Öğretmene sordum, ayrılık nedir? Bu dersi işlemedim, dedi. Şoföre sordum, ayrılık nedir? Bu yoldan hiç geçmedim, dedi. Çocuğa sordum, ayrılık nedir? Bu oyunu oynamadım, dedi. Aşka sordum, ayrılık nedir? Suskun kaldı..! Başını eğdi, ayrılık ölümdür, dedi...
Söz: Öğretmene sordum, ayrılık nedir? Bu dersi işlemedim, dedi. Şoföre sordum, ayrılık nedir? Bu yoldan hiç geçmedim, dedi. Çocuğa sordum, ayrılık nedir? Bu oyunu oynamadım, dedi. Aşka sordum, ayrılık nedir? Suskun kaldı..! Başını eğdi, ayrılık ölümdür, dedi...
Bu sözle oluşturulan resimler
Henüz bu söz için tasarım eklenmemiş. İlk sen oluştur!
Yorumlar (0)
Yorumlar yükleniyor…
Benzer sözler
Ayrılık Sözleri →Küçükken bir gün annem kalbim çok yorgun benim demişti o zamanlar annemin ne demek istediğini anlayamamıştım. Ama çok merak etmiştim annemin kalbinin neden her gün yorulduğunu bilmek istedim... Biraz yürüyünce ayaklarımız yorulabilirdi yada çok okuyunca kafamız yorulabilirdi ama insanın her gün gönlü nasıl yorulabilirdi? GÖNLÜM ÇOK YORGUN BENİM Annem bu lafı dedikçe bir köşeye çekilir annemin acısı ağrısı var sanıp ağlardım. Bir şey yapamadığım için de üzülürdüm. Gönül neydi annemin neresindeydi neden acıyordu ve yorgundu? Okulda bir gün yine derse dalmış öğretmeninin anlattıklarını dinlerken sanki koluma iğne batırılmış gibi birden sıçradım yerimde doğruldum ve gözlerimi de kulaklarımı da dört açarak öğretmenimin anlattıklarını gözlerimi kırpmadan dinlemeye başladım. Öğretmen dolaptan boynundan beline değin ön bölümü açık bir insan maketi çıkarmış masasının üstüne koymuştu. Makete bakıldığında bir insanın boyun bölgesiyle bel bölgesi arasındaki tüm iç organları açık bir biçimde görülüyordu. Öğretmen tüm organları tek tek tanıtıyor ve tanıttığı organın insan bedenindeki işlevini anlatıyordu. Önce yemek ve soluk borusundan başladı sonra akciğerlere kalbe geçti. Onu anlattıktan sonra mideyi bağırsakları karaciğeri dalağı en sonra da kaburgaları tanıttı ve anlattı. Merakla ve heyecanla sıranın gönüle ne zaman geleceğini bekliyordum. Öğretmen gönül ün hangi organımız olduğunu da anlattıktan sonra o da annemi sürekli üzen bu organı hem görecek hem de onun insan bedeninin neresinde olduğunu öğrenecektim. Öğretmen tüm organları anlattı ama bir türlü gönülden bahsetmiyordu merak ve heyecanımı daha fazla önleyemedim parmağını kaldırıp öğretmenine sordu: Öğretmenim gönül hangi organımızdır ve bedenimizin neresindedir? dedim. Tüm arkadaşlarım bu soru karsısında sasırdılar ve kimileri Gerçekten gönlümüz nerededir? diye kimileri Gönlümüz nasıl bir organdır? diye birbirlerine sormaya başladılar. Öğretmenimiz hem sınıftaki öğrencilerin hem de benim bu sorum karsısında dayanamadı gülmeye başladı. Sonra bana döndü ve sorumu yanıtladı: Gönül diye bir organımız yoktur evladım dedi. O gün derste üç şeyi anlayamamıştım. Önce Gönül organımız neremizdedir? sorusuna öğretmenimin neden güldüğünü anlayamamıştım. Sonra onun gönül diye bir organımız yoktur yanıtını anlayamamıştım. Son olarak da olmayan bir organının yorulduğunu hemen her gün söyleyen annemin bunu neden söylediğini anlayamamıştım. O gün eve gelince okulda öğretmenime sorduğum soruyu ve öğretmenimin bana verdiği yanıtı anlattığımda annemin neden güldüğünü de anlayamamıştım. Gönül ün ne olduğunu ve nerede olduğunu galiba ancak büyüdüğüm de anlayabilecektim... Ve işte büyüdüm ve ne yazık ki gönlüm çok yorgun benim.
