunabilir ki bana?
Hangi kalp değerki kalbime?
Şimdilerde;
Ben her omuzda ağlarken, sen güldüğümü sanıyorsun.
Ben acı çekerken, sen sevgimi hiç haketmemiş diyorsun.
Gitme dedim.
Bırakma dedim.
Sıkıca tut dedim.
Gittin..
Belki başka tenlere, belkidae olması gerektiğini düşündüğün yere.
Ama gidişin bile adiceydi.
Hiç yakışmadı.
Başka bir maşa.
Allah'ım dedim açtım ellerimi;
"Ey rabbim bu canı sen verdin bana
Bense kalbimi ona verdim.
Verdimde neden sevdirmedin.
Bu kadar mı kötü kulundum" diyebildim.
Bildim gidişinin bile oyun olduğunu ama diyemedim birşey
Bu kadar silmişsin beni neden daha acı vereyim dedim ve gittim.
Hatırlar mısın?
Sadece; bir gün, başka bir şehirde, bir kaç dakika görebilmiştin beni.
"Sen olmayınca nefes alamadım AŞKIM,
Duramadım oralarda sensiz.
Sensizliği düşündüğümde ölüyorum" dedin
Umarım herkes mutludur, gurur duyuyorlardır başarılarıyla...
Sensiz bir dünyada gözlerimi kapatıp rüyalarımdaki senle sonsuza dek orada kalmak istiyorum.
Başarabilir miyim dersin?
Yüzün güneşe bakardı. Günebakanlar kıskanırdı. Zaten sen bakmazsan güneş parlamazdı. Ben senin yüzüne hayranlıkla bakarken gözlerin bir sevdayı anlatırdı. Ben o sevdanın tutkunuydum ve bir sevda ancak böyle tutkulu yaşanırdı.
Hüznün karanlığına teslim gecelere, senin varlığınla direnirdim. Varlığın beni çoğaltırdı. Ne kadar çoğalırsam aşkım o kadar büyürdü ve aşk sadece senin adınla vardı.
Elimdeki bir kaç umut kırıntısı her gün ama her gün yeniden besteleyip bitmeyen bir aşk senfonisine dönüştürürdüm. Her notası seni anlatırdı. Sen duymazdın ama dinleyen herkes seni anlattığımı anlardı.
Günler solar, mevsimler değişir, zaman delice akardı. Yalnızlık bir kılıç olup yüreğime saplanırdı sensizliğe günce yazıp kimsenin bulamayacağı yerlere saklardım. Sensiz olduğum bilinsin istemezdim. Çünkü bu yürek sadece seninle atardı.
Ağlardım, kimse görmezdi. Gözyaşlarım içime akardı. Seni özlemek bir fırtınayı andırırdı. Fırtınalar içimdeki sevda ağaçlarını kökünden kopartırcasına sallardı. Her seferinde bir yolunu bulup ağaçlarımı kurtarırdım. Bu yüzden benim sevdam yıkılmazdı.
Aşkın yarını yoktu ama bizim beklediğimiz hep yarındı. Bugün hiç yaşanmadı. Bu ne sana ne de bana uyardı ama çaresizlik elimizi, kolumuzu bağlardı. Hayata isyan ederdim, isyan tek arkadaşımdı.
Bu sevdayı yaşamak, ayakta tutmak kolay değildi, yorardı. Yine de şikâyet etmezdim, çünkü senin için her şey göze alınırdı.
Hain değildim ben, seni aldatmadım. Beynimde yüreğimde seninleyken bir başkası bana yabancıydı. Ben yabancılara teslim etmedim kendimi, kimsede teslim alamadı beni.
Mükemmel değildim ben, hatalarım vardı. Ama hatalarımı fark edip düzeltmeyi bilirdim. En ufak hata seni biraz incitse beni yıkardı.
Şimdi 'gittim' diyorsun öyle mi? Hiç kalmadın ki benimle gidesin Benimle kalan hep yalnızlıktı. Olmayışının hiçbir önemi yok. Bir tarafında hep sen olsan da benim aşkım bağımsızdı.
Hayatta hep tatlı anlar yoktur ya, nasıl yaşadıysam seni, acıyı da yaşamayı bilirim ben.
Aslında çokta üzülecek bir şey yok. Çünkü bu aşk baştan sona imkansızdı. Güzel gözlüm.
Yani bugün telefon etmedi demeden şu an nerede acaba diye kendi kendinizi yemeden, yaş günümü hatırlayacak mı acaba diye bir beklenti içine girmeden ?
Onun size ait bir mal olmadığını kabul edip onu özgür yaşamı ile sevmeyi denediniz mi ? Yanındaki erkek arkadaşına aldırmamayı öğrenip ama aldırmıyormuş gibi yapmadan gerçekten aldırmadan bitecekse biter bunu ben değiştiremem beni sevmeyi bırakmasını değiştiremeyeceğim gibi diye düşünüp. Onu yersiz kıskançlıklara boğmaktan ve kendinizi yıpratmaktan vazgeçebildiniz mi hiç ?