Dönme Cam Batar Ayaklarına Eskiden ucuz tükenmez kalemler vardı, Tükeneceği bilinen, bitmeden haber veren, Ucunu nefesle ısıtınca hiç olmazsa birkaç cümle daha götüren! Sevgilim, eski sevgilim!... Bittiği anda biten bir tek seni tanıdım... Yaşamak küçük insanların büyük izler bıraktığı bir oyuna benzer bazen. Bittiği zaman eve dönemediğimiz, kaldığı yerden devam eden; insanların ya birbirleri için hayatta kaldığı, ya da birbirleri için hayattan kaçtığı bir oyun... İki yarım kalmış öykünün kaçak aşıklarının buluştuğu, buluşanların gözyaşı bölüştüğü ve her sevişenin gün gelip mutlaka dövüştüğü hayatın, yarısı uğurlamak sanki Doğaçlama acıların en çok yakıştığı yer, aşk Aşkın sokağı çıkmaz sokak! Sokakları yıkayan gözyaşlarının nedeni belliydi. Herkes hayatta birileri ile karşılaşır ve artık azalmaya başlar. Seni tanıdığımda anlamıştım bunu. Kışta kar'ın öncesi nasıl güneşse, sende de aşkın arkası öyle savaştı....Söz aşktan açıldığında göz her şeye kolayca kapanıyordu seninleyken. Aşk da aklımı kullanamıyordum ben, sadece sevmeyi becerebiliyordum... Ateş açtığın, kanattığın ve sonunda dönüp bakmadığın yaralarımı kendim öpüp okşuyor, sabahları öyle başlıyordum yeni güne. Yaralı olduğumu biliyordum, bir tek ne kadar döküldüysem ortalığa, o kadar çalındığımı, kalanları toplasam yeniden bir ben daha etmeyeceğimi O yüzden parçalarımı yapıştırmayı denemiyordum, iyileşmek diye bir şey varmaydı onu da bilmiyorum. En güzel yalanları kendime söylemeyi öğrenmiştim. Sihirli bir lambaydın sen ama ne senden cin çıkıyordu ne bende aşk bitiyordu. 'Gittiği yere gidiyordu bu aşk, sadece gittiği yere gidiyordu...' Hayatıma taşınan ve zamanla aşınan her şeyin tersine sen durmadan çoğalıyordun.... Gün geçtikçe yaram azdı, camdaki kelebeğin kanadını kıran çocuk, aşktaki geleneğin canını yakacağını bildiğinden yaramazdı. Böyle durumlarda bir şeyler düşünmek hiç işe yaramazdı diye söylenip duruyordum... Sever, gelir, gider, anlar . Her yönüyle duygulanan birinin hiç ağlamamış biriyle ilgili geniş zamanlı cümleleri sevmesi komikti biliyordum ama ben gülemiyor yalnızca ağlıyordum. Sevmek bazı insanlarda tek başına işe yaramıyordu. İyi kalbi keşfedilmemiş ve umudunu kelimelerdeki ecek - acak eklerine bağlamış insanlara tokat atmaktı sevap. Kendi yanağımı kendim kızartmıştım. Boşunaydı dersler, sınavlar, testler Notlar hep sıfırdı ''Aşk en çok yukarıdakilerden hangisi dedim , A şıkkıydı her zaman aşk!! Boş bıraktığın soruydu. ''Aşk en çok aşağıdakilerden hangisidir diye sordum, D hepsiydi cevap seçemedin doğruyu Sınıfta kalmalıydın sen Ben unutsam sen gitsen unuttum gitti diyecektim herkese, böyle kolayca yalan söyleyecektim her sorana. Ama bana kim doğruları söyleyebilirdi ki kendimden başka? İçimden bir ses yaralıyordu hep beni: senin sevgin onun yüreğinde büyüsün, o senin kollarında başka rüyalara uyusun, ayıp sana yaptığı! Ayıptı bana yaptığın İçime akacaktı zehir, dışına taşmıştı çünkü ayrıntıları unutacak kadar kaçmak istiyordum senden... Vurgunluk halinde durgunlaşan yüreğim, her şeyi duygulara feda edebilecek kadar saftı hala... Üstelik tüm biriktirdiğimi sende harcamış, tüm benliğimle teslim olmuştum sana. Ben seni tanıdıktan sonra aşkta el değiştirme mevsimi gelmesin diye dua ederken, senin gömlek değiştirme mevsimin bana denk gelmişti. Buydu en acı olan... Aşk'ın eşittir olarak kullandığı işlemlerde neden sonuç hep kesirli çıkar öğrenmiştim. Yaptığım tek doğru şey, en büyük yanlışımdı benim. Çünkü yanlış birini doğru bir aşkla sevmiştim. Yanlışlar doğruları da alıp götürdü hep Kendime söyleyecek çok lafım var, sana söyleyecekse sadece birkaç satırım... Benden uzak yeni yerlerde, orada doğmuşçasına tanıdık dur artık her gördüğüne selam ver, yanına her gelene çocukluk arkadaşınmış gibi hemen alış, dök içini iyi tanıdığın yabancılara, imren gördüğün en uyumsuz aşklara! Yeter ki bana kalbimi kırdığın yoldan geri dönme cam batar ayaklarına!.. Bir yerlerde bitiyor ağızda söz, hayatta umut, yürekte aşk.. Elinde kalemle baş başa kalıyor insan ; hani o bitmeden haber veren, ucunu nefesle ısıtınca hiç olmazsa birkaç cümle daha götüren anladım ki sevgilim, seninle bitek cümleyi dahi tamamlayamamışım ben! Giderken en sevdiğin şarkıyı söyle bana, benim en sevdiğim şarkı olmasın ama.