Onu karşınız da görmek ne güzeldir bilir misiniz ? Beklemediğiniz bir anda hediye almak en sevdiğinizden ve beklemeden gelen bir seni seviyorum mesajının tadına varabildiniz mi hiç ?
Siz istediğiniz için değil o istiyor diye yapıldı mı tüm bunlar ve beklentisiz sevmenin tadına bakabildiniz mi hiç ? Bugün beni hatırlamadı yerine hiç beklemiyordum senin geleceğini diyebilmek ne güzeldir oysa.
Onu boğmadan kendinizi boğmadan sevebilmek ne güzeldir. Sahiplenme duygusundan uzak sevmenin sevilmenin tadına varabildiniz mi hiç ?
Yapılmamış davranışlar söylenmemiş sevgi sözcükleri ile kendi kendinizi aşk çıkmazında kaybedeceğinize hiç beklenmeyen bir demet çiçekle mutlu oldunuz mu ? Beklentisiz sevin, ben beklentisiz seviyorum.
Bu sana ilk mektubum askerim,
yazıp da göndermediğim...
İçerisinde şimdiden biriken hasretim, küçücük yüreğimle koskoca sevgim ve gelişini heyecanla bekleyişim var...
Bizi yanında götürüyorsun sevgilim, yalnız değilsin...
Sakın ne yapar ne eder deme, senin kadının güçlüdür bilirsin...
Bunca zaman ki ben seni tanımadan bekledim... Şimdi adımsın, candamarımsın, yine bekleyeceğim...
Sakın hasretine yenik düşüp, moralini bozma askerim...
Ben de burada hissederim... İster misin ki üzüleyim?
Askerim, ne kokuna doyabildim, ne gözlerine, ne sevgine...
Ama seni aldığı gibi verecek askerliğin...
Hem artık espri olsun diye değil, sen varsın diye "ben bilmem! benim kocam asker" diyeceğim :)
Bu sana ilk mektubum ve onu da yanında götürüyorsun...
Resimlerimize bakıp ağlayayım deme sakın! Gözyaşların hıçkırık olur, takılır boğazıma, nefes alamam sonra yüreğim burkulur...
Güçlüsün sen! Benimsin! Seninim!
Ben seni bıraktığından iyi karşılamak için kendime iyi bakacağım, sen de karşıma iyi çıkmak için kendine çok iyi bak...
Sakın salma kendini... Dönüşün fırtına gibi olsun, gidişi sessizdi, gelişinden belli bu benim sevgilim diyeyim...
Ben, sen gelene kadar en çok gözlerini özleyeceğim... Yok yok... kokunu...
Hayır, ellerini... Off aşkım ben seni özleyeceğim... her şeyinle, her halinle :)
Sonra soranlara gururla söyleyeceğim adını... Benim Uğur'um asker diyeceğim...
Eh, sen gelene kadar çok özlersem oyuncak ayımla uyurum :( ama merak etme dişi ayı o pembe pembe :)
Kıskanma diye söylüyorum işte :)
İşte kısacası askerim, seni çok seviyorum ve seni yolcu ettiğim yerde gelişini de bekleyeceğim...
2 yıl oldu, belki daha fazla. Sen çıktın hayatımdan. Sesin çıktı, ellerin çıktı, kalbin çıktı ama gözlerin çıkmadı gözlerimden, gülüşlerin gözümün önünde. Neden diyorum, neden Allah'ım? Neden hala aklımda o? Neden hala ona benzeyen birini görünce onu görmüş gibi mutlu oluyorum? Hamile bir kadın görünce ondan bir çocuğum olabilirdi diyorum. Neden hala rüyalarımda? Neden unutamıyorum? Bendeki bu takıntı değil. Yemin ederim değil. Öyle olsa başkasına aşık olmak istemezdim. Unutmak istiyorum seni, ismini, cismini, gözlerini... Bir yanağındaki gamzeni. Güldüğünde içi gülen gözlerini.
Olmamalı. Biliyorum boş bir hayalin peşindeyim ama neden beynim bunu algılamıyor? Neden hala içimde bir umut var?
Çok istedim bitsin. O kadar yoruldum ki seni rüyalarımda da görmekten. Tam unuttum diyorum. Tamam, artık onu sevdiğini söyleme sakın diyorum, sonra pat bir şey oluyor, sil baştan başlıyorum.
Kurduğumuz hayaller, konuştuklarımız an an aklıma geliyor. Çıkarmaya çalışıyorum ama olmuyor. Kime bakarsam bakayım, hayır diyorum, keşke o olsaydı. Otobüste yanıma biri oturuyor, keşke şu an o olsaydı. Keşke ayrı şehirlerde değil de aynı şehirlerde olsaydık. Keşke hayalinle yaşamak zorunda olmasaydım. Ya da aklıma geldiğinde gözlerim dolmasaydı.
Bunlar neyse de benim sana çok ihtiyacım var be. Sesini duymaya, gözlerini görmeye ihtiyacım var. Doğmamış kızımızı yetim bırakma, sevdiğim. Gel de çocukluk hayalini gerçekleştirelim.
Kaderimizdeki kişi belli olmasaydı çok dua ederdim Rabbim bizi birbirimize hayırlı kıl diye ama bilmiyorum sen kimin hayırlısısın.
Bilmiyorum o gözlerin kime aşkla bakacak. Bilmiyorum balkonunda kiminle çay içeceksin. Kim için işinin bitip erkenden eve gitmek için can atacaksın.
Can attığın kişi ben olmalıydım. Eve geldiğinde aşkla seni ben karşılamalıydım. Akşamı iple çekmeli, sabahın olmasını hiç istememeliydim. Başımı göğsüne dayadığımda tüm sıkıntılarım gitmeliydi. Gözlerine baktığımda tüm dünyayı karşıma alabilecek güçte hissetmeliydim kendimi. Onları beraber yapmalıydık, beraber yaşamalıydık.
Kızımız olsaydı, gözlerini ve gülüşünü senden almalıydı. Bana benzememeliydi. Tüm her şeyini senden almalıydı.
Bir zamanlar ömrümken şimdi bir yabancısın. Hayallerimin kahramanısın. Sana söylemiştim, sen hayatımda olmasan da ben seni hep seveceğim diye. Evet, öyle oldu. Sen yoksun ama gözlerin var, gülüşün var. Ben bu dünyadaki aşık olma hakkımı kaybettim.
Dilerim mutlu olursun sevgili. Ne olursa olsun mutlu ol. Bu dünyada babamdan sonra gördüğüm en iyi yürekli adam sensin.
Lütfen sevdiklerinizin kıymetini bilin, gereksiz kıskançlıklarla, triplerle aşkınızı bitirmeyin çünkü gerçekten aşk kolay bulunmuyor. Düzgün insan hiç bulunmuyor. Dilerim herkes mutlu olur.
Ben daha fazla içimde tutmak istemedim.
Elini tutsam, dünyanın öbür ucuna benimle birlikte gelir misin?
Bekle desem, dünyanın bir ucunda beni bekler misin?
Denizimde fırtınalar çıktığında limanım olur musun?
Karanlık bastırdığında deniz fenerim,
Hava açınca yıldızlarım olur musun;
Bulutlar göğü kapladığında pusulam?
Mihengim, turnusol kağıdım olur musun?
Yüreğimin suyu bulandıkça onu durultacak iksirim?
Kapılar kapandığında kapım, yollar aşındığı vakit yolum,
Saklanmak istesem duvarım olur musun?
Özgürlüğüm ve mapusanem?
Üşürsem evim olur musun? Yorganım, ana kucağım?
Çölümde vaha olur musun? Vahamda hurma ağacım?
Dağın tavşanı, çölün ceylanı, gecenin hayalleri bağrına bastığı gibi beni bağrına basar mısın?
Sak sak yarılsa bile gökten umudunu kesmeyen kıraç tarlalar gibi umut bağlar mısın bana?
Gitmek istersem kanatlarım olur musun? Kalmak istersem ayağımda prangam?
Hurilerim olur musun? Kudret helvam ve bıldırcınım?
Soganda sarımsakta gözüm yok, tih çölü sürgününde gözüm yok.
Ateş almaya gidersem, kırk vakit sonra dönsem bile aynı yerde beni bekliyor olur musun?
Kavmim beni terk ederse ve ben kavmimden kaçarsam,
bir kez arkana bakmadan arkamdan gelir misin?
Ot bitmeyen bir vadide yalnızca Allah’a emanet edip gidersem,
sen de beni kınamaksızın O’na güvenir ve sa’y eder misin?
Ümidimi kaybettiğim anda ümidim, neşemi kaybettiğim zamanlarda coşkum,
kalbim işgale uğrarsa halaskarım ve rehberim olur musun?
Arkadaşım, yoldaşım, sırdaşım, enîsim, huzurum, sürurum, nurum, zinetim, nimetim,
Cennetim olur musun?
Önümde duran boş beyaz bir kağıtla ne yapsam diye düşünüyorum.
Kağıttan bir gemi yapıp denizleri mi fethetsem?
Ya da masanın bir bacağı kısa, onun altına mı koysam?
Yoksa sık sık seninle ilgili unuttuğum şeyleri yazıp duvarıma assam?
Yok, en iyisi oturup sana bir mektup yazayım.
Sana olan sevgimi yazıyorum; seni nasıl sevdiğimi anlaman için.
Hayallerimi yazıyorum; senli yarınlarımız için.
Sonra sana bakışımı yazıyorum; sonsuzluğu görmen için.
Ve bir de yıldızları yazıyorum; oradan bana baktığında görmen için.
Yanına gelmek istiyorum. Ellerini tutmak, gözlerine bakmak, tenini tenime deydirmek, saçlarını okşamak, yüreğini hissetmek, nefesini içime çekmek istiyorum.
Ve sana şunu söylemek; hem de haykırırcasına “seni seviyorum” demek istiyorum
Eğer senin de önünde boş beyaz bir kağıt varsa, otur sen de bana bir mektup yaz. Unutma, burada senin gibi hisseden, senin gibi seven biri var. İşte mektubumun sonuna geldim.