🧑🏻🦰: Ayrılırsak ne yaparsın? 👨🏻: Eski sevgilime giderim. (Ertesi gün ayrılırlar. Erkek, kızın evine giderek kapısını çalar.) 🧑🏻🦰: Ne arıyorsun burada? 👨🏻: Ayrılırsak eski sevgilime giderim demiştim.
Ben mi oldum şimdi tek suçlu sevgili. Sen verdin ayrılık emrini. Hatırlıyor musun beraberdik kalkmıştık "Sevda Sahuruna" seninle ve "Ölene kadar" demiştik bizim orucumuz. Oysa sen küçük çocukların orucundan tutmuşsun meğer. Sadece "öğlene kadar" ve benim orucumu da sen bozdun ayrılık haberinle. Sadece dört kelime... "Ayrılık İçin İftar Vakti..."
Gözlerine yandığım, kurban olduğum tek varlık! Seni öyle çok seviyorumki. Sen benim şuan seni umursamadığımı, Başka adamlarla başka insanlarla olduğumu düşünüyorsundur. Ah be ömrüm bir bilsen ölüyorum. Köpekler gibi acı çekiyorum. Deli divane oldum. Sana öyle görünmek zorundayım, mecburum. Çünkü sen ve ben diye birşey yok. Bu en başında belliymiş. Ama olabilecek en acı şekilde öğrendim. Kalbin öyle güzeldiki. Öyle güzel sevdiki beni kopamadım. Çok sevdim seni ben be vicdansız. Hırsımdan hep bağırdım, kıskandım, vurdum. Bağıra bağıra gittim. Bağıra bağıra terkettim. Bağıra bağıra beddualar ettim. Yana yana istemiyorum dedim. Yana yana seni onlara bıraktım. Şimdi ölüyorum. Hergeçengün tüm insanlığımdan; Tüm gülüşümden; Tüm heyecanımdan; Tüm yaşamımdan. Duyamam sesini bu yakar beni; Göremem seni bu bitirir beni; Koklayamam seni bu öldürür beni; Aşkım diyemem sana bu sokar beni kara toprağa... Gönlümün tek sahibisin nerden bileceksin. Söylesene!! Hangi ten senin teni unutturabilir? Hangi tene dokunabilirim ki! Bu ten sana aitken kim dokunabilir ki bana? Hangi kalp değerki kalbime? Şimdilerde; Ben her omuzda ağlarken, sen güldüğümü sanıyorsun. Ben acı çekerken, sen sevgimi hiç haketmemiş diyorsun. Gitme dedim. Bırakma dedim. Sıkıca tut dedim. Gittin.. Belki başka tenlere, belkidae olması gerektiğini düşündüğün yere. Ama gidişin bile adiceydi. Hiç yakışmadı. Başka bir maşa. Allah'ım dedim açtım ellerimi; "Ey rabbim bu canı sen verdin bana Bense kalbimi ona verdim. Verdimde neden sevdirmedin. Bu kadar mı kötü kulundum" diyebildim. Bildim gidişinin bile oyun olduğunu ama diyemedim birşey Bu kadar silmişsin beni neden daha acı vereyim dedim ve gittim. Hatırlar mısın? Sadece; bir gün, başka bir şehirde, bir kaç dakika görebilmiştin beni. "Sen olmayınca nefes alamadım AŞKIM, Duramadım oralarda sensiz. Sensizliği düşündüğümde ölüyorum" dedin Umarım herkes mutludur, gurur duyuyorlardır başarılarıyla... Sensiz bir dünyada gözlerimi kapatıp rüyalarımdaki senle sonsuza dek orada kalmak istiyorum. Başarabilir miyim dersin?
Ayrılık, bir kez yaşandığında insanı değiştirir. Her ayrılık, bir sonrasını düşünmeyi, özlem duymayı, hatırlamayı öğretir. - Nâzım Hikmet