Sana gözyaşlarımla ıslanmış bir mektup yolluyorum çünkü sen benim binlerce gözyaşımdan oluşandın. Sakın sen ağlama, üzülme çünkü bana sen lazımsın...
Son sözü söylemenin sözüm ona keyfini yaşarken.
Filmlerdeki gibi 'arkama bile bakmadım' repliğini eşe dosta
böbürlene böbürlene anlatırken bir daha dönmeyeceğine emin misin?
Büyük bir gürültüyle içerdekinin yüzüne çarptığın kapıyı, bir süre sonra
nazik nazik tıklamayacağından hiç şüphe duymuyor musun?
Yataktan kalkarken, aylarca mesajımla uyanırken aklında;
istediğin her an yanında olabileceğimi bilirken.
Uzaktan evet belki idare ederken ama yanımdayken bir kez daha dokunmak istemeyeceğine emin misin?
Sildiğin telefon numaramı tekrar yazmayacağına dair ettiğin yemini tutabilecek misin?
‘Beni bir daha arama' derken
‘Beni bir daha aramayacak’ kadar kendine güveniyor musun?
Aynı ismi taşıdığımız arkadaşına seslenirken aklına gelme olasılığım seni
rahatsız etmiyor mu?
Bir süre sonra ortak arkadaşlarımıza ‘ne yapıyor, iyi mi’ diye sormayacağından.
Başka biriyle gördüğünde üzülüp, sinirlenmeyeceğinden.
O akşam evdekilere etrafa aldırmadan neden bağırıp durduğunu,
yatağında ağladığını eşe dosta izah edecek mazeretlerin hazır mı?
Bazı şarkılarda gözünden akan suyun yaş olmadığını inandırabilecek misin yanındakini?
‘Gitmesen, bitmese' derkenki halimi, yaşlı gözlerinle
‘Ne olur, hata yaptım’ derken yaşamayacağından.
Dağıtarak bıraktığın bana dağılmış halde dönmem için yalvarmayacağından.
Perişan bırakırken, perişan dönmeyeceğinden, emin misin?
Defolup giderken, dönmeyeceğine söz verir misin?
Hayatıma girip her şeyi değiştirmeni umuyorum. Ayaklarımın yerden kesileceği, yüreğimin bedenime sığmayacağı o güzel anları yaşamak istiyorum.
Biliyorum, sen gelince rengi değişecek dünyamın. Bütün siyahlar dağılacak, dönecek çiçeklerin yüzü aşka. Isınacak ruhum, can bulacak.
Sen gelince, yeni dünyalar tanıyacağım. Hiç bilmediğim diller öğrenip, kendimi seninle çoğaltacağım. Yeni insanlar, yeni dostluklara kavuşacağım.
Hiç görmediğim bir resme bakar gibi şaşkın, durup seni izleyeceğim. Nasıl güldüğünü, nasıl öptüğünü, nasıl seviştiğini bileceğim.
Aşkın kıvrımlarında yol alacağım seninle. Daha güzel şarkılar söyleyeceğim, uzun şiirler yazacağım. Kelimelerim bile değişecek belki…
Biliyorum, sen geldiğinde hayatın anlamı farklılaşacak. Başkası için değil ama başkasıyla yaşamanın o garip tadını bulacağım.
Büyüteceksin beni, kendimi eleyeceğim. Daha önce hiç sevmemiş gibi yapamam ama seni bir başka seveceğim.
Aptallaşacağım bazen, aklım hep sende olduğundan sakarlaşacağım. Telefonu elimden bırakmadan uyuyup, gözümü açar açmaz mesajın geldi mi diye bakacağım.
Kahvem gibi, sigaram gibi, seni de alışkanlıklarım arasına alacağım. Bağımlılığım değil, vazgeçmesi zor olan sevdiklerim arasında yerini alacaksın.
Ne zaman dua etsem, seni diliyorum. Biliyorum, sen geldiğinde gözlerim başka parlayacak. Aşk, üstümde güzel bir elbise gibi duracak ve ben seni sevmenin keyfini çıkaracağım.
Seni diliyorum düş saatlerinde ve biliyorum mutlaka tanışacağız ömrün bir yerinde!
Geceydi seni bana taşıyan. Sen geceye yakındın bende sana. Ağır aksak işleyen zamanın düşürdüğü tuzaklardan kurtulup geldin, hoş geldin. Korkularınla, sırlarınla ve sadece gözlerine derin bakanların görebileceği acılarınla geldin, iyi ki geldin.
Bekleyişlerimin içime hapsettiğim özlemlerim vardı. Nicedir kimseyle paylaşamadığım hüzünlerim, soramadığım sorularım. Hatırladığımda yüreğimde yaratacağı korkunç sızıyı duymaktan korktuğum için beynimin bir köşesine fırlatıp attığım bir daha hiç dokunmadığım anılarım vardı. Şimdi özgür bıraktım özlemi. Şimdi hüzün de sevinç de doyasıya yaşanıyor bende. Sorular cevabını buluyor, anılar canlanıyor; çünkü sen geldin.
Susmak ne çok akıllandırmış beni. Ne çok biriktirmişim kelimelerimi. Bir bir dökülürken dilimden sevda sözcükleri senin o tedirgin duruşun bile durduramıyor beni. “Seni soluyan bir rüzgara kapılmış gidiyorum” yüreğimi bir yelken gibi açtım, seninle dolduruyorum. Seninle olmanın, seninle yaşamanın ve zamanı sadece seninle paylaşmanın eşsiz hazzını duyumsuyorum, ne iyi ettin de geldin.
Bir büyüysen bozulma! Bir hayali yaşıyorsak kaybolma! Hep biz çözecek değiliz ya gerçeğin düğümlerini, bırak kendi halinde kalsın. Ruhuna talibim ben, asıl gerçek bu. Kaçışlardan bıkmış, hep yarım kalmış ruhumda bir tek seninle doyuma ulaşacak, kendini bulacak. Dedim ya, sen geldin.
Birde mavi var öyle ya; nereye saklamıştım maviyi, kimlerden saklamıştım da yok sansınlar istemiştim? Bak, güneş bile mavi mavi parlıyor görüyor musun? Yavaş yavaş yok oluyor yüreğimin gri katmanları. Maviyle anılıyor görebildiğim her şey. En çok maviye tutkunum ben, bu yüzden mavi sen oluyorsun, çocuk gibi seviniyorum. Sen maviyle geldin.
Sahi, çocuk olmayı ne kadar çok özlemişim ben. Senin içindeki çocukla oynayacak bendeki çocuk. Yalansız ve saf olacak, kumdan kaleler yapacak, seni içine koyacak. Kaleyi yıkacak, seni kurtaracak, kahraman olacak. Çığlıklar atacak, yorulmayacak, sensiz hiçbir oyunda ebe olmayacak. Korkma, içindeki o çocuk hep yaşayacak, kimsenin zarar vermesine izin vermeyeceğim. Çünkü sen o çocukla varsın, o çocukla geldin. Yoktum ben, senden önce yoktum sanki. Sen geldin; varlığını bildim. Sen geldin; bir dokunuşun, bir öpüşün nasıl da büyük bir hazza dönüştüğünü gördüm. Sen geldin; ben oldum, aşk oldum. Sen geldin... Ama ne güzel geldin...
Gittikçe kaybediyor herkes, her şey tüm sıfatlarını gittikçe kaybediyorsun geçmişin sıfatlarını.
İlk önce geleceğimdin, bir şeyler yaşadım sunduğun zaman içinde, sonra hayallerimi kaybettim, senin geçmiş olmana neden olan takvim yapraklarında.
Hayallerim anı oldular gelen zaman içinde. Senden bana bir şeyler kalmadı geçmişim.
Ne sevgi ne emek kaldı elimde anılamayan bir zaman olarak kaldın bende.
Giderek sıfatlarını kaybediyorsun, elime aldığım her takvim yaprağında daha da küçülüyorsun senden kalan özetimse şerefsiz bir sevgilinin gitmesi. Eğer o da olmasa yok senin bir sıfatın, bir geçmiş olur ya hani geleceğe yönelten beni ben yapan tecrübelerin sahibi işte sen öyle bir geçmişsin ki ne beni bende bıraktın ne seni geçmiş diye yaşatacak bir anı bıraktın!
BİRTANEM:
Bu güne kadar yazdığım hiçbir mektubumda,
bu kadar acı çektiğimi hatırlamıyorum.
Daha evvelki üç mektubumu saymazsak,
karaladığım bu satırları okuyacağına o kadar eminim ki
ameliyatımı önleyecek hiçbir engel kalmadı.
Yılların öncesinde o gecenin sabahı yatağımdan,
çıkıp giderken bir parçamı da alıp götürdüğünü,
sen de bilmiyordun.
Hamile kaldın.
Hiç haber verme gereği görmedin.
Oğlumu öldürdün.
Kürtaj oldun.
Çocuğumu senden söküp alan eller,
yüreğimi de söküp aldılar.
İşin acı yanı ne biliyor musun?
Hala seni ilk günkü gibi seviyorum.
Bu sevgiye engel olamamakla suçluyorum.
Lanet olsun, bu sevgiyi içimden
kazıyıp atamıyorum.
BİR TANEM:
Bu mektubun eline geçmesi için,
ameliyattan sağ çıkmamam gerekiyor.
Bu soruyu kendime çok sordum.
Değer mi?
Sırf ona ulaşmak için,
ölmeye değer mi?
Hiç karşılık beklemeden kalbini,
onun sevgisiyle doldurabiliyorsan DEĞERMİŞ.
Benim sevgili VEDA'm,
son satırlarımı yazarken,
sakin kafayla düşünemiyorum.
İçim yanıyor.
Acı çekiyorum.
Ama seni geçmişimden,
çıkarıp atıyorum.
Geleceğimde zaten yoksun.
Sevgi ile doğdum.
Sevgi ile yaşadım.
Sevgi ile öldüm.
Seni kıskanmak ve sakınmaktan ibaret benim hayatım. Her şeyden ama her şeyden kıskanabilirim seni. Kolundaki saatten, oturduğun sandalyeden yahut kokladığın bir çiçekten…
Canlı veya cansız olması fark etmez. Sana benden yakınsa, seni kıskanmam için yeteri kadar mazeretim var demektir.Şimdi gece örneğin ve sen çok uzaklarımda bir kentte bensiz bir akşamı, hiç tanımadığım insanlar arasında geçiriyorsun. Onlarla konuşuyor, onlarla gülüyor, onlarla ağlıyorsun. Ben ise, sensizliğin akşamla çöktüğü ve yokluğunun deli fırtınalar estirdiği odamda seni düşünüyorum. Şimdi diyorum yanımda olmalıydı, gözleri yalnız bana bakmalı, sözleri yalnız benim kulaklarımda çınlamalıydı. Ama yoksun işte, bana sana dair hayaller kurmak kalıyor sadece ve zamana isyanlar savurmak alabildiğine.Ben seni hep böyle bekleyecek miyim? Sahi hiç vuslata dair bir umut yok mu? Sakın bana hayır deme… Bunu duymak istemiyorum. Gereken beklemekse, beklerim seni. Sonunda geleceğini ve benim olacağını bildikten sonra beklemekte nedir ki? Canıma minnet, ömrüme berekettir beklemek seni.Düşünsene o vuslatı. Canın canla buluştuğu ve sana biriktiğim çığlıkların sukün bulduğu, o anı bir düşünsene. Bak hayali bile telaşlandırıyor beni.Belki sana uzağım, hatta belki yasak. Ama hiçbirisi umurumda değil. Ben bir seni biliyorum sevilmeye değer ve sana adadım düşlerimi. İstersen mesafeleri ve yasakları kaldırırız aramızdan benim ya da girdabında korkuların gerçeklere teslim olursun.Ama sonu ne olursa olsun bilesin ki sevgilim, bu deli sevdalı sevmekten ve kıskanmaktan bıkmayacak hiçbir zaman. Aşkını gönlüme, hayalini gözlerime hapsettiğinden beri seninle atan kalbim, her daim seninle atacak… Bir gün buluşmak üzere…
Hayatta 2 umudum var biri özgürlüğüm diğeri sen. Özgürlüğüm için herşeyimi senin için özgürlüğümü veririm BİRTANEM.
Yanılgılar yalnız yaşanırdı ve sen her zamankinden daha çok yoktun.
Sensizliğin hiçbir türüne alışamadığımı bilirdin ama yoktun. Her zamankinden daha çok yoktun ve benim sana vurulduğumda kesilmemiş cezalara karşı nasıl savunmasız olduğumu bilirdin.
...
Kaç kez gittim senden.
Yine sana döndüm, her defasında sana döndüm; zemherilerde yere düşürülmüş bir çiçek kadar çaresizdim; üşüyordum ellerin olmayınca tenimde.
Yenilgiler yalnız yaşanırdı ve sen her zamankinden daha çok yoktun.
...
Kaç kez gittim senden.
Kendimden gittim. Tanımlanmamış yenilgilerimde tek bedeli sensizlikti de ben sensiz yapamazdım; yaşayamazdım iflasını gözlerimde.
İşte bu yüzden, yalnızca bu yüzden kaç kez yine sana döndüm. Kendimle döndüm, sen olmadın.
Her yeni buluşmada biraz daha benimdin ve sen her zamankinden daha çok yoktun.
Kim bilir hangi mevsimlerde unutulmuş bir şarkıydı dudaklarını kanatan.
Yanlış basan notalarda ben hiç olmadım, saklama sakın.
...
Kaç kez gittim senden.
Kendimden gittim sonunda. Tanımlanmamış yenilgilerdi. Bedeli sensizlikti de ben sensiz yapamazdım; yaşayamazdım iflasını gözlerimde.
Sen uzaklıklarda kendini arardın; benim yakınlıklarımsa yalnızca sanaydı.
Yanlış kurulmuş denklemlerde çözüm aramak yakışmazdı sana. Olmazdı, sevdiğim.
Her sözün ayrılık üzere fermanlandı ve sen her zamankinden daha çok yoktun.
...
Kaç kez gittim senden.
Yine sana döndüm, her defasında sana döndüm.
Ellerimi eski sıcaklığınla tutman yeterliydi, bilirdin ama sen her zamankinden daha çok yoktun.
Kaç kez gittim senden.
Kaç kez yine sana döndüm.
…
Anlatmak yetmez, sevdiğim; anlamak yetmez.
Bir gün sensizliği sana bırakıp düşersem toprağa, korkuyla uyanacaksın gecenin bilinmez bir yerinde. Gözlerinde çiğ tanesi ıslaklıklar.
Buz kesecek elin ayağın.
Sarsılacaksın!
Bir anı seçeceksin kendine; bu kez hayal olma sırası bana gelecek. Dudaklarında çok sevdiğimi bildiğin o şarkı: Seni Seviyorum...
Seni ne çok sevdim ben. Ne çok gözyaşı döktüm senin için. Geceleri sen yatağında meleklerin kanatlarıyla uçarken, ben penceremin önünde senin rüyana girmek için dua ederdim. Bir bakışına, bir dudak kıvrımında titreşen gülüşüne ulaşmak için dünyanın bütün çiçeklerini önüne sererdim.
Şiirler, şarkılar, sevgiler içimde tutuşan bir ateş; onun yangınında senin için kül kesildim. Ağır hastalar geceyi zor geçirir. Sabahı bekler kırgın yürekler, hasta umutlar, yalnız ruhlar. Yalnızdı gecelerim. Hastaydı gecelerim. Kan kaybından giden bir yaralı gibi umarsızdı gecelerim. Bir uçurumun kenarına beni taşıyan karabasandı gecelerim. Adına yalnızlık dedim. Sensizlik dedim. Sen beni bilmedin, beni tanımadın, beni sevmedin. Bu bir ölümdü, bu bir fermandı. Bıçak kesmez artık beni, ip asmaz, çeküller yüreğimi taşımaz. Yaşamak mümkün değil, yalnızlık karanlık kapılarıyla üstüme kapandı. Amansız acılar içindeyim.
Ey sevdiğim, ben seni ne çok sevdim. Dünya bildi, bir sen bilmedin. Yalnızlığın diğer adı aşka karşılık almamaktır. Kaçılamayacak kadar yakın, tutulamayacak kadar uzak bir yerdesin. Benim aşkıma yalnızlık kucak açtı. Senin yokluğuna dokundum, içim yandı. Odamın çıldırtan sessizliğinde sana seslendim. Yankısı döndü dolaştı, senin kapıların bana kapalı. Kendi sesim yine bana ulaştı. Anladım ki beni hiç duymayacaksın.
Sana sitem edemem. Sana kırılamam. Bir tek dileğim var senden, son bir tek isteğim. O da MUTLU OLMAN.
MUTLU OL SEVDİĞİM, BİRİCİĞİM, AŞKIM. NEREYE, KİME GİDERSEN GİT, YETER Kİ SEN MUTLU OL.
Sana baktığım zaman gözlerim kamaşıyor. İnce bir rüzgar esiyor saçlarının arasından, bütün denizler deviniyor. Binlerce güneş parlıyor gözbebeklerinde. Senin ışığın öyle parlak ki gökyüzündeki utancından eriyor.
Sana dokunduğum zaman sudan geçer gibi ellerim, senin beyazlığınla arınıyor. Yüreğimin içinden ırmaklar akıyor. Sana dokunduğum zaman nefes alamıyorum, soluğum kesiliyor. Sana dokunduğum zaman boyut değiştiriyorum. Bütün renkler yenileniyor.
Bir masanın başında oturuyorsun, elinde çay bardağı. Diyelim ki çay içiyorsun. Senin oturduğun masa birden anlam kazanıyor. Çay daha lezzetli, masa daha sevimli, bulunduğun oda huzur veriyor.
Sen yürüdüğün zaman bastığın kuru toprakta çimen bitiyor, çevrende güller açıyor. Kuşlar havalanıyor sevinçle mavi gökyüzüne. Senin el sürdüğün yerden bereket fışkırıyor.
Ah sevgilim... Yüreğimin ateşi, başımın dumanlı yüce dağı, dinim kadar imanım kadar güvendiğim ey güzel insan... Seni kimse benim gözlerimle görmüyor. Sana sıradan biriymişsin gibi, yüzüne bile bakmadan bir söz söylüyor, cevabındaki gizemi fark etmiyor. Seninle kurulan cennet umurlarında değil. Ama senin yüzüne bakıyorlar, onlara gülümsüyorsun, sana uzanıyorlar, ses etmiyorsun. Verdiğin nimetin farkında değiller. Ben sana niçin onlarla berabersin diye hesap sormuyorum. Ama onlar senin değerini bilmiyorlar.
Bunun adı kıskançlıksa evet... Seni kıskanıyorum... Ama bu, sana layık olmayanların vurdumduymazlığından kaynaklanıyor. Kimse seni bulunduğun yerden bir santim aşağıda göremez, görmemeli... İşte o zaman çıldırıyorum. Sana uzanan elleri kırmak, sana bakan gözlere mil çekmek istiyorum.
Sen burada, benim dünyamda, teksin, ulaşılmazsın. Sana ulaştığını sanan herkese lanet ediyorum. Çünkü onlar seni benim gözümle görmüyorlar.
Nereden ve nasıl geldiğini anlayamadığım bir duygu
Vücudun dengesini bir anda değiştiriyor
Sanki bütün organlarım yer değiştiriyormuş gibi
Ne yapsam, nasıl davransam dedirtiyormuş insana
Kısacası, aşk deniyormuş bunun adına
O kadar uzun ki anlatması, aslında tezatlık yaratıyor ismiyle
Eğer karşılığı yoksa, hala hayalden ibaret kalıyorsa
Çoğu gece rüyalarını süsleyip, kabuslarla uyandırıyor insanı aşk
Masum bir aşk nasıl kabusa dönüyor diye düşünüyorum
Onu her gördüğümde içimde karışık bir his doğuyor
Fırtınalar kopuyor yüreğim, ne var, o da bir bilse diye
Ama olmuyor, yapamıyorum
Ve her seferinde
Aklımda unuttum deyip, acı çekiyorum kalbimde
Acılarım çoğalmış gibi hissediyor
Aslında değişen tek şey
Şiddetlice duyduğum aşk oluyor
Ona kavuşamadığın her an, bir şeylerin ters gitmesine yol açıyor
Ve acıların sebebi de bu oluyormuş sanırım
Buna bir an önce son vermek istiyorum
Ama çok zor olduğunu bütün benliğimle biliyorum
Ya söylemeyi tercih ediyorsun
Ve bu da anlatması en zor olan şey zaten
Ya da ilişkilerinde hissettiğin şeyi
Kalbini parçalayan duyguyu durdurmaya çalıştım diyorsun
Kalbinde sessiz kalacak bu sızı, felaketin habercisi oluyor
Hıçkırıkların dinmeyeceği geceler
Sessizlik ve sızılarla ayık kalmaya çalışacağın gündüzler
Ve kısacası, aşk girdiği yeri ya damardan darmadağın yapıyor
Ya da gül bahçesine çeviriyor
Ve sen benim kalbimi gül bahçesine çevirdiğin için sana minnettarım
SENİ SEVİYORUM...
Nasıl mı seviyorum seni? Kimi zaman nefes almayı unutuyorum. Yanındayken bile özlüyorum seni. Sen öyle bir büyüyorsun ki içimde gün geçtikçe ben giderek sen oluyorum. Nasıl mı seviyorum seni? İyi dinle bak.
Delicesine nefret edersin. İçinden bildiğin bütün küfürleri sıralamaya başlarsın. Daha sonra gözlerinin içine bir bakar ki eriyip bitersin. Sanki daha önce küfür eden sen değilmişsin gibi bildiğin bütün küfürler yok olur bir anda. Geriye sadece tek bir şey kalır. Sonra özlemeye başlarsın deli gibi. Her baktığın yerde onu görmek istersin. Dünya daha bir güzel gözükmeye başlar. Yasak olduğunu bile bile sevmeye devam edersin. Yeri gelir adını anmaya korkarsın. Biri ya duyarsa ya o da severse onu diye. Oysa bilirsin ki kimse senin gibi dokunmadan uzaktan uzağa sevemez özleyemez. Sana ait olmayan bir şeyi hiç kimse kaybetmekten senin kadar korkamaz. Günleri dakikaları hatta saniyeleri saymaya başlarsın bir süre sonra. O yanında yokken adı kalbini daha çok attırmaya yarar. Delice beklersin onu göreceğin anı ve sadece uzaktan uzağa görebilirsin. En kötüsü de kocaman bir kahkahanın ortasında çıkar ya karşına yarım kalır gülüşün dudaklarında. Çünkü gözlerinin daldığı tek yer gözleri olmuştur çoktan...
Bak işte ben seni böyle sevdim...
Sevgilim!..
Sen gideli kaç saat oldu? Kaç gün geçti, kaç hafta..? Saymadım.. Bana yüzyıllar geçmiş gibi geliyor. Son anda sen giderken gözlerinin buğusunu bıraktın.. Şimdi sis içinde bütün dünya. Çiçekler gözyaşlarımı içti, sen onları kırağı sanırsın, çiy sanırsın.. Oysa hepsi benim gözyaşlarımla ıslak..
Sevgilim, özlüyorum seni.. Bir balta indirildi, içimden bir ağaç köküyle devrildi. Gözlerimden akan yaştan belli değil mi, içim kanıyor. Özlem bir bulut gibi sarıyor beni, kuşatıyor. Seni sevmek bir sonsuzluk gibi büyüyor içimde. Haftanın her gününe, geçen her saate senin adını verdim. Senin adınla başlıyor mevsimler, yıllar sen varsan içinde, geçerli…
Özlem bir yağmur gibi yağıyor üstüme. Damlalar yüreğime vuruyor. Gecenin karanlığında bir başınayım. Uykularım bölük pörçük. Bütün rüyalarımda sen.. Gözlerim kapanır kapanmaz gözlerin yaklaşıyor. Sonra bir rüzgar alıp seni, benden uzaklara götürüyor.
Geceler boyu sabahlayıp uğruna, boşluğa düştüğüm sevdiğim, bir tanem, göz bebeğim.. Yüreğimden mühürlendim sana.. Şiirler havalanıyor kuşlar gibi, şarkılar ağlıyor yokluğuna.. Sevgilim, hayatı sende buldum ben, tükenirsem sen tüketirsin beni.
Yoksun, gittin, tek başına koydun… Bu nasıl bir özlemdir, kendi gövdem ateşten bir gömlek.. Yanıyorum.. Yetti artık, yetiş n’olur dayanamıyorum.
Sayfa 1 / 